şükela:  tümü | bugün
  • garip bir edebiyat. sadece ruhsal bir göndermeden ibaret değil, aynı zamanda çeşitli kültürel farklılıkların toplumların dokusuna nasıl işlediğinin bir başka göstergesi, korku-ölçerdir.

    örneğin batı'dan doğu'ya doğru uzanan yelpazede en belirgin korku nesnesinin "değişim" olduğunu gördüğünüzde bunun toplumsaldan ayrıştıralamayacak bir done olduğunu görebilirsiniz. ay dolunken kurtlaşan adam, kan içerek yarasaya dönüşen kadın, canlanan kerpiç heykeller.. orta avrupa'nın en belirgin korku izlekleridir. doğu'nun doğaüstülüğüne karşılık batı'da korku daha metafizik bir boyut taşır. maturin'in, lewis'in korkunçlukları, doğaüstü bir yaratık olmaktan çok metafizik bir kötülük olan şeytanın egemenliğinde, yolundan çıkan kişilerce belirlenir. shelley'lerde, byron'da bu metafizik kötülük, ingiliz romantiklerinin katoliklik ve papalık'a odaklanan din karşıtlığı ile ivme kazanarak gelirşi, dr. frankestein'ın yaratığı ise, insan zekasının çığrından çıkmasının bir belirtisi olarak yarattığı canvarda alegorik bir kimlik kazanır.

    aynı çizgi rappaccini'nin kızı öyküsünde de bulunur. ingiliz ve amerika'lı yazarların, öykülerinde katolik ispanya ya da italya'da metafizik kötülük odakları yaratmaları hiç de sıradan bir seçim değildir. katolik irlandalı ya da irlanda asıllı yazarların bu konuda en ürpertici ve kan dondurucu öyküleri yaratmaları ilginç bir noktada duruyor olabilir.

    doğu'ya yaklaşırsak 1001 gece masalları geceleyin dirilen, gemilerini yöneten ölülerini dirilten çeşitli canavarlara kadar, korku ögelerinin cirit attığı bir yapıttır. asıl değinmek istediğim nokta bu öykülerde ne değişim ne de metafizik bir açıklama göremeyeceğimiz gerçeği. çünkü doğu'da korku nesneleri hep kendilerinden varlık'lardır, doğaldır, doğa'nın yarattığı öğelerdir. üstelik uzak doğu'ya gittikçe bu benzerlik yine görülür, çin edebiyatı'nin tilki kadınları, yağmur kadınları, ejderhaları bütünüyle doğal varlıklardır. kendiliğinden bir tür biyolojik sınıf oluştururlar.

    kısacası batılının supernatural dediği şey, doğu için doğal olandır. hortlaklar da, öteki dünyada yerini bulamamış, bu dünyada yaşamaya mahkum edilmiş ruhlar değil, ölümde-yaşamı-sürdüren varlıklardır. aynı sebeple, ve aslında bu nedenle lafcadio hearn'in öyküleri, kendisinin uzakdoğuyu çok iyi bilmesine ve yıllarca orada yaşamış olmasına karşın, özünde uzakdoğu'da yaşayan batılı öykülere işaret eder.

    aramaya inanan not: sözlükte bu konuda başlık açılmaması garip bulmam hasebiyle, aramaya da inanan bir insan olarak mevzuların incelendiği başka bir başlık varsa, ses ediverin. yoksa mevzuya buradan devam edeceğim.

    ayrıca yiğidin hakkı: (bkz: giovanni scognamillo)
  • bu edebiyatın en önemli eseri, kahkaha ata ata adamın üstüne koşan saba tümer, isimli eserdir.
  • sözkonusu edebiyat türü ile ilgili giovanni scognamillo ustanın doksanlarda çıkmış(doksandört yada doksanbeş olabilir) dehşetin kapıları isminde bir araştırma kitabı bulunmaktadır.
  • the unnamable'da birazcık açıklanır. korku duygusu elbet, türün kökeni.
  • korkuyu bir sayı doğrusu üzerinde sınıflandırıyorum ben. bir ucunda en acımasız, kanlı bıçaklı vahşetler; öbür ucunda ise aklınızı oynatmanıza neden olacak çılgınlıklar, psikolojik ve düşünsel bunalımlar ve cinnetler var. tüm korku yazarları bu iki uç arasında gidip gelir. (bkz: supernatural horror) ya da (bkz: non-supernatural horror) olsun bu düzlemde gelişir korku edebiyatı. siz de kendinizi ya en kanlı vahşetlere (bkz: jack the ripper) ya da en kötü cinnetlere (bkz: cthulhu) kaptırır ve okur, okur, okursunuz.
  • ispiyoncuya inat burada da açık açık yazabileceğim gibi islamın kutsal metinlerinin de içinde bulunduğu bir edebiyat türüdür...