şükela:  tümü | bugün
  • krisin videocu abilerinin seksenli yıllarda komedi korku adını verdikleri götünden sallamanın en güzel örneği bu tanım yıllar sonra türk sinemasında okulfilmiyle korkuyu öne alıp komediyi arkaya iterek somutlaştı. bu haliyle oldu mu? gene olmadı. ama bu saçma tanım maalesef türk işi değil. yıllar önce gavur yapmış abi. 1940'lı yıllardan itibaren vampirler bir yandan "bööö..." derken kapıya sıkıştırdıkları parmaklarının acısıyla zıplamaya, zıplarken dikenlerin üzerine düşmeye başlamıştır. ortaya karışık acayip filmler çıkmıştır.
  • psikopat film yapımcılarının ''ulan ne yaparız ne ederiz de şu insanlarıın psikolojik dengeleriyle oynarız?'' sorusunun ardından ortaya çıkmış bir türdür kanımca. filmi izlerken gerilimin doruğa ulaştığı bir sahnede yaşanan komik bi olayla izleyicinin ''ulan yoksa... aman...! ne?... nıhaıahıahıhaıhaıahahaha... hasktir! kaç ordan kaç! ..??zuahushahahah'' şeklinde zıt tepkileri kısa zaman aralıklarında üst üste vermesi bir zaman sonra psikolojisinde derin yaralar açabilir.

    bunların dışında kalarak bu türe ait bir film izlemek istiyorsanız,
    (bkz: shaun of the dead)
  • videocularda kasetler kategorize edilirdi macera, komedi, karate, bilimkurgu, korku gibi. bazen vidyocu ikilemlere duser karar veremezdi filmin türüne. öyle bir film görmüştüm komedi-korku türünde. bir de erotik-karate vardi...
  • ilk örneklerinden bir kaçı universal canavarları ile abbot ve costello'nun karşılaştığı yapımlar olarak sayılabilir. ama türün en popüler örnekleri 80lerde verilmiştir. internette bunun listeleri bolca var ama bir kaç önek vermek gerekirse:

    beetlejuice
    little shop of horrors
    an american werewolf in london
    re-animator
    evil dead 2
    the monster squad

    açıkçası korku-komedi her insanın içindeki bir türlü ölmek bilmeyen lanet olası çocuğa seslenir. 5 yaşındaki kardeşimden biliyorum. yakalamak için bir ton kovaladıktan sonra (yakalanma korkusu) yakalayınca onu bir şekilde güldürmek gerekiyor, yoksa çocuk stresini atamıyor. yetişkin bireyler stresle daha kolay başa çıkabiliyor. bu yüzden yanıma bir kaç tane velet alıp izlemek daha keyifli oluyor bu filmleri.
  • türün önemli 15 filmi üzerinden şöyle bir dosya yaptık:

    http://eksisinema.com/…reken-15-korku-komedi-filmi/
  • sevdiğim bir tür. fakat türk sineması bunu da beceremiyor. örnekleri çok kötü.

    (bkz: evil dead 2) hastasıyız.
  • shaun of the dead bi örnek sayılabilir.
  • iyi, kötü ve çirkin

    yazacağım şeyin zamanın eskitemediği western klasiği ile pek bir alakası yok ama yardımcı olacağını da düşünmekteyim. şimdi üç ruhani olarak benzer filmden bahsedeceğim. önce bu “ruh” ne ondan başlayalım. düşük bütçeli indie korku/komedi filmleri. az bi para ile güzel şeyler ortaya koymaya çalışan, bunu da bazen parodiye dayanarak, 80’lerin slasher’ın ruhunu taşıyarak ve bolca özveri ile yapmaya çalışan filmler. şimdi bu filmleri söyleyeyim
    satanic panic = iyi
    dude bro party massacre ııı = kötü
    pool party massacre = çirkin

    peki ben bu üç filmi niye böyle adlandırdım. satanic panic “iyi” çünkü aralarında en iyi yazılmış hatta bişi anlatan tek film. bütçesi de en yüksek olanı, çekimlerdeki kalite b sınıfı filmler içinde kendisini epey üst sıralara çıkarıyor. bu tarz filmleri sevmeyen biri bile oturup izleyebilir.

    şimdi “kötü”ye geçelim. normal izleyici için çekilmez bir çile kendisi. böyle bir film mi olur diye söyleneceklerinden eminim. ama slasher kültürü ile komediyi o kadar güzel bir araya getirmişler ki çoğu sahnede suratımda gülümsemem ve kahkaham eksik olmadı. hem bu üç film arasında hem de korku/komedi türünde açık ara favorim şu an için.

    en hoş olmayan halkadayız: “çirkin”. bu filmde bişiler yapılmaya çalışılmış ama bi türlü başarılanamamış. olmamış yani kısaca. sadece “ferris beller’s day off” geyiğinin döndüğü kısım hoşuma gitti bile diyebilirim. iyi bir komedi yapmak zor iken bunu korku türünün klişleri üzerinde anlatmaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor kendisi.

    evet, sanırım şimdi bi sonuca varmam gerekiyor. korku/komedi türü altından kalkması kolay gibi görünse de zor bir dal. klişelerle dalga geçerken özgün olmayı, dalga geçerken dalga geçilen olmamayı gerektiriyor. ve bunu gerçekten başardığınızda ise… hiçbir şey başarmış olamıyorsunuz. maalesef ki az izleyicisi olan niş bir dal. bu filmlerin amerika’da blu-rayleri basıldı fakat imdb’de bu üç filme oy verenlerin sayısını toplasan 3000’i geçemiyor. ama bunun çok büyük bir artısı var. para getiren bir tür olmadığı için gerçekten de işi seven insanların elinden çıkıyor bu filmler. bir nebi “aşk çocukları” kendileri…

    daha fazla izleyiciye ulaşmaları dileği ile de noktlayayım yazımı.

    *bu yazıyı iyi kötü çirkin başlığına yazacaktım ama her türlü küfür yeme ihtimalime karşılık burayı uygun gördüm
  • ustası joe dante'dir.