şükela:  tümü | bugün
  • istanbul devlet tiyatrosu'nun 2018-2019 sezonu yeni oyunlarından biri olan oyun 27 aralık 2018 akşamı cevahir sahnesi salon 2'de prömiyerini yapacaktır. oyunun diğer gösterim tarihleri ise 28-29 ve 30 aralık 2018'dir.

    yeton neziray'ın yazdığı ve saydam yeniay'ın yönetmenliğini yapacağı oyunun oyuncu kadrosunda erşan utku ölmez, fatma öney, yener sezgin, hakan şahin, volkan ışılay, duhan şahin, yusuf can sancaklı, nurhayat boz ve ozan dağara yer almakta.
  • bugün cevahirde izlediğimiz, yalnızca müzikleri için bile gidilebilecek bir oyun.

    yalnız yönetmen bey gerçekten o sis boğdu bizi. bir ara nefes alamadım k sırasında oturmama rağmen.
  • müzikleri ve sahne geçişleri güzel olan bir oyundu. lakin senaryo gereksiz uzatılmış ve bir sonuca bağlanamamış gibi geldi bana. hikaye yarım bir sona ulaşıyor ve ikinci yarıda çok fazla yalpalamaya başlıyor. ilk yarının yüksek dozuna yetişemiyor. yine de gidip izlenebilecek bir yapım, savaşın etkilerini güzel gösteren bir iş. favorim ülkelerin göçmen bürosu başkanını oynayan abimiz oldu.
  • oyuna interaktif bir hava katmak istemişler, fakat kendi açımdan bu hoşuma gitmedi. arada bir kesilmelerden ötürü dikkatim dağıldı. duman konusunda bir sıkıntı yaşamadım.
    avrupa ülkelerinin kabulleri reddetmesi ve bununla birlikte kararların açıklanması sırasında çalan müzikler çok hoşuma gitti.
    alman sisteminin kurallara bağlı olarak hareket etmesi, balkan kültür sisteminin söze ve geleneklere bağlı olarak hareket ettiği çok iyi bir şekilde yansıtılmış. kısacası doğu batı kültür çatışması esprilerle iyi harmanlanmış, mesaj açık şekilde verilmiştir.
    bence bu oyun izlenmelidir.
    merakımdan ve bu ikinci olduğu için soruyorum: devlet tiyatroları neden balkanlardaki problemlerle alakalı oyunlar çıkarıyor?
  • yeton neziray'ın yazdığı, saydam yeniay'ın yönettiği, istanbul devlet tiyatrosu 2018-2019 sezonu oyunu..

    oyunda; peer gynt adında bir gencin, kendi ülkesindeki olumsuzluklar dolayısıyla avrupa ülkelerine sığınma talebi ve akabinde yaşadıkları anlatılmakta..

    gayet keyifli, eğlenceli göründüğü kadar alt metni oldukça hüzünlü ve dramatik.. bu tarz harmanlanmış metinleri ekstra sevdiğimden oyunu çok beğendiğimi öncelikle belirteyim.. interaktif bölümler ise dozunda ve hoştu..

    oyunun dekoru harika tasarlanmış.. sis efektleriyle de muhteşem bir uyumu olmuş.. yönetmenin aksesuarları dekor gibi kullanma fikrini de çok beğendim.. kostümleri de eksiksizdi..

    oyunda kullanılan müzikler de çok güzeldi, amma velakin müziklerin sesinin yüksekliği bazı replikleri duymakta engel teşkil ediyor.. ek olarak efekt sesleri de ses yüksekliği sebebiyle ani korkutabiliyor.. eski sinema salonu olması kaynaklı hoparlörler çok güçlü zannedersem.. ses ayarında düzenleme yapılırsa şahane olur..

    oyuncu performansları güzeldi.. sadece alman yaşlı kadını canlandıran oyuncunun vücut hareketleri biraz abartılı olduğu için rahatsız ediciydi.. peer gynt'i canlandıran erşan utku ölmez ve peer gynt'in annesini candırandıran fatma öney enfestiler.. özellikle fatma öney çok profesyonel ve güçlü bir oyunculuk sergiliyor.. muazzam oynuyor..

    velhasıl kelam; başta oyunun yönetmeni saydam yeniay olmak üzere, emeği geçen herkesin ellerine, emeklerine sağlık.. bol alkışlı, nice sezonları olsun..
  • bu yıl izlediğim ve en çok beğenmediğim devlet tiyatrolarından çıkmış oyun.

    akmıyor efendim. oyun bir türlü akamıyor. tam bir şey olacak olamıyor. aslında oluyor da sahneye yansımıyor.

    yönetmen bunu fark etmiş olacak ki etkileşim alanları eklemiş. bunları eklerken de kendi özeleştirisini yapmış. oyun epik mi drama mı anlamak güç. kendisi de tam olarak bu kelimeler ile ifade ediyor.

    sanata beğenmedim demek pek adetim değil ama gerçekten beğenmedim.
  • balkanlar'da yaşanan sosyo-ekonomik ve politik sorunların, birey ve toplumlar üzerinde yarattığı etkileri anlatan bir oyun. kosovalı peer gynt, ülkesindeki olumsuzluklardan kaçıp diğer avrupa ülkelerinde yaşamını sürdürmeye çalışan bir insanın dramatik serüvenini anlatıyor.

    oyun içerisinde, kültürler arasındaki farklar güzel lanse edilmiş. isveç, ingiltere, almanya konsolosluklarından reddedilme sahneleri esprili ve güzeldi. oyun boyunca lirik, dramatik, epik gibi tarzları hep yaşattılar. oyunun çoşkusu hiç dinmedi. dekorların arabaya dönüşme sahnesi çok hızlı ve çok güzeldi. alman polisin yargılandığı sahne, tek başına oynanan çok güzel bir sahneydi.
    ayrıca erşan utku ölmez (peer) gerçekten çok iyi bir tiyatrocu ve çok iyi bir oyuncu, duyguları karşı tarafa çok güzel geçiriyor.

    oyuncuların performansı da hiç düşmedi. seyirci ile interaksiyonları çok iyiydi. sıkılmadan ve takibi bırakmadan izlediğim güzel bir oyun oldu.

    ayrıca müzikleri oldukça güzeldi. çünkü bir tiyatro oyununu diri tutan şeylerden birisi de iyi müzikleri oluyor.
  • iki perde ve 15 yıllık(!) ara dahil iki saat 15 dakika süren oyunu tür olarak bir yere oturtmak çok zor. dram desek değil zira fazlasıyla mizahi bir anlatım tercih edilmiş. komedi desek ortadaki bavullara ayıp olur. besa gibi yerel unsurları çıkartırsak oyun gayet evrensel aslında. baskılar, protestolar, soğanlı direnişler, bir bavula sığdırılan umutlar, bir damgayla dağılan hayaller, ötekileştirmeler, kültür çatışmaları, tutunmaya çalışmalar, bir yere ait olamamalar… fakat işte anlatım tarzında bir olmamışlık var.

    sığınma taleplerinin reddindeki kara mizah bu oyun için yeterliydi diye düşünüyorum. zira anne-oğul sahnelerinin samimiyeti olmasa bütün hikaye, durduk yere canı sıkılan bir gencin avrupa macerasına atılması gibi hafif bir hava taşıyor. birazcık adapte olmayı başardığınızda da interaktif kısımlar devreye girip işi iyice zorlaştırıyor. oyunun orijinali de böyle mi yoksa bizdeki yorum mu bilmiyorum ama doğaçlama ve interaktivite çok ince bir çizgi ve başta dönem oyunları olmak üzere çoğu oyuna ya-kış-mı-yor. dolayısıyla bu oyuna da yakışmamış. eğer amaç sert bir eleştiri getirirken izleyiciye ”ama siz böyle yüzünüze vurulmasını sevmezsiniz, size daha yumuşak bir şeyler verelim” gibisinden bir ironi yapmaksa hatırlatırım ki tiyatro protest bir sanattır. yani verin küsküyü, elinizi korkak alıştırmayın. yüze vurma işini de oyundan çıkarak değil oyunun içinde, oyunun metniyle, kurgusuyla, diyaloğuyla, tiradıyla, oyunun bizzat kendisiyle yapın ki bu sanatın diğerlerinden farkı anlaşılsın.

    dekor ve ışık yönetimi başarılı. müzikler de iyiydi. sanırım çok tepki çeken sis azaltılmış zira normal kullanımın da altındaydı. (ve interaktif kısımlara tabi ki bu konu da eklenmiş.) oyunculuklarda peer karakteri tek başına hiç de sempati uyandıracak bir tip olmadığı için erşan utku ölmez elinden geleni yapmış diyebilirim. fakat anne fatma öney ile birlikte gerçekten uyumlu ve güzeller. aynı zamanda yıllar sonrasının oğul peer’i olacak olan ozan dağara, avrupalı memurlar olarak iyi iş çıkartmış.
  • güzel olabilecekken olamamış oyun. oyunculuk müthiş, dekor iyi, emek verilmiş çok belli ama çok kopuk ve gereksiz onlarca sahne...biraz da uzun olunca sonlara doğru bitse de gitsek dedim artık. oyuncuları çok sevdim ve emeklerinize saygı duyuyorum ancak "aman tanrım ne korkunç"*
  • göç konusu çok iyi işlenmiş. müzikler ve oyunculuklar harika.. 6,5/10