şükela:  tümü | bugün
  • baş ağrısı, sınavlar, sorunlu erkek arkadaş, sinirden kasılan bir mide, sürekli dırdır eden hocalar ve neticesinde geçirdiğim günü betimlemek için kuracağım cümle: kötü bir gün.
  • ne istediklerini ya da neden rahatsız olduklarını açıklık ve kendine güvenle iki insan gibi konuşmaktansa imalar, laf çarpmalar ve sürekli iğrenç bir suratla belli etmeye çalışan,kendisine "neyin var!" die sorulmasını beklemekten yaşlı ve daha çekilmez insanlar olacak şahsiyetlerle geçirdiğim bir günün ardından söylediğim cümle.
  • 2 gün önce alınan bir ölüm haberinden sonra,kendini yeni yeni toparlamaya çalışan;hayata adapte olmak isteyen birinin dışarı çıktığında başına gelen olaylar olabilir kötü bir gün olarak...
    misal,hayatı sorgulayan;ölüm nedir,yaşam nedir;neden yaşıyoruz gibi sorular soran bir insanı baz alalım,kişi uykusuz geceler geçirmekte ve kabuslardan uyuyamamaktadır,hayata dönmeye karar verir,dışarıya adımını atar ve dışarıya adım attıktan sonra başına gelenleri adım adım takip edelim:
    -spor salonuna gidip güzel bir güne başlama sebebi oluşturmuştur kurban kendine,pilates yapayım derken,zor bir hareketle boynunu incitmiştir;ama bu kötü bir gün sebebi değil,kendi salaklığıdır;hem boynu acıyabildiğine göre hala yaşıyordur,şükürler olsundur.
    -spor salonundan çıkışta ağır ağır kadıköy sahile yürür kurban,ozalit alıp evde sakin sakin ödevini yapmayı düşünür,hava da güzel,her şey güzelleşiyor diye dalar ozalitçiye...
    -ozalitçide her şey yolundadır,5 dk sıra bekleyip işlerini halletmeyi planlarken,yangın var,herkes dışarı çıksın çığlıklarıyla neye uğradığına şaşırır.kendini anında dışarıda bulur,patlama sesleri,duman,insanların var olan saçma merakları(gerizekalı öleceksin,bir ileri git,bakınca sanki bir şey oluyor) koşarak kendini bir kenara atar,arkasını döner ve bakar;çatıda kalmış bağıran yalvaran insanları görür dumanların arasında..
    -hayatı sorgularken süper oldu bu diye içinden geçirir kurban,10 dk boyunca itfaiyenin ve ambulansın gelmesini bekler,hatıralık fotoğraf çeken insanlar gibi,insanların yangın ve çare arayan insanlar fotoğrafı çekmesine şaşırır..
    -çatıdaki insanların dumanların arasında bağırması,yardım istemesi,tırmanıp zirveye çıkma isteklerini görür,ağlamamak için dua eder.
    -neyse ki yangının sağ salim hallolduğunu düşünen(!) kurban,otobüse binip bu kötü yolculuğunu bitirip kendini eve atmayı hedefler;otobüse bindikten 5 dk sonra,otobüs ani bir fren yaparak ayaktaki yolcuların ezilmesine çığlık çığlığa bağırmasına sebebiyet verir;kurban ise atlattığı tehlikeden sonra aptal aptal dışarıya bakmakla yetinir.
    -sağsalim bitirilen otobüs yolculuğu ardından,"tamam eve geldim sakin olalım,şimdi huzuru bulacağım" diyen kurban,apartman girişinde 3.kat komşusunun ölüm haberini alır...
    günü daha yarılamayan ve dışarı çıkmak zorunda olan kurban,büyük laf edip,"ne kötü bir gün" dememek için kendini zor tutar...
    ama işin doğrusu bu olayların hepsi,hatta biri bile kötü bir günün habercisi,hatta ta kendisidir.
    kötü bir gün bunlarla sınırla değildir tabii ki,misallere bakar;bu da böyle bir misal.
  • gözlerimin yerinde alev topu var,
    kafamın içinde zonklayan damarlardan başka hiçbirşey hissetmiyorum,
    anlaşılmayı beklemeye çalışmak zihnimi kemirmiş,
    karnım aç,yemek gereksiz geliyor,
    korkuyorum kendime birşey olucak diye,
    bu kadar stresi nasıl kaldırıyor vücudum? diyorum ; üç dakika sonra dinlemiyor gene beni.
    alev gözlerim serinliyor gözyaşlarımla tekrar tekrar...
    kısır döngüm ve ben,
    bugün kötüyüz,
    bugün kötü bir gün...
  • hayattaki 9321. günümün dahil olduğu ve bitmesine yaklaşık 4 saat kalan gün. canımdan can aldı, hayata şaşı baktım tüm gün.

