şükela:  tümü | bugün
  • haruki murakami'nin ingilizceye what i talk about when i talk about running şeklinde çevrilmiş olan (japonca başlığın anlamı da aynı: `hashiru koto ni tsuite kataru toki ni boku no kataru koto`) denemelerinin doğan kitap'ın halt yemesiyle türkçeye kazandırılmış hali! herhalde doğan kitap, türk okurun metnin orijinal adındaki raymond carver göndermesini anlamayacağını düşünmüş olmalı ki böyle bir şey yapmış.

    p.s. idefix'te kitabın orijinal dili ingilizce olarak yazılı. acaba kitabı gerçekten japonca yerine ingilizceden çevirme yolunu mu tercih ettiler yoksa bu da doğan grubunun aldığı idefix'in bir halt yemesi mi bilemedim.

    edit: sir gawain uyardı. kitabın çevirmeni, japoncadan çeviriler yapan hüseyin can erkinmiş. yani kitap japoncadan çevrilmiş ama idefix kitabın orijinal dilini ingilizce yazmış.
  • icinde "okul, iste oyle bir yerdir. okullarda bizim ogrendigimiz en onemli sey, en onemli seylerin okullarda ogrenilemeyecegi gercegidir." cumlesi gecen haruki murakami eseri.
  • gaz almaya hazır okuyucu için hem koşmak hem yazmak için motivasyon sağlayabilecek murakami kitabı.

    edebi bir şaheser değil.
    metni esprilerle, güzel yan hikayelerle süsleyerek akıcı bir okuma sağlamaya çalışmıyor.
    koşma sporunu teknik-bilimsel ele almıyor.
    nasıl yazar olabilirim sorusuna yanıt vermiyor.

    ama bunların hepsiyle ilgili söyleyecek şeyleri var. üstelik bunu gözüne sokmadan yapmayı da başarıyor.

    hayatının bir döneminde koşmamış ya da koşmayı düşünmeyen okurla, yazmamış ve yazmayı düşünmeyen okur için bir noktadan sonra sıkıcı hale gelebilir. yani sınırlı bir okuyucu kitlesine hitap ediyor ama o kitlenin içindeyseniz güzel bir tat bırakarak bitiyor.
  • samimi hoş bir kitaptır. kitabı okuduktan sonra koşu konusunda fena gaza gelmiştim. keşke diz ağrılarım başlamasaydı. aman siz olun dikkat edin abartmayın.
  • murakami'ye hayranlığımı katlamış eserdir.
    zira bu adam da bizim gibi erken kalkıp kendini yollara vuruyormuş,
    maratonun 30. km'lerinde nerden bulaştım buralara diye kendine saydırıyormuş,
    3:45 den öte dereceleri kabullenemiyormuş.
    kısaca bu yazar tam bizden, benden biriymiş...
  • turkce'de halihazirda "derken" ya da "demisken" gibi bir deyis varken "kosmak derken / demisken" diye cevrilmesi daha hos olurdu bence.
  • günde üç dört saat zihninizi odaklayarak yazabilseniz bile bir hafta boyunca devam edince yorgunluktan bitkin düşmek uzun bir eser yazmanıza engel olur. her günkü odaklanmayı altı ay, bir yıl, hatta iki yıl sürdürebilme gücü roman yazarı için en azından uzun roman yazmayı hedefleyen yazar için gereklidir. diyen roman
  • konusu yönünden yazarın diğer kitaplarına göre sıradan kalan ancak zaten bir roman ya da kurgu olmaması sebebiyle belki de bu yönden çok sorgulanmaması gereken kitap. murakami sevenlerdenseniz bir yere kadar severek okuyabilir, bir yerden sonra ise "daha fazla koşmak hakkında didaktik öğretiler okumak istemiyorum" hissine kapılabilirsiniz. en azından bende durum böyle oldu.

    --- spoiler ---

    konusuna gelirsek adıyla uyumlu bir şekilde yazmak ve koşmak üzerine yazarın anıları ve düşüncelerinden oluştuğunu söylemek yanlış olmaz. murakami özellikle gençlik yıllarında sahip olduğu bardan itibaren başlayan hatıralarından bahsediyor ve koşmaya nasıl karar verdiğini anlatıyor. ardından koştuğu uzun maratonları, günlük egzersizlerini, yılda kaç km koştuğunu ve katıldığı ultramaratonu okura aktarıyor.

    --- spoiler ---

    bunları anlatırken yaptığı benzetmeler elbette kitabın murakami'nin kaleminden çıktığını kanıtlayan güçte. ama sırf murakami okumak için koşma sporu hakkında bu kadar bilgiyi okumak ister misiniz, bilemem.
    ayrıca bazı paragraflarda düşük cümleler, anlamsız başlar ve sonlar vardı. ama bunun çeviriden kaynaklandığını düşündüğümden çok da üstünde durmuyorum.

    kısacası, biraz daha az koşu biraz daha çok yazarlık hakkında olsa severdim. 169 sayfa olmasına rağmen bitirmekte zorlandım. bir daha okumak ister miyim? hayır.

    --- spoiler ---

    şu da sevdiğim bir kısmı: "... yağmur... bir şiddetleniyor, bir hafifliyordu, arada sırada sanki aklına bir şey gelivermiş gibi duruyordu... asla taviz vermeyen insanlar gibi yağmayı sürdürdü. sonunda yeni bir karara varmış gibi sağanak yağış başladı". (sy:121)
    --- spoiler ---
  • haruki murakami'nin şu ana kadar beğenmediğim tek kitabı. bitiremedim. okuyanı koşmak yönünde gaza getiriyor gerçekten de, ama bunu 10 sayfalık kısa bir metinle de yapabilirdi gibi geliyor bana. bir noktadan sonra her sayfa birbirinin tekrarı gibi gelmeye başladı, dayanamayıp bıraktım. ama bir kitabı yarım bırakmak gibi bir huyum yoktur, hep aklımın bir köşesinde bu kitabı ne yapıp edip bitirmem gerektiği yönünde bir düşünce dolanıp duruyor. eyyorlamam bu kadar.
  • peşin tanım: haruki murakami kitabı. doğan kitap sayesinde bizlere kazandırıldı, sağolsunlar.

    aslında kendimi kurtarabildiğim iki zaman var. biri yazdığım zamanlar diğerini şu an yazmayacağım. insan düşüncelerinden uzak durmak istediği zaman sait faik oluyor birden. kitabın adı bu yüzden ilgimi çekmişti. ben zaten bilinen kitaplardan okumaya başlamam. koşmak yazları beynimi kemireceğime yaptığım bir eylemdir. her yaz. sağlıklı yaşayan biri değilim, düşünmemem gerekiyorsa koşarım; her yaz.
    kitabı alırken ilk olarak ismine baktığımda, murakami'nin metafor kullandığını düşünmüştüm. koşmak; belleğe koşmak, cennete koşmak, bataklığa koşmak yahut. ilk sayfalarda bir maraton koşucusunu dinliyorsunuz, sonrasında ise koşma'nın neler taşıyabildiğini. deneysel bir kitap.
    iki tutkusu var yazarın; yazmak ve koşmak. 170 sayfa boyunca ikisini de tam anlamıyla ele alabiliyorsun.
    eh, "acı çekmek bir seçim meselesi" sonuçta.