şükela:  tümü | bugün
  • daha görsel versiyonuna öyle sevenler blogdan ulaşabilirler.

    her ülkenin kendi folklorunda düzene karşı durabilmiş halk kahramanları bir şekilde hatırlanıyor. ortaçağ ingilteresinde yarı mistik robin hood, ondan biraz daha gerçek isviçreli guillaume tell, iskoç william wallace, hollandalı pier gerlofs donia'nın ortak paydaları kendilerinden çok daha üstün bir organizasyon, silah gücü ve finansal olasılıklara sahip siyasi entitelerin karşısında kendilerinden beklendiği gibi korkup sinmeden "kendilerince" direnişe geçmeleri. bu isimler tabii daha uzayıp gidiyor ve sisteme ciddi bir yapısal hasar verenler olsa da direndikleri güçlere karşı sınırlı imkanlarıyla total bir zafer kazananları pek yok. buna en yaklaşanlardan biri olan spartacus'un hikayesi appia yolunun iki şeridinde roma'ya kadar ordusuyla beraber çarmıha gerilmek oluyor. robin hood'un aslında sisteme dair bir eleştirisi zaten yok, whitby'de bir korsan gemisi içindeki herkesi okladıktan sonra bir manastırda ölüyor. wallace'ın ayaklanması kendisinin asılıp indirilip dörde bölünmesiyle bitiyor. guillaume tell ise oğlunun başındaki elmayı emirle vurduktan sonra avusturya valisi albrecht gessler'e de suikast düzenleyerek aslında aralarında en başarılılardan biri oluyor. ancak isviçre'nin bağımsızlığı için kendisinden biraz daha fazla şeye ihtiyaç olduğu için halk kahramanlarının sıfırdan en tepeye geldiği pek gözlenmiyor.

    bizde ise otoriteye karşı -eğer varsa- hareketler genellikle ya azınlığın değişik dini ya da mezhebiyle bu eşleştirildiği için opresif idareye karşı halk kökenli bir hareket olarak bunlar pek görülmez. celali isyanları mesela birer huzursuzluktur. celaliler hakim mezhebe göre alevi-bektaşi oldukları için zaten huzursuzluğun çekirdeği olarak görülmektedir. pir sultan abdal'ın idari eleştirisi mezhep farkındandır. devlet'i ali osman'ın mezhebi onikiler şiası olsa kendisinin yine ayaklanacağı mesela düşünülmediğinden bu böyledir. şeyh bedrettin ise kendi politik gücünün konsolidasyonu ya da kendi devletini kurmak için ayaklanıyor gibi bir imaj vermektedir. kastoryotoğlu iskender bey (skanderbeg) ise etnik yabancı osmanlı'ya karşı bildiğini yapmakta ülkesini savunmaktadır. bunlar şu an halk kahramanlığına yakın düzeyde seyrediyor olsa da otoriteye başkaldırışlarındaki siyasi sebepler ele avuca gelir, "ha bu yüzden" diyebileceğimiz şeylerdir.

    köroğlu işte öyle değildir.

    köroğlu yaşar kemal romanlarından fırlayıp çıkmış bir karakter gibidir. kendisi daha sonra üç anadolu efsanesi'nde bunu gayet destanlaştıracak da olsa daha sonradan yazacağı anadolu kahramanlarında da köroğlu mitinden çok beslenecektir. bilmeyenler için kısa bir özetini geçersek köroğlu, koca yusuf namlı efsanevi bir at yetiştiricisinin oğludur. bolu beyi koca yusuf'a yaşayan en doru en güçlü atı bulmasını ya da yetiştirmesini emreder. o da olabilecek en hastalıklı cılız ve albino atı bulup "aha buldum" diyecektir. bunu direkt bir aşağılama kabul eden bolu beyi koca yusuf'un gözlerine kızgın miller sokup kendisini kör eder. koca yusuf'un oğlu ruşen ali bu sayede artık körün oğlu, ya da köroğlu olarak anılacaktır. atı içine bir milim bile güneş girmeyen bir ahırda organik spa kürüne tabi tuttuktan sonra at gerçekten rohan'da gezen gölgeyele gibi bir efsanevi at haline gelir. öyle ki çamur deryasında dörtnala koşup toynaklarını bile kirletmemektedir. köroğlu bu kır-at'ın üzerine elde kılıçla çıkıp artık babasının kanunsuz sorgusuz sualsiz ve yanlış yere kör edilmesinin intikamını almaya yemin etmiş bir otorite karşıtı figür haline gelir.