    rezalet bir güne erkenden uyanarak başladım. gerçekle hayalin iç içe geçtiği bir kabustu. gerçek olup olmadığını, sözlüğe yazarak test ettim. hangi güne uyandığımı bilmiyordum, bilsem bile umurumda olmazdı. ofise vardığımda, cüzdanımı evde unuttuğumu farkettim. geri dönemezdim, bugüne yetişmesi gereken işlerim vardı. gün boyu uğraşmam, akşam biraz bakarım diye dün akşam yanıma aldığım dosya yanlış dosyaymış. patron bunu kabullenmekte güçlük çektiğinden, 2 sigara üst üste içti. alt alta ya da yan yana içse, yine sikimde olmazdı.

    bunun acısını, tüm gün yaptığım işlere "olmammışş" diye dudak büzerek ve baştan yaptırarak çıkardı. en son çalıştığım sahneye 300 tane spot koymuş, bunların ışıklarını ayarlıyordum. tarkan'ın sahnesine spot takıyorum sanki amına koyim. zamanla sinirlerim, üst katta çalışan matkaplı dümbük yüzünden inceldi ve kopma noktasına geldi. beyinden, parmaklara gönderilen sinyaller yerine ulaşmamaya başladı. bu sırada, o program da yanıt vermemeye başlamıştı. en son ne zaman kaydettiğimi bilmediğim için, koyusundan kahve yapıp, yanıt vermesini bekledim. patron, cumhurbaşkanlığı kupası için hipodroma çıkacak altın yele kadar tedirgin, topuklu ayakkabılarıyla öffleyerek yürüyordu ofisin içinde.

    20 dakika sonra, programdan umudu kesip, görevi sonlandır dedim. "görevi sonlandır yanıt vermiyor" hatası verdi. üst kattaki atsiki, matkabıyla kolonu delmeye çalışırken, kafamda filler sikişmeye de başlamıştı. bilgisayarı yeniden başlattım. son 2 saatlik işim boşa gitmişti. mikroçipinden girip tekerleğin icadından çıktım. retrospesfik hoş bir küfürdü. eski zamanlarda yaşasam, birayı bulur kariyerimi orada bırakırdım hacı. başka buluşlar yapmaya çalışanın koluna girer, içki ısmarlardım. sarhoş eder, sonra barış halayı çekerdim saat başı. ama insanoğlu işte. illaki karıştıracak ortalığı, bozacak birşeyleri. sonra neden "başım bitten, götüm sikten kurtulmuyor?". ee amına koyim, bir rahat durmuyorsunki! elin dursa ayağın durmuyor. hiperaktif şempanze gibi daldan dala atlıyorsun!

