şükela:  tümü | bugün
  • the phantom coach olarak da bilinen (ingilizcede en azindan) bir victor sjostrom filmi. ic ice gecmis flasback'ler ve (en azindan 1920 standartlarina gore) super gorsel efektler (tamamen superimposition ile elde edilmis ama iyi becermisler) oldukca seyredilebilir bir eski film
  • 1921 isveç yapımı sessiz (hadi ya) film.

    bir ölüm meleğinin dramı... ya da ölüm melekliğinin dramı... melek dediğime bakmayın; her ne kadar siyah kukuletalı pelerini ve tırpanı ile bildik azrail eşgaline tıpatıp uysa da senin benim gibi bir insan aslında, bu işi yapan. en azından ölene kadar. efendim hikayemize göre o sene ölen son kişi bir sonraki yılın ölüm hasadını yapmakla görevlendirilir. bir nevi sözleşmeli azrail. kendisi de bu görevi o senenin sonunda aldığı son cana devreder. yılbaşı gecesi yani. merry christmas!

    bu çerçeve içinde bir aşk hikayesini anlatıyor film. genç kız adama aşık olur. serserinin, pisliğin biridir adam. sene 1921 de olsa gönül hep boka konmaktadır. adamı hizaya getirme derdine düşen kız, daha adama onu sevdiğini söyleyemeden adamın evli olduğunu öğrenir. üstelik kayıp karısını arayan, vefalı da bir pisliktir. günler günleri kovalar ve adam bir yılbaşı gecesi ölür. evet o sene ölen son kişidir. haydi bakalıııım...

    film bugün için bile karışık bir kurguya sahip. flashback içinde flasback'ler. o flasback içindeki paralel kurguda bir diğer flashback derken kafa sepet olabiliyor.
  • alegorik bir film ve her alegorik film gibi elbette didaktik. esasen morality play denen, ahlak dersleri veren ve insanı tanrıya yaklaştırmaya ve daha iyi bir hıristiyan (insan demedim dikkat ederseniz) haline getirmeye çalışan tiyatro geleneğinin bir uzantısı olarak da görmek mümkün.

    iyilik, kötülük, günah, ölüm ve elbette kefareti müteakiben ruhun kurtuluşu, istiklal marşı ve kapanış, trt'nin sinyal görüntüsünün karıncalı bir hışırtıya dönüşmesi. ilginçtir, çocukken onu da bir süre izlemiş ve ekrandaki noktalardan anlamlı şekiller çıkarmaya çalışmıştım. alıklık baki.

    filme dönersek, insanın 1921 yapımı olduğuna inanası gelmiyor. elbette teatral yanı ağır basıyor, kamera imkanları kısıtlı, anca bir yandan diğerine dönüyor, montaj çoğu yerde sadece noktalama işareti görevi görüyor falan ama yine de ışık ile yaratılan dramatik etki, görüntü kalitesi, çerçeveler derken bugün de izlenebilecek bir film yapılmış. sessiz film olduğu için, saniyede en az iki kesmeden azına tamah etmeyen sıkılgan izleyici izlemez elbette ama izlenebilir bir film mi? kesinlikle evet. süperempoze ruh ve ruh götürgeci efektleri de cabası.

    anlatı, üç seviyeye kadar iç içe geçiyor (mise en abyme) ve bu teknik birden fazla kez kullanılıyor, klasik hollywood anlatılarında asla göremeyeceğimiz bir sertlikte üstelik, pat diye geçiş yaparak. günümüz sinemasının favori geçiş aracı müzik de olmadığından izleyicinin zihninin daha bir aktif hale gelmesi gerekiyor ki hikayeyi kurmaya devam edebilsin. o dönemin seyircisi filme ilgi göstermiş midir bilemiyorum şimdi bakmaya üşendim ama göstermişse bu anlatı tipini çözmekte sorun yaşamamış demektir. bu da günümüzün kolay izlenebilirliği en önemli unsuru olan anaakım yapımlarından başka bir şey izleyemeyen izleyici için tuhaf bir ironi oluyor.

    isveç sinemasının tarihi yüz aklarından biri kesinlikle. içerik olaraksa elbette bana hitap etmiyor. ne o öyle içki bütün kötülüklerin anası geyiği. bir yeni yıl filmi olarak insanın aklına bir yandan da it's a wonderful life'yi getiriyor elbette.
  • --- spoiler ---

    (bkz: the shining/#53358862)

    --- spoiler ---
  • büyüleyici bir atmosfere sahip 1921 yapımı isveç filmi . filmin kurgusu, flashback tarzı anlatım ,görsel efekt kullanımı ve bir sessiz film için abartıya kaçmayan doğal oyunculuklar bu filmi sessiz sinema dönemi için önemli yapıyor . puanım 8/10
  • evrensel olmak ,zaman kavramını yıkmak böyle olsa gerek .tıpkı filmde 1 gününün 100 yıla bedel olduğu söylenen "ölüm" gibi...

    bir roman okuduğunuzu farz edin ;arka fondan böylesi bir tını duyduğunuzu.

    filmin dramatik yönü ağır bassa da fantastik öğelerle süslü bir korku filmi olduğunu kabul etmek gerekir. çünkü sessiz film döneminde çekilmiş çoğu korku filmi gibi mesaj veren ve melodram içeren ama sahip olduğu ana hikaye ile korku hissi uyandıran bir film. şu anda çoğu kişiye komik gelebilse de kullandığı çifte pozlama tekniği dönemine göre çok başarılı. yaklaşık 100 yıl öncesinin filminde; yerde yatan bedenin, içinden bir ruhun çıkmasını izlediğimiz sahnenin çekilmesinin gayet cesurca olduğu söylenebilir.

    gözlerinizin önüne keder, elem, ızdırapla dolu van gogh tablolarının geldiğini . işte tahayyül edebildiğiniz bu an tüm filmde olan . süperempoze tekniğinin ve tiyatrodan bir kesitmiş gibi sunulan sahnelerin güzelliği de bir sinema filminden çok bir temaşanın izlendiği hissini veriyor ki en önemlisi de filmin inanç ,vicdan , kader ve kederle örülü insanın kendine yazılan yazgının hem kahini hem kurbanı mı olacağı yoksa eline geçen tek atış hakkı olan hayatta ipleri eline mi alacağını ( veya neden alması gerektiğini ) sadelikle anlatması... victor sjöström' un oyunculuğu da apayrı bir yerde.

    not : . ayrıca filmin, 1958 yapımı aynı isimli bir yeniden çevriminin de var.