şükela:  tümü | bugün
  • dr. m. scott peck tarafından kaleme alınmış, kötülüğün psikolojik temellerini ele alan kitap.
  • herkesin okuması gereken muhteşem kitap.

    kötülük kavramını dinlerin, maneviyatın elinden alıp (sanırım) ilk kez bilimsel bir perspektifle incelemiş kitaptır.

    hakkında girilen yalnızca bir entry ile sözlük sanırım bize bir şey ima etmeye çalışıyor.
  • orjinal adi people of the lie olan kitap. hepimiz su yada bu sekilde kotuyuz. kimse kimseyi kandirmasin.

    --- spoiler ---

    eğer kötülüğü yok etmeye çalışırsak kendimizi de yok ederiz.
    --- spoiler ---
  • grupların davranısları hakkındaki amerika örneği bugün hemen hemen bütün toplum ve devletlere uyarlanabilir:

    ''normal şartlarda, kanıtlar açıkken, ben-severliğimizin yaralanmasının verdiği acıya tahammül ederek değişmemiz gerektiğini kabul ederiz. ama bireylerin olduğu kadar ulusların ben-severliği de normal sınırları aşabilir. böyle bir durumda, ulus, değişmesi gerektiğini kabul etmek yerine kanıtları ortadan kaldırmaya çalışabilir. 1960’larda amerika’nın yaptığı buydu.

    vietnam’daki durum hatalı olduğumuzu ve sınırlarımızı gösterdi. davranışlarımızı baştan sona gözden geçirmektense hatalarımızı ve zayıflığımızı gösteren kanıtları ortadan kaldırmayı tercih ettik. yaptığımız kötüydü. kötülüğü kişinin kendi hastalıklı varlığının bütünlüğünü korumak ya da savunmak amacıyla başkalarını yok etmek için politik güç kullanmak olarak açıklamıştım. vietnam’da ne kadar hatalı olduğumuz anlaşılmıştı. politikamızı değiştirmek