    neyse, tekrardan yaptım. bu sefer 2 saat sürmedi, ne yapacağımı bildiğim için 1 saatte işin içinden çıktım. patron geldi, projeyi değiştirdi. aklına yeni bir şeyler gelmiş, onu yapayım bir de öyle bir bakalımmış. kötü bir gündü. kötü başlayıp, iğrenç devam ediyordu. akşam eve giderken 30 kiloluk buz kütlesi düşebilirdi kafama. şaşırmazdım. akşam 6'ya doğru işler iyice içinden çıkılmaz hale gelmişti. tek isteğim, direk taksime gitmek, "bugün benim doğumgünüm" yalanını söyleyip, soğuk metalik fıçı birayı kafama dikerken, creep dinlemekti. ilaç gibi geleceğini biliyordum. mesai bittiğinde, patron "dosyayı yanına al, akşam bakarsın" dedi. tartışmaktan hazzetmem, insanlarla muhatap olmaktan ayrıyeten tiksinirim. uzatmadım, tamam bakarım deyip, aldım dosyaları. iki bira içip eve dönecektim. soğuk bira zehiri alır, huzur verir. işten çıktım, kapşonumu başıma geçirdim. 9321. günüm, gerçek bir geri sayımdı. dibe doğru hızla çakılıyor gibiydim. metroya indim. akbilimi çıkartmak için cüzdanımı yokladığımda, cüzdanımı evde unuttuğum aklıma geldi. tanrıya doğru baktım, ama metronun tavanını gördüm. cebimde sadece 3 ytl vardı. eve giderken bile bira alamıyacaktım. bir bira için asla günaha girmem. daha fazlası için, kamyonun altına bile girerim.

    bu talihsizliğimi ancak bir büyük ikramiye karşılar derken, loto bayisinin ışıkları parladı gözümün önünde. 8 milyon tl veren süper lotoya, cebimdeki parayla 3 kolon oynadım. rakamlar da hazırdı zaten. büyük ikramiye çıkarsa ne yapacağımı düşündüm, ve aklıma hiç bir sik gelmedi. araba kullanmayı bilmediğim için araba alamazdım, şoför tutamazdım. aynı kütle içerisinde tanımadığım adamla ne yapabilirdimki tüm gün? hem nereye gidecektim? ayakkabı almazdım, eskimiş mavi pumalarıma bayılıyorum. ayağımla bütün oldular, siyah pantolon-siyah gömlek-siyah mont bile giysem ayaklarımda mavi puma. mutluluğu, başka şeylere sahip olarak yakalayamazdım. park sorunu var diye, helikopter falan da almazdım. bakalım, inşallah çıkmaz. sonra uğraş dur. hayatım yeterince dağınık zaten.

    aslında, kuponu şimdi yırtsam nasıl heyecanlı olurdu! sonra çekilişi canlı izlesem, oynadığım rakam çıkmadığında derin bir nefes alsam. iğrenç geçen günü, ikramiye çıkmadığı için sevinerek bitirsem. ama yapamam, büzük ister.

    eve doğru yürürken, flash belleğe takılı olan anahtarları, dosya transferi yaparken ofisteki bilgisayarda unutmuş olabileceğim aklıma geldi. elimin cebime gittiği o küçük anda, kafama balyozla vurdular sanki. neyseki anahtarları almıştım. düşünüyorum da; hiç param yok, kimliğim yok, çalışacağım dosya anahtarlarla birlikte ofiste. telefon faturamın bugün son günüydü ve yatırmadığım için kapanmış olması bile mümkün. lost izlerken bu kadar ürpermedim lan. eve girdiğimde, herşeyin geride kalmasını isteyip, bilgisayarımı açtım.

    radiohead dinlemek için en doğru zamandı. polar eşofmanımı giydim, atkımı boğazıma sardım.

    radiohead gecikmeden creep'i girdi:

    but i'm a creep
    i'm a weirdo
    what the hell am i doing here?
    i don't belong here.
  • iyi niyetle başladım o güne de. hergünden farklı olmayan bir cumartesi gibiydi. hatta öyle iyi niyetliydim ki kendime vazife bildim ve bir çay koydum. presip olarak çayı koyan değil demleyen tarafta olmayı tercih ederim (çay hazırlama iş akışı çayı sen koy, ben demlerim, sen getirirsin ilkesiyle yürür). gaza gelmişken bir de menemen patlatırım dedim ve bütün malzemeyi öyle kaba saba değil narin ve ince ince doğradım. her bir dilimi ayrı ayrı sevdim, menemenin kulağına aşk şarkıları fısıldıyordum adeta. baktım kimse oralı olmuyor çayı bile demledim sevgili okurlar. ancak evinde hala kaba demirin parlatılmasi ile meydana gelmiş ve altındaki su kaynamaya başlayınca titreyerek boşalan sexist çaydanlıklardan olanlar bilirler ki çaydanlığın sıcak suyla cum shot yapmaması için demlikle alt hazne arasında küçük bir boşluk bırakmak esastır. tabii ki ben de bunu yaptım. ocağın başına sonraki gelişimdeyse olmamasi gereken oldu ve kalecinin parmaklarini yalayip doksani bulan top misali devrilen demlik son rutüşleri yapilmakta olan menemenle buluştu. şaşıramadım bile. küfür etmek bile 5 dakika sonra aklıma geldi. her normal insanın yapacağı gibi ocağın altını kapatıp yeni oluşan çay menemen çaprazlaması organizmayi oturup kendi varlığını sorgulamasi için yalnız bıraktım. biraz ab shaper reklamı izleyip kendime gelmeye çalıştım. benden sonra mutfağa giren kimse de neler yaşandığını sormadı. olay gerçekleştiği anda bileklerimi kessem polis gelince intiharımı hakli bulur otopsiye gerek duymazdi.
    lanetli gün pazar olan tenis dersine 1 saat yol çekip cumartesi gitmemle sürdü. haksız yere hocaya dalacaktım ama adam da yan korttaki tenis hocasını dövmüş, eli değmişken beni de aradan çıkarırdı herlade (eski vücut geliştirme federasyon başkanımıymış neymiş), bulaşmıyım dedim. küçük lanetlerle sürdü gün. trafikte geri döneken geçirdiğim 1.5 saat çok önemsiz gözüktü sonra. herşey daha kolay geldi. dibe vurdum da sekemedim. öyle kaldım. fight club izlesem dedim onu da götün teki almış amınakoyim...
  • bundan birkaç ay evvel bundan bir tane yaşadım. ales sınavım vardı sabah, gece sevgilimle kavga ettim, sabaha kadar uyuyamadım, sabah bişey yiyemeden sınav merkezine doğru harekete geçtik babamlan, ki bu sınav merkezi sultanbeyli denen allahın dağının ta kendisiydi. arabayla giderken babamla kavga ettik, ve akabinde sınav merkezine az bir mesafe kala aracımızın tekeri patladı. ben babamdan ayrılıp merkeze doğru yürümeye başladım, meğersem orada da bit pazarı varmış, yere serili ikinci el eşyaların üzerinden sıçrayarak merkeze ulaştım. sınav normal seyrindeydi, eğlenceli bile denebilirdi. fakat sınav çıkışında yöreye yabancı olduğumdan dolmuşların kalkış noktasını epeycene bi aradım, sonra o noktadan işime yarayanını bekledim, geldi. bindik. yakacık mevkiinde çılgın şoför sağa çekip durdu, sustu, öylecene kaldı. yolculardan biri " kaptan nooldu?" diye sordu. çılgın şoför "teker patladı" dedi. ben istemsizce gülmeye başladım. indik dolmuştan ve uzun bir yolculuk akabinde eve ulaştım. evde kimse yoktu, kimse olana kadar ağladım. böyle...
  • kaza yaparak başlanan, mutsuz eden durumlarla karşılaşılan, huysuz insanlarla muhattap olunan bir gündür bu gün. bir takım ağrılar ise kötü günün tuzu biberi görevini görür.
  • kar yağışıyla başlayıp, sıkıcı, boğucu olarak devam eden gün.
  • sinirden direksiyon simidini dövdüğün gündür.
    hatta gözünle ve sözünle herkesi dövdüğün gündür.
    bugündür.