    işte bu siyasi opresyon/baskı karşıtlığı köroğlu'nu gri, nispeten seküler ve adalet orjinli bir karakter haline getiriverir. köroğlu bolu beyi olmak istememektedir, hakim dini veya mezhebi yıkıp yerine yenisini getirmek de istememektedir. adalet istemektedir. o zamana kadar adaletsizliğe karşı yaptıkları yapacakları sadece mevcut otoritenin sahibi kimse ölüp gitmesini beklemek olan anadolu halkı için bu haklı sayılacak sebepleri olan bir genç yiğidin elde kılıç altında kırat gibi anadolu rock figürleriyle merkezi idareye karşı durabilmesi karşısında hem çok korkarlar hem de çok saygı duyarlar. köroğlu'ya karşı duyulan bütün duygular genellikle başka kimsenin yapmaya götünün yemediği cesaret timsali işleri doğuştan gelen bir karizma ve kişilik patlamasıyla yerine getiriyor olmasıdır. bu halk kahramanının kavga ettiği ejderin o zamana kadar rakibi yoktur.

    kendisi o kadar efsanevi olmuştur, günümüz ikonografisinde bile o denli etkilidir ki köroğlu hikayesinden bihaber nesiller dahi "silah icat oldu mertlik bozuldu" sözüne aşinadır. veya türk siyasi hareketinin son 75 yılına damgasını vurmuş olan kırat gibi bir sembolün ne olduğunu bilmektedirler. dahası aslında iktidar namzedi siyasi partiler bile bu popülariteden pay almak için "sizi beladan kurtarmaya geldik" imajını iktidarın baş düşmanı sembollerden olan kıratla falan vermeye çalışacaktır.

    ancak türk hayal gücündeki en büyük noksan da resme tepeden bakıldığında bir yerde köroğlu'nun kendi vücüdunda kişileşmektedir. adaletsizliğe karşı atına binip elde kılıç savaşabilen birilerinin en azından efsanelerde, türkülerde hikayelerde bile olsa varlığı bir halkı komple yeni bir merkezi opresyonda/baskıda yeni bir köroğlu'ya özlem duymasına neden olacaktır. bu da sadece bizde değil balkanlardan özbekistan'a kadar böyle olacaktır. biat kültürünün hüküm sürdüğü her yerde bir de köroğlu vardır arka planda.

    bunu açalım. idareye karşı ayaklanmayan, baskı, vergi, adaletsizlik karşısında dişini sıkan ve bunun geçmesini bekleyen bir dirayet makinası olan averaj anadolu insanı çok çok nadir de olsa arada bir, koşullar ve şans müsaade ederse bir adet köroğlu çıkartabilmektedir. bu figür arkasına büyük bir moral destek almakta, insanlar onun başarısı için dua etmekte ve adaletsiz idareye karşı verdiği mücadelenin hikayelerini duydukça zevke gelmektedir. ama kılıcı biz de alalım, kır olmasa da boz ata, sütçü beygirine binelim de köroğlu'na aktif destek verelim gibi bir fikir hiç bir zaman hasıl olmaz. köroğlu yaşlanıp öldükten hikayeleri artık sadece kıraathanelerde bağlama eşliğinde halk ozanları tarafından çalındığı zaman bir başka bolu beyi gelip siyasi baskıyı kaldığı yerden devam ettirir. halkın o andan sonra artık tek yaptığı şey bir başka köroğlu beklemektir. bir tane çıktıysa ikincisi neden çıkmasındır. bunun için iki nesil üç nesil, yüz kadar yıl da olsa beklerler. içten içe çıksın dua ederler. otoriteye, vergiye, baskıya beddua eder, diş bilerler. köroğlu mk2 en sonunda geldiği gün ise kıratında yine yalnız olacaktır. bu döngü nedense bir türlü kırılamamaktadır.

    bülent somay devletin psikanalitik incelemesinde çok ilginç bir konuya temas etmektedir. doğu ve batı siyasi anlayışlarında iktidar kendisine göre bir baba figürüdür. devlet bir baba'dır. aynı bir baba'nın evinde patria potestas haklarını kullanıyor olması gibi devlet evin ahalisi gibi herşeyi üzerinde tam bir iktidar sahibidir. babaya haytalık yapılır, yaramazlık yapılır ancak bizim anlayışımızda babayı çekip vuramazsınız. çünkü o baba'dır. babanın bizim üzerimizdeki tasarruf hakları ve yetkileri biz doğmadan konmuş kurallarla sabittir. köroğlu ise babaya sesi bir miktar yüksek çıkabilen büyük ağabey figürü gibi bir şeydir. ağabeyin haklı olduğu durumlarda ses çıkarmadan içten içe kendisinin kazanmasını ister ev ahalisi. ancak onun yanında aktif olarak yer almaz. alamaz. babaya biat/saygı o derece derinlere işlemiştir.

    batı toplumları ise bülent hoca'ya göre işte o siyasi babalık ile bizzat uğraşmışlardır. ev ahalisi olarak babayla hesaplaşmışlardır. onu tahttan indirmiş. oliver cromwell'in 1. charles'a, convention national'in louis xvı'ye yaptığı gibi kafasını kesmişler, gücünü de paylaşmışlardır. o noktadan sonra aile babaları adımlarını dikkatli atmak zorunda kalmış bugün ise iktidar çok farklı oluşumlarda toplanmak üzerinde evrilmiştir.

    aşağıdan yukarıya gelen adalet, vatandaşlık hakları gibi günümüzde daha geçer sebepler yüzünden bizde hiçbir halk ayaklanması hiç bir zaman en tepedeki baba ile siyasi olarak hesaplaşmadığı için, yeniçeri isyanları, patrona halil, celaliler, sadece baba figürünü bir başkasıyla değiştirdiği ya da başka bir hakim figür, mesela ağabey bir anda yeni baba oluverdiği için biat türk kültüründe bugün dahi çok canlı olarak varlığını sürdürmektedir.

    özetlersek türk insanı sıkıntıya düştüğünde bolu beyi ile uğraşmak yerine hala ama hala bir köroğlu çıksın da bizi kurtarsın diye beklemektedir. eli taşın altına sokmak buralarda hala bir tabudur.

    yakın siyasi tarihimizde en köklü değişiklikleri yapmış mustafa kemal atatürk bile ne kadar muhteşem bir insan ve inkılapçı ise de yalnızca bir baba figürüdür. kendisine verilen soyadı atatürk dahi türklerin atası/babası demektir. babaların en nüfuzlusu artık tarihimizde o'dur. ancak başımıza gelebilecek bu en iyi baba figürünün inkılapları da bu döngüyü kıracak kadar uzun yaşayamamış, devletin kutsallığı ve otoriteye koyunvari biat halkın damarlarına çok daha derin işlediğinden ve halk yeterince eğitilip siyasi bir yetkinliğe erişemeden boğazından aşağı parlementer demokrasi boca edildiğinden artık hemen hemen başladığı yere dönmüştür.

    devlete biat edilmesi için devletin başında kim olduğunun mühim olmaması da türklere özgü çok ilginç bir kültürdür. bunu devlete duyulan aşk olarak söylesek de aslında yeridir. devlet türk kültüründe kendilerine hizmet eden bir organdan ziyade ölene kadar işler halde tutulması gereken bir karınca yuvası gibi olarak addedildiğinden şu anki iktidara ideolojik olarak en uzakta en muhalif duran mesela atatürkçüler dahi sözkonusu devlet olduğu anda "herşey teferruattır" diyebilmektedir. devletin başına saygı duymamak ancak devletin başının şahsi olarak yöneticilerini atadığı tüm kurumlara da (ve mesela sağladığı bilgilere, raporlara) körlemesine bir biat içinde olmak çok ilginç bir ruh hali olsa gerektir. mesela seçim kurulu verilerinde atıyorum bir kolpa olduğuna kani olsalar dahi devletin bütünlüğünü bozacak devlete karşı olarak addedilecek herhangi bir hareketten kaçınmaktadırlar. devletin uzun süre sahibi olan bu kesim devleti hala kendilerinden ayrı bir yapı olarak görmeyi beceremedikleri için devlet organlarına karşı harekette bulunmaya geldiğinde durumu algılayamamakta, deyim yerindeyse mavi ekran vermektedir. anlayanlar ise kendileri güçsüz görerek gizliden gizliye bir başka köroğlunun çıkıp kendilerini bu sıkıntıdan kurtarmasını ummaktadırlar. sistemin devamlılığı ile ilgili köroğlundan 500 sene sonra hala hiçbir aşama kaydedilememesi, elit sınıflarda bile bunun böyle olması şayanı hayrettir.

    bu sistemi kısır döngüden kurtarıp baba figürünün otoritesini ev ahalisine dağıtacak ve gücü halka verebilecek bir model mevcut mudur? bilemiyorum, ancak bildiğim bir şey varsa bu yeni bolu haritasındaki yeni köroğlu'nun işinin sosyal medya aracılığı ile bir miktar daha kolaylaştığı. şu an baskı altında olan toplumun nispeten okumuş, sandığa kör biatından ziyade sağlıklı siyasi tahlilini yönlendirebilen ve aralarında çoğunluk beyaz yakalı olan insan güruhunun eğer isterse bu denklemi bozabilmesi ve tekere köroğlu'nun bolu'da yaptığından çok daha ciddi ve etkili bir çomak sokması da iletişimin decentralized olması sayesinde çok ihtimal dahilindedir. bolu beyi sizi öldürebilir, sürebilir, hapse atıp kör edebilir. ama tebaasını iyileştirecek doktorları, inşaatlarını yapacak mühendislerini, bankalarını döndürecek finans uzmanlarını biat kafasındaki tebaa'dan devşiremez. ithal de edemez. en önemlisi sizi artık susturamaz. bolu'nun sizin emeğinize olan ihtiyacı köroğlunun kıratından çok daha etkili bir silahtır.

    aslan gücünün farkına varırsa bu bekleyişi belki de o gün geçersiz kılar.

    acep o günü beklemek de bir köroğlu bekleyişi midir, kimbilir.
  • köroğlu, 16-17. yüzyıllarda bolu-gerede bölgesinde yaşamış, sonradan ünü bütün anadolu'ya yayılmış bir ozan-savaşçıdır. babası bolu beyi'nin seyisidir. babasının gözlerine bolu bey'i tarafından mil çektirilmiştir. kahramana köroğlu denmesinin nedeni budur. asıl adı ruşen ali'dir. köroğlu, bolu beyi'nin nezdinde varolan baskı sistemine karşı ayaklanması, yoksul halkın hakkını koruması, adaleti gibi özellikleriyle destansı bir kahraman haline dönüşmüştür.

    köroğlu'nun yaşadığı devir, osmanlı yönetiminin sorunlarla boğuştuğu, çareyi baskı ve kontrolü artırmakta bulduğu bir devirdir. işte böyle bir devirde yöneticilik yapan bolu beyi süleyman bey, at meraklısı bir beydir. atçılıkta usta olan seyisi yusuf'u, güzel ve cins at aramak üzere başka yerlere gönderir. yusuf günlerce gezdikten sonra, obanın birinde istediği gibi bir tay bulur. bu tayı doğuran kısrak, fırat kıyısında otlarken, ırmaktan çıkan bir aygır kısrağa aşmış, tay ondan olmuştur. irmak ve göllerin dibinde yaşayan aygırlardan olan taylar çok makbuldür, iyi cins at olur, diye bilinmektedir.

    yusuf, tayı sahiplerinden satın alır. yavrunun şimdilik gösterişi yoktur. hatta, çirkindir bile. ama ileride mükemmel bir küheylan olacaktır. yusuf bunu bilmektedir. sevinerek geri döner. bey, bu çirkin ve sevimsiz tayı görünce seyisine çok kızar, kendisiyle alay edildiğini sanır. yusuf'un gözlerine mil çektirir. tayı da ona verir, yanından kovar. kör yusuf köyüne döner. olanı biteni oğluna anlatır.

    baba oğul, başlarlar tayı terbiye etmeye. yıllar geçer. tay artık mükemmel bir küheylan olmuştur. rüzgar gibi koşmakta, ceylan gibi sıçramakta, türlü savaş oyunu bilmektedir. bu arada kör yusuf'un oğlu ruşen ali de büyümüş, güçlü kuvvetli bir delikanlı olmuştur. o da her türlü şövalyelik oyunlarını öğrenmiş bir babayiğittir.
    bir gece yusuf, düşünde hızır'ı görür. hızır ona yapacağı işi söyler. hızır'ın önerisiyle baba oğul yola çıkarlar. bingöl dağları'ndan gelecek üç sihirli köpüğü aras irmağı'nda beklerler. bu üç sihirli köpükle yusuf'un hem gözleri açılacak, hem intikam almak için gereken kuvvet ve gençliği elde edecektir.

    bunu bilen oğlu ruşen ali, köpükler gelince, babasına haber vermeden, kendisi içer. yusuf, durumu öğrenince üzülür, ama bir yandan da sevinir. kendi yerine oğlu, öç alacak, bahadır olacaktır. bu sihirli köpüklerden biri körün oğluna sonsuz yaşama gücü, biri yiğitlik, öteki de şairlik bağışlamıştır. bir süre sonra yusuf, oğluna öç almasını vasiyet ederek ölür.

    körün oğlu ruşen ali dağa çıkar. zengini soyar. ünü yayılır, kendisi gibi kanun kaçakları yanında toplanmaya başlar. artık adı köroğlu olmuştur. bolu şehrinin karşısında, çamlıbel'de, bir kale yaptırır. küçük bir ordusu vardır. çamlıbel'de geçen kervanlardan vergi alır. vermeyen kervanları soyar. üzerine gönderilen orduları bozguna uğratır.

    bir gün, güzelliğini duyduğu üsküdar kasapbaşısı'nın oğlu ayvaz'ı kaçırır, çamlıbel'e getirir, evlat edinir. başka bir gün, bolu beyi'nin kızkardeşi döne hanım'ı kaçırır, evlenirler. aradan yıllar geçer, bolu'yu basar, yakar. bolu beyi'nden babasının öcünü alır. bolu beyi de köroğlu'na karşı düzenler kurar. bir defasında köroğlu'nu, başka bir seferde de ayvaz'ı yakalatır. zindana atar. ama, köroğlu ve adamları her zaman hile ve cenkle kurtulurlar.

    köroğlu, ara sıra gürcistan, çin gibi uzak ülkelere de seferler açar. yeni yeni serüvenlere atılır, büyük vurgunlar yapar. büyük küçük, onlarca olay başından geçer. sonunda delikli demir (tüfek) ortaya çıkınca eski bahadırlık geleneği bozulur, dünyanın tadı kalmaz. ve bir gün köroğlu, adamlarına dağılmalarını söyleyerek kırklara karışır, kaybolur. daha önceden kırat da sır olmuştur. kırat da nice yıllar, olağanüstü bir güçle köroğlu'na hizmet etmiştir.

    başka bir söylentiye göre, bir yahudi bezirganın getirdiği tüfekle oynayan yoldaşları, birbirlerini öldürürler. köroğlu, buna üzülerek kayıplara karışır.

    yine bir başka söylentiye göre de, köroğlu dağda rastladığı çobanda bu tüfeği görür. sorar, ne olduğunu. aldığı karşılığa inanmaz. denemek için kendine çevirir, tetiğe dokunur. ve yaralanarak ölür. sonra yoldaşları dağılırlar.

    öykü üç aşağı beş yukarı böyle...

    "benden selam olsun bolu beyi'ne" deyişiyle gönüllerimize taht kuran, halk şiirimizde kavganın ve coşkunun en büyük şairi olan köroğlu, araştırdığımızda karşımıza iki farklı kişilik olarak ortaya çıkıyor. ilki çokça bilinen "eşkıya" köroğlu, diğeriyse şiirlerinden tanıdığımız ozan-şair köroğlu'dur. sazıyla, sözüyle, kılıcıyla, adaletiyle bizden biri olan, bizim olan köroğlu. nerede yaşadığından emin olmak mümkün değil. azerbaycan, antep, maraş, erzurum, bolu, kars, halep, gürcistan, özbekistan, dağıstan, silistre, buhara, mısır gibi birçok yerde adı geçer köroğlu'nun. en kesin bilgiler ve tarihi belgeler 16-17. yüzyıllarda bolu-gerede bölgesinde böyle bir kişinin yaşadığını bildiriyor. önce küçük bir grupla servet sahiplerine ve daha çok kadılarla "ehl-i örf"e saldırmakla işe başlıyor ve namı artınca kendisine katılanlar artıyor. bu tanınmış kişiliğin, bütün celali isyanlarının mahiyetini ve karakterini aksettiren "köroğlu" adındaki halk destanının tek kahramanı olarak ebedileşmesinin nedeni, celali isyanlarının ilk bayraktarı olmasıdır. yaşadığı bölgenin istanbul-iran askeri yolu üzerine rastlaması, ayaklanmasını ayrıca popüler kılmıştır, denilebilir. köroğlu, muhtemelen hükümet kuvvetlerinin sıkıştırması sonucu tokat-sıvas ana yolu üzerindeki çamlıbel dağına yerleşip burada kervan soygunculuğuna girişmiş, tabi bu yolun dönemin en işlek ticari yol olduğu düşünüldüğünde soygunların "verimliliği" de artmış olmalı. bu verimlilikten köroğlu'nun kervancıdan alıp dağıttığı yoksul-fukara zümresi de hoşnud olmalıydı. bir şöhret boşuna yayılmaz. örneklerini çok sonraları çakırcalı efe'de göreceğimiz bu davranış biçimi yoksulluğun kol gezdiği ülkemizin en belirgin özelliklerindendir. ayrıca tokat-sıvas bölgesinin alevi-bektaşi merkezi olmasının rolü de etken olmuştur bu çıkışta. köroğlu'nun böyle bir ortamdan destek bulması kaçınılmazdır.

    köroğlu destanlarında geçen maceraların yaşanıp yaşanmadığı, gerçeklere dayanıp dayanmadığı da belirgin değildir. anadolu insanı; kahramanlığı, adaleti onunla özdeşleşmiştir her yerde. zalim de bolu beyi kişiliğinde karşımıza çıkar. şiirlerinde öne çıkardığı kahramanlık, savaş, yiğitlik gibi konular şair olan köroğlu ile eşkıya köroğlu'nu halkın zihninde kaynaştırmıştır.

    halk hikayesinde göze çarpan en önemli özellik, anlatanın olayı yer yer şiirlerle süslemesidir. hikayeyi düzen aşık, konunun gidişine uygun olarak serpiştirir bu şiirleri. hikayenin en az değişen yanı da şiir bölümleridir. genellikle bu şiirler, hikayeye konu olan kişinin şiirleridir. gözleri kör edilmiş bir adamın oğlunun öç alması ve kahramanlıklarına ilişkin hikayeler de binlerce yıl öncesinde iskitler'den başlayarak özellikle kafkasya'da yaşayan kavimlerin folklorunda değişik biçimlerde işlenen bir motiftir. halk kültürü araştırmacısı pertev naili boratav, anadolu ve anadolu dışı bütün anlatımlarıyla otuzdört ayrı köroğlu'dan bahseder. hatta hikaye göktürkler'e kadar gider. bunların hepsini ortak özelliği, köroğlu'nun haksızlığa başkaldıran bir kahraman oluşudur.

    böyle olunca köroğlu destanı'nın günümüze değin bu denli tutulmasının nedeni anlaşılıyor: "halkın ruhuna tercüman olmak". halkın düşgücü, köroğlu ister bir celali beyi ister bir saz şairi olsun, halkla yönetici sınıf farklılaşmasını doğuran feodal ilişkilerin belirginleştiği, zulmün, haksızlığın kol gezdiği, toplumsal kargaşalığın egemen olduğu bir dönemde, sözlü gelenekten de yararlanarak onun kişiliğinde eşitliği, adaleti sağlayan, ezilenlerden yana destansı bir kahraman yaratmıştır.

    yazımızı ruhi su'nun bu konudaki değerli görüşlerine yer vererek bitiriyoruz:

    "onaltıncı yüzyıllın sonlarına doğru, kafkas'lardan rumeli'ye kadar, ünü bütün osmanlı ülkesine yayılan köroğlu, bir edebiyat tarihçisine göre hem eşkiya, hem de hece vezniyle şiirler söyleyen bir halk ozanı. osmanlı toplumunu inceleyen bir bilimadamına göre sadece bir 'celali'. ben köroğlu'ndan kalanları, yalnız kalanları değil, bugün yaşayıp gidenleri de halkımızdan, hikayeci halk ozanlarımızdan öğrendim. halkımız, hikayeci halk ozanlarımız gibi yaşadım köroğlu'nu. bu nedenlerle de köroğlu olayına yaklaşımım, bir edebiyat tarihçisi ya da bir bilimadamının yaklaşımından farklı oldu. türkü metinlerinden, anlatılan hikayelerden ve bu türkülü hikayeleri dinleyen halkın davranışlarından edindiğim izlenim şu: halkımıza göre köroğlu, zalime başkaldıran, yaşlılara zayıflara dokunmamayı, tamahkar zenginlerle uğraşmayı, dertlilerin derdine bakmayı öğütleyen yiğit bir kişi. bir destan kahramanı. kavuşturan, kurtaran esirgeyen kırat motifi ile, kökleri çok daha gerilere giden bazı efsanelerle, ''celali köroğlu ruşen'' ve ''celali kiziroğlu mustafa bey'' gibi bazı gerçeklerin, daha da allah bilir nelerin, ne özlemlerin karışarak oluşturduğu bir destan. bütün destanlarda olduğu gibi de, her şey olumlu ya da olumsuz yönde abartmalı. halk bu köroğlu türkülerini, köroğlu hikayelerini dinlerken yürekleniyor. bir kurtarıcı bulmuşçasına rahatlıyor. düğünlerde derneklerde köroğlu havaları, marşların gördüğü işi görüyor. köroğlu'nun kimliğinden de, kişiliğinden de ben bu toplum olayını anlıyorum. asıl köroğlu gerçeği bu bence. yunus beyin ya da seyis yusuf'un oğlu ruşen ali'nin bireysel kişiliği de, bireysel kimliği de beni ilgilendirmiyor. halk gibi, hikayeci halk ozanları gibi, köroğlu'na ben de kendimi, kendi özlemlerimi katarak söyledim. yiğit, duyarlı insan bir köroğlu düşündüm."

    kaynakça:

    türk halk düşüncesi ve hareketlerinin ideolojik kökenleri / burhan oğuz
    köroğlu ve dadaloğlu hayatı sanatı şiirleri / cahit öztelli
    üç anadolu efsanesi / yaşar kemal
  • halk kahramanı köroğlu ve ozan köroğlunun kimlikleri hakkındaki görüşler:

    i. görüş: köroğlu bir destan kahramanıdır. eşkiya köroğlu ile ozan (şair) köroğlu birbirinden farklı şahsiyetlerdir.

    ii. görüş: köroğlu diye bir kişi yaşamamıştır. halkımızın oluşturduğu bir muhayyel destan kahramanıdır. halkımız, yüzyıllar içinde; güzel şiirlerin, hatta bu şirlerin ezgilerinin de yer aldığı çok hoş bir destanı ortaya çıkarmıştır.

    iii. görüş: köroğlu bir tarihî şahsiyettir. köroğlu destanlarında geçen maceraların bazıları gerçek olaylara dayanmaktadır. köroğlu aynı zamanda çok iyi bir ozandır.

    iv. görüş: köroğlu destan kahramanı ruşen ali ile ozan köroğlu aynı kişidir. ama bugün bilinen ve elimizde bulunan şiirlerin tümü ona ait değildir. zaman içerisinde, başka ozanların şiirleri köroğlu'na maledilmiştir. muhtemelen köroğlu'nun gerçek şiirleri de zaman içinde unutuldu veya başka ozanlar bu şiirleri sahiplendi. değişik coğrafyada, destanların değişik varyantlarla anlatılması bu sebebledir.

    v. görüş: destan kahramanı köroğlu diye bir kişilik var. bu üstelik iyi bir ozan ama başka köroğlular da var. meselâ 1585'de tebriz'de özdemiroğlu osman paşa'ya mersiye yazan, 16. yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın ilk yarısında yaşamış ve muhtemelen bir yeniçeri ozanı köroğlu bulunuyor. hatta, değişik yüzyıllar içinde ve değişik coğrafyada yaşamış köroğlu'lar var. mesela; evliya çelebi, seyahatnamesinde uşşaki adlı sazşairini diğer saz şairleri ile karşılaştırırken o çağda yaşayan köroğlu adlı bir ozanla mukayese etmiştir.

    vi. görüş: yüzyıllar içinde pek çok taklid köroğlu'lar çıkmıştır. köroğlu'nun ismini bu destan kahramanının şöhretine binaen kendilerine mahlas olarak almışlardır. bu sebeble gerçek köroğlu'yu ortaya koymak çok zordur.

    vii. görüş: bir destan kahramanı köroğlu var amma o bir ozan değildir. onun kahramanlıklarını bir ozan veya ozanlar hikaye ederek anlatmışlar ve kendi şiirlerini de destana katmışlardır. çünkü şiirler incelendiğinde görülecektir ki şiirler üslup ve ifade bakımından birbirlerine çok da yakın değildir. bundan anlaşılıyor ki daha sonraki başka hikaye ve destan anlatıcıları aynı üslupla söylemeye çalışarak köroğlu'na izafe edilen şiirleri giderek çoğaltmışlardır.

    viii. görüş: köroğlu'nun nerede ve hangi yüzyılda yaşadığı kesin değildir. azerbaycan, antep, maraş, erzurum, bolu, kars, halep, gürcistan, özbekistan, dağıstan, silistre, buhara, mısır vb. yerleri sayarsak coğrafyası çok geniştir. 15., 16. ve 17. yüzyılda mı yaşadı? köroğlu kol destanları çok değişik varyantlı anlatılıyor. bazen olaylar bu varyantlarda çok ters ve değişik cerayan ediyor. varyantlarda bir yakınlık yok. öyleyse köroğlu, muhayyel bir destan kahramanıdır.

    ix. görüş: köroğlu bir destan kahramanıdır. gerçek ve tarihî bir şahsiyettir. hem kahraman ve hem de bir ozandır. başka köroğlu'lar yoktur. şiirler onun gerçek şiirleridir. bolu'da doğmuş ve olaylar bolu çevresinde cerayan etmiştir. ünü; büyük bir coğrafyaya bolu'dan yayılmıştır. belki ona öykünen ve onun şöhretinden yararlanmak isteyen köroğlu mahlaslı şairler ve ozanlar olabilir am bu durum bolu'lu köroğlu'nun tarihi şahsiyetini şüpheli hale getirmez.
  • aynı isimli film, körpe cuneyt arkin ile, kostümleriyle, padişah hayati hamzaoglu ile, ismini şimdi hatırlayamadığım "gawur aslanı" ile tam bir klasik olmuştur.

    köroğlu'nun toyluktan "cengaver"liğe yükseliği, fatma girik'in dekolte elbiselerle, dinç ergenliğimize bi güneş gibi doğduğu, hele ki o "eşsiz" ses tonuyla bile milyonları köpek ettiği bir güzel "macera" filmidir.

    "dana sicrama" tabir edilen hareketi bu filmde bolca görebilirim, isteyen görebilir...
  • enteresan sekilde cuneyt arkin ve fatma girik'in oynadigi filmi gercekten de guzeldir cekildigi sartlar ve doneme gore.

    -tabii kendisine tepsiyi yemesini tavsiye eden (sefin secimi) dagdeviren'e "sagol kardas gel boluselim" diyerek tepsiyi yirtan koroglunun o yirttigi tepsi sari yaldizla boyanmis kartondan oldugu icin yirtildigi yerden kabak gibi karton grisinin gozukmesi

    -guya bolu beyine hunerlerini sergileyecek şopar ayvaz'in caldim dedigi seyleri direkt adamin kucagindan alip elinde bile tutamamasi

    -ite binmez, kabire sigmaz gibi enterasan isimlerine ragmen film boyunca bir numaralari gozukmeyen at çalmaya meyilli eskiya cetesi

    -koca ati avuc ici kadar kavanoz boyayla boyamaya calisan ayvaz,

    -kara vezir olmak icin siyaha boyanan koroglu rusen ali'nin kirat'i severken hayvani yanlislikla siyaha boyamasi

    -at mi esek mi ne oldugu belli olmayan hayvanina cok para teklif edilen teyzenin flash tv oyunculuklarini bile mumla aratan performansi

    gibi minik aksakliklarini bir yana birakirsak muthis eglenceli bir filmdir.

    yalniz bolu beyinin acayip hakki yenmektedir bu filmde. adam padisahlara layik at isterken karsisinda ölmüş eşek kivaminda birsey gorunce hakli olarak kizar, koroglunun babasi koca yusuf da hiyarlik ederek adama hakaret eder. ulan aciklasana adama ben bunu yetistirecem falan diye, ya da daha iyisi yetistirip gotursene oyle boynuna camasir ipi baglayip temizlemeye bile zahmet etmeden goturecegine! dusun ki kendi oglu bile "etme baba bunun neresi tay" der, elin beyi nerden bilsin. yok erbabina birakacakmis da bilmem ne, ulan senin delirmedigin ne malum?

    saka bir yana gercekten cok guzel bir filmdir, cuneyt arkin rolunde dokturmus, fatma girik ise guzelligine bir kez daha hayran biraktirmistir. bunun komik ve modern versiyonu yine cuneyt arkin'in oynadigi deli yusuf filmidir, absurdluk sinirlarinda gezen bir filmdir onu da mutlaka seyrediniz (bkz: deli yusuf).

    gel gelelim bu entry'i asil yazma sebebim olan gercek koroglu'na, yani kollektif kahraman koroglu'na; hicbir zaman birey olmayi becerememis ve amacsiz yigin olarak kalmis topluluklar hep boyle bireysel kahramanlar, liderler, onderler bekler dururlar. olmayinca da hayal ederler, bas kaldirislari bile yerlerine bir baskasinin yapmasini umarak yasayip giderler. o yuzden koroglu'nu bir efsane olarak cok sevsem de ideal bir dunyanin yeni koroglu'lara degil koroglu'lara ihtiyac duymayan toplumlara ihtiyaci oldugunu dusunur dururum arada bir, sonra gecip gider bu dusunce. dilimde bugunun konjonkturune cuk oturan koroglu namli filmden efsane bir replik kalir, ben de isyanimi oyle dile getiririm;

    ölürüm de sana varmam, işittin mi arap?
  • 16.yy da yaşamış asıl adı "ruşen ali" olan halk kahramanı ve şairi.
  • intikam binyıllar boyunca sanatın ana konularından biri oldu. hala öyle (bkz: kill bill).

    fakat dünyada hiç kimse intikamı köroğlu kadar görkemli bir biçimde işle-ye-medi.

    zulümle yüzleşme, zalimle hesaplaşma iştiyakıyla bilgelik yolundan şimşek hızıyla geçti köroğlu.
  • ruşen ali'nin * köroğlu olduktan sonra, bir handa tepelediği adamların yedikleri dayak sonrası kendileirni takdim ettiklerinde duyduğum lakapları ile koparan güzelim türk filmi.
    adamların lakapları:

    dağdeviren
    canı cebinde
    ite binmez
    tabuta sığmaz (kabre sığmaz da olabilir)
  • yüzyıllar öncesinden bugüne; ne de güzel seslenmiş bizlere.

    yasladım arkamı dağ ile taşa
    soyguncudur diye çattılar bana
    karşımda düşmanlarım bey ile paşa
    bağrım hedef oklar atılır bana

    çardaklı çamlıya kaçmışım diye
    kızılbaş diyorlar içmişim diye
    padişaha savaş açmışım diye
    her adımda tuzak kurulur bana

    köroğlu'yum kayaları yararım
    hakkın kılıncıyım hakkı ararım
    şahtan padişahtan hesap sorarım
    uykudan uyananlar katılır bana
  • filmde ilginç olan yerlerden biri de bolu beyi'nin kızkardeşini canlandıran fatma girik'in şehir merkezinden geçerken tellalın yaptığı duyuru.

    akılda kaldığınca;

    "bolu beyi'nin kızkardeşi hüsnübala sultan hamama gidecek, herkes gözlerini sımsıkı yumsun"

    kardeşim eyvallah, dönsün herkes arkasını, yumsun gözünü sımsıkı da hamama gittiğini ne söylersin. oldu olacak detaya gir;

    "bolu beyi'nin kızkardeşi hüsnübala sultan hamama gidecek, hamam tasından sular şırıl şırıl saçlarına dökülürken, saçları memelerini örtecek, öyle bir görseniz var ya taş gibi şerefsizim, aşık olursunuz yeminle beraber ama bu sefer de bolu beyi mil çeker gözlerinize, iyisi mi sımsıkı yumun lan!"