şükela:  tümü | bugün
  • geçen hafta yaşadığım muhafazakar sayılacak bir ilçede bana denk gelen 15-17 yaşındaki 2 erkek 3 kız çocuğu koreli misyonerler...

    yolda kırık türkçeleri ile merhaba merhaba diyerek yanaştılar. kırık türkçesi ile erkek çocuklardan birisi incilden bir şey okumaya başladı. yüce isa v.s..

    hemen anladım bunların misyoner olduğunu, ve “bunların anasını sikmesinler şimdi burada” refleksi ile çocukları ofisime davet ettim.

    ingilizce çat pat bir şeyler anlatmaya çalıştım ama onlar hala tehlikenin farkında değildiler..

    sonra aklıma iphonedan çeviri geldi. .

    türkçe-korece; sakın burada isa’dan ve hristiyanlıktan söz etmeyin . buranın halkı müslüman ve size büyük tepki gösterirler.

    hemen buradan gidin. size dostça bir uyarı yapıyorum. dedim.

    neyse ki anladılar ve lokantada yemek yedirdim, ilk önce kalmak istediler ilçede sonra ondan da vaz geçip en son selfie çekilip gittiler.

    ve böylece büyük bir skandalın önüne geçmiş olduk.

    sonuçta her türlü dinciliğe karşıyız..

    edit: çekilen selfie görmek isteyenler var. merak eden olursa özelden atarım koreliler’i.
  • bana da takıldılar bir ara. sonra onlara kuran-ı kerim'i yırtan kızın resmini gösterip stv dizileri izlettim. kelime-i şahadet getirip müslüman oldular. şimdi bitlis'te bir camide müezzinlik yapıp ayda 3600 tl maaş alıyorlar.
  • şimdi buraya epey uzun bir entry yazacağım okumak istemeyen sondaki özet kısmına da geçebilir.

    olayları kronolojik sırada ve tüm ayrıntıları ile yazacağım ki herhangi bir eksik kalmasın.

    2017 temmuz ayında yani geçtiğimiz temmuz ayında istanbul mecidiyeköy'deki profilo avm'ye telefonumu tamir ettirmek için gittim. burada türk insanlarının yapısı ile alakalı araştırma yapmak istiyoruz diyen üç koreli kadın yanıma geldi. bana kimsenin ingilizce bilmediğini benim iyi konuştuğumu iki dakika yardımcı olup olamayacağımı sordu, ben de peki dedim ve anketi doldurdum. anket dediğim bu arada boş kağıda şekiller çiziyorsunuz. ad yazıyorsunuz ve bir de numara. (numaramı da yazmasaydım keşke yazdım bir kere)

    aradan bir hafta geçtikten sonra beni aradı biri, dedi ki kişilik analizini yaptık almak isterseniz beşiktaş tarafında oluyoruz biz sana yemek de ısmarlamak istiyoruz yardımcı oldun bize dedi. ben de yemek varsa gidilir dedim ve gittim. buluştuk beşiktaş'ta oturduk bir pizzacı vardı barbaros bulvarındaki yokuştan çıkarken solda kalıyor. orada sonuçları bir verdiler bana, bakıyorum bakıyorum benim yani net her şeyimi çıkarmışlar. ben o testin sonucunu görünce etkilendim sordum direk siz nasıl yaptınız bunu diye. iki kişilerdi onlardan biri ben eğitimini aldım yıllarca burada da temelli kalabilmek adına kendi ofisimi açacağım dedi. (bu kısım aklınızda kalsın bir.) normalde kore'de terapi ücretim çok yüksektir ama burada tanıtım yapmak için ücretsiz alacağım pek çok kişiyi sen de onlardan biri ol dedi. ben de diyorum ki korelidir zararı olmaz herhalde hafta sonu oturup bir saat anlatırım dedim. kalktım yanlarından.

    tarih olarak temmuzun ortalarından sonuna doğru geldiğimizde ben haftada bir gün bu kadını görüyordum. kadına ben anlatıyordum o dinliyordu, sadece not alıyordu kağıdına. derken temmuzun son günlerinde yani ya 29 ya 30'uydu arkadaşlarım ile oturalım hep birlikte onlarla da tanış dedi. tamam dedim neden olmasın. yine buluştuk beşiktaş'ta 5 kişi geldiler ben ve kadın haricinde. ikisi türk (bir kız- bir erkek) ve üçü koreliydi(iki kız- bir erkek) gelenlerin. türk olanlarla muhabbete girdim ben direk erkek olan "benim de boş vaktim vardı, tanıştım iyi insanlara benziyorlar" dedi. (bu kısım aklınızda kalsın iki.)

    o günden sonra her iş çıkışında (evim kadıköy'e çok yakın) hadi kadıköy'de hep birlikte buluşalım diye beni çağırmaya başladılar. bir de her şeyi ısmarlıyorlar nasıl hoşuma gidiyor. derken bir gün sen inanıyor musun diye sordu bir tanesi bana. ben de dedim ki allah'a inanıyorum ama dinlere inanmıyorum. direk cevap verdi ben de sadece allah'a inanıyorum ne güzel düşünüyorsun diye. içimden dedim iyi bari başımın etini yemeyecek. bunu diyen benim ya bir saat sonra derdimi anlattığım terapist kadın dinlerle aran nasıl dedi. ben yine aynı cevabı verdim o da diğer kızla aynı cevabı verdi.

    aradan iki gün sonra elinde incille geldi terapist kadın hadi bu sefer bir şeyler okuyalım diye. iyi dedim okuyalım.(gram umurumda değil, bedava yiyorum içiyorum) bana önce bir uygulama indirtti. "bible+" app store'da da play store'da da var. başladı karışık bir oradan bir buradan okumaya. ben de diyorum haklısın, çok doğru, o kadar doğru ki falan diye. dediği şeyler de tanrı çok iyi şeytan hep işleri bozdu, ah cizız vah cizız. o gün bir şey demedim artık. sonra dışarıda hep bir buluşmalara incil getirmeye başladı. bir baktım bu "ben de yeni tanıştım" ayağı çeken eleman bildiğin bunları daha önce dinlemiş ve destekliyor. o an dedim "burada bir pislik dönüyor dur bakayım bir şey çıkacak mı?" bunlar zaman ilerledikçe sürekli sürekli incil muhabbetine vurdular olayı, bunlar konuşuyor ben yiyip içip arkadaşlarımın yanına geçiyorum.

    ağustos ayında artık tertemiz bir işsizdim. bir yandan nasıl para harcamasam ve nasıl vakit geçirsem derken içimden dedim koreliler ile takılayım da bedava yer içerim. başladım gün içinde de buluşmaya. zaten ola ki ararsan direkt gel de bir şeyler ısmarlayayım diyorlar. ağustosun sonuna doğru kadın dedi ki senin incili dinlemenden çok etkilendim seni bir büyüğümüz ile tanıştıracağım. dedim iyi olur getir. yalnız bunu dediğim gibi adam oturduğumuz kafede belirdi. geldi dünya görüşün nedir falan diye sordu, konuştuk biraz başladı bu da çok hoşuma gitti söylediklerin ben seninle daha çok vakit geçirmek isterim diye. sırf göt kaldırıyorlar peygamber yaptılar beni bir ayda. doğum günüm ağustos ayındaydı illa dediler ki evine gelelim her şey bizden. ben de konuştum arkadaşlarla dedik gelsinler biz sonra buluşuruz diye. geldiler eve aman allah'ım pastalar, yemekler, hediyeler.(hediyelerin toplam tutarı 400 lira vardır rahat) içimden dedim bunlar bu kadar yatırım yaptı bana beni bırakmazlar ben azardan tüyeyim. azardan başladım bana yol verin demeye.

    ağustos ayının sonuna geldik bunlar geldi dedi ki sana iş bulduk en iyisinden git de bir görüş. harbiden de kore firmasından normalde kazanacağımın 3 katı maaşlı iş bulmuşlar. teklif öyle olunca dedim ben gireyim bu işe iyi para kasarım.(iş yeri çalıştığımın ikinci ayında battı.)

    başladım ben çalışmaya, çalışma saatleri çok güzel, iş şartları çok güzel ben de devam ediyorum. bu sırada bu totalde 7 koreli (her şeyi bildiğini iddia eden abileri, terapist kadın ve 3 işlevsiz koreli ile 2 türk) iş çıkışlarıma geliyorlar sürekli kahve ve yemek ısmarlıyorlar.

    eylül'ün sonuna doğru bunlar geldi biz ofis açtık seni de bekliyoruz diye. ne yapıyorsunuz ofiste dedim, türkler ile kaynaşıyoruz sen de gel epey insanla tanışırsın dediler. iyi dedim gittim ben de ve içeride bunlar haricinde 7 türk daha vardı. ofis dedikleri şey bildiğin sınıf yalnız sıralar var ve beyaz tahta var duvarda büyük. bunlar herkesi oturttular başladılar bana anlattıklarını millete anlatmaya. içerideki insan profili ise hep dinen kararsız kalmış benimle yaşıt veya biraz büyük veya küçük yaşta olanlar. o gün bir şey demeden kalktım gittim.

    bu sırada iş yerinde düşünüyorum bu insanlar bildiğin misyoner gençlerin kafalarına girecekler. derken oradaki kadın olan türk bana mesaj attı müsait misin diye. dedim buluşayım ne diyecek diye. bir başladı anlatmaya; dikkatli ol bu insanlara bir kere bulaştın mı kendini kurtaramazsın, her bilgine bir şekilde ulaşıyorlar, seni zehirliyorlar yalan yanlış şeylerle diye. ben de sen rahat ol dedim bana bir şey olmaz. ben direkt sordum sen niye bu insanlarlasın diye? meğerse kıza aylık 6 bin lira veriyorlarmış onlarla çalışsın diye. arkadaşlar "6" "altı" büyük harflerle yazıyorum altı. kızın da o paraya gerçekten ihtiyacı var o konulara girmeyeceğim.

    bir gün sonra gittim ben ofise yine ama nasıl kuruldum, içimden diyorum ben bunlara pislik yapacağım. başladım sözde "derste" anlattığı her şeye muhalefet olmaya. rahat rahat da muhalefet olabiliyorum o konuları okuduğum için önceden. o her şeyi çok bilen bir sinirlendi elindeki tahta kalemini tahtaya vurarak " yeter artık sus veya defol" dedi. içimden dedim aha herkes gördü gerçek yüzünü. başladım mağdur ayağına ben öğrenmeye çalışıyorum siz ne yapıyorsunuz diye. çıktım ofislerinden o gün.

    bir gün sonra yine geldim bir baktım kimse kalmamış sınıfta. nasıl sevinçliyim içimden diyorum sıçtım ağızlarına. gittim bir de dedim ben de gelmiyorum artık beni aramayın da sormayın da diye. sen misin bunu diyen sevdiğim kız vardı o zaman ona beni ifşa etmeler (bak onun çok sevgilisi oldu o şöyledir böyledir zart zurt diye). bende film koptu tabi. aradım sözde terapisti (iki ay oldu ofis falan yok ortada hepsi uydurmaca) başladım saymaya "beni veya benimle ilgili bir şeye bir daha karışırsanız yakarım ofisinizi" diye. yalnız ciddi ciddi elime alacaktım sopayı girecektim öyle şeyler demişler ki kıza. ondan sonra beni bir daha aramadılar. yalnız kızdan öğrendiğime göre oturduğum evin sahibine bakmışlar falan bana ulaşmak için niyetleri varmış ama korkuyorlarmış türk kızdan öğrendiğime göre. ben de dedim kıza isterlerse denesinler görelim neler olacak diye.

    sonuç: bu hayatta bedavacı olmak kötü sonuçlanıyor ve insanlara sırf ırkları sebepli olumlu veya olumsuz ön yargılı yaklaşmamak gerek. misyonerler orospu çocuğudur.

    tavsiye: burayı okuyan kore hayranı insanlar varsa türkiye'de bulunan koreliler'e karşı dikkatli olsunlar incil muhabbeti açıldığı gibi uzaklaşsınlar. benim gücüm vardı belki ondan az zararla kurtuldum ama çok daha büyük zararlara yol açabilirler. hemen aile ile paylaşılmalı bu muhabbetler ayrıca.

    özet: misyoner koreliler iyi niyetli yaklaşarak türkiye'de insanları hristiyan (her korelinin kendi yorumladığı hristiyanlığı var bu arada) yapmak istiyorlar ve gerçekten çok profesyonel yapıyorlar bu işi ben de bu tuzakların arasından çıktım.

    not: isteyene özelden hangi topluluk olduğu gibi bilgileri verebilirim ancak önemli olan isimler değil de bu tiplerin tümünün insanları zehirlemeye çalışması, çünkü amaçları din yaymaktan ziyade mürit toplamak. fetö gibi pislikleri temizlerken bir de bu tiplerle uğraşmayalım.

    bu insanların fetöden tek farkı henüz devletimizi kandıramamış olmaları.
  • geçende bir tanesi kadıköy metro çıkışında arkadaşımı beklerken yanıma yanaştı. "ben var gelmek" seviyesinde türkçe konuşan, yirmi yaşında sempatik bir velet. "hıristiyanlıkla ilgili bir şeyler anlatabilir miyim?" dedi, "anlat" dedim. işte insanın içindeki kötülük, the original sin, salvation mevzusu falan, en basmakalıp cümlelerle hıristiyanlığı özetledi. zaten beklemekten canım sıkılmıştı, türkçe de tuhaf ve sevimli gelince sesimi çıkarmadan 3 dakika dinledim. bir ara "sen de yaratıcıya inanıyor zaten, evet mi?" dedi. "hayır" dedim. konu orada kapandı. sonra merak edip "bunu neden yapıyorsun? amaç ve beklenti ne?" dedim, ya anlamadı ya da anlamazdan geldi. ingilizce sordum yine cevap vermedi. aslen koreli olduğunu, amerika'da okuduğunu ama bir süredir burada yaşadığını falan anlattı. sonra tanıştık, isimlerimizi söyledik, tokalaştık, gitti.

    benim anlam veremediğim nokta, 2016 senesinin kapitalizmi içerisinde bir ülke vatandaşının başka bir ülke vatandaşını kendi dinine ikna etmesinin motivasyonu tam olarak nedir? avrupalıların sömürgecilik çağında afrika toplumlarını hıristiyanlaştırmasının, peygamberlik döneminde islamiyetin cihat ekseninde yayılmasının mantıklı ve gayet materyalist bir açıklaması var ama bunun açıklaması ne? "benim dinim süper, o yüzden herkes inansın istiyorum", bu yüzyılda komik kalan çocuksu bir istek değil mi? dahası, misyonerlik yaptığı ülkenin dilini bile konuşamayan yirmi yaşında bir velet, metro çıkışında ayak üstü insanlarla konuşarak onları din gibi benliğin sarsılması en zor öğesini değiştirmeye beş dakikada nasıl ikna edebileceğini sanıyor? ya bir kere sen caucasian bile değilsin olum, sarı ırksın. zaten seni de misyonerlikle hıristiyan yapmışlar. sonuç olarak bu şapşikler çok mu saftirik, yoksa ortada başka bir şey mi dönüyor, inanın anlayamadım. bir grup insanın bu kadar gerzekçe bir işe kalkışmasını mantığım kabul etmedi.
  • dün bakırköy meydanında cesurca piyes sergileyip ilahi okudular. çok şirinler bu kadar sempatik başka bir halk olamaz. anneme isanın çektiği acılardan bahseden bir tanesini annem neredeyse müslüman yapacaktı, zor aldık elinden.
  • her toplumun misyonerleri var ama korelilerinki gercekten dikkat cekecek sekilde.

    kendileri ile ilk karsilasmam seneler once nyc'de ayni evi paylastigim yarim yamalak ıngilizce bilen japon kizin meet up gruplarinda ucretsiz speaking club vs gibi etkinlikleri takip etmesi ile basladi. haftanin 4 gunu kiliseden ziyade dershaneye benzeyen binalarinda partiler, yemekler, kore filmleri aksami,seminerler, oyun geceleri vs derken ben de ne kadar sirin insanlar demek ki koreli- amerikan imajini oturtmak veya gercekten bir tur sosyal veya ekonomik ag kurmak icin yaptiklarini dusunmustum. gelen her kisiye bir aydan sonra yavas yavas dini konulara girmeye basladiklarini, kisinin artik zaafi neyse onu kullanarak etkilemeye calistiklarini ve urkutmeden incil hediye ettiklerini fark etmistim ama bana karsi hic adim atmadiklari icin emin olamayip bos vakit eglencesi olarak cok nadir ugramaktaydim.

    sonradan bizim japon kiz kore-kilisesine girdi, beni beni bihter'ini begenmedi, neden gelmiyorsun insanlar cok guzel insanlar, kacarak sanki onlar kotucul insanlarmis gibi davraniyorsun ve beni de utandiriyorsun demeler. bana surekli ıncil guzellemeleri yapmasi, yurtdisindan gelen ve bilhassa dil bilmeyen ogrencilere yonelik iste speaking club, nyc a hos geldin partisi vs gibi minik tuzaklar kurmalari. ıyi dil bildikleri halde dil kurslarinda takilip avlanan koreli bekar kadinlar.

    ısin ruhani yonunu bilemiyorum ama gozumun onunde 4-5 ay icinde bir transformasyon yasandi ve sistemleri nedense cok da tanidik geldi bir yerden.
  • 6000 lira verdikleri yazılmış. merhaba sayın koreli misyonerler. kutsal kitaba oldukça hakim, protestan ahlak anlayışına sahip bir agnostik olarak 6000 lira karşılığı sizinle çalışmaktan zevk ve onur duyarım saygılar. (6000 lira ne la aylık. nereden baksan 3 ayda bir böbrek parası çıkıyor)
  • sene yanlış hatırlamıyorsam 2003.
    ankara’da dolmuşla kızılay’a gidiyorum. mahallemizde uluslararası bir okul vardı ve her milletten insanlar yaşardı. dolmuşa 3 koreli bindi ve insanlarla sohbet etmeye başladılar. bizim türk insanı da yabancılara türkçe şeyleri söyletmeyi çok sevdiği için dolmuştaki herkes korelilere türkçe kelimeler öğretmeye başladılar.
    5 dakika geçtikten sonra koreliler’den birisi cebinden bir not çıkarıp “isa sizi çok seviyor” demeye başladı.
    neyse ki ankara’nın nezih semtlerinden birisinin dolmuşuydu da kimse saldırmamıştı. sincan dolmuşunda aynı cümleyi kurduklarını düşünemiyorum.
  • yıl olmuş 2018, hala isa musa...
  • (bkz: moon) inancı zayıf olan gençleri misyoner faaliyetlerde kullanmak için tarafına çekmeye çalışan kişilerdir.
    başta sıcak davranırlar sonradan yakanızı bırakmazlar dikkat etmek lazım

    ayrıca orhun anıtlarından şu kesit daha açıklayıcı olacaktır: ‘çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. tatlı sözle, yumuşak ipek kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. yaklaştırıp, konduktan sonra, kötü şeyleri o zaman düşünürmüş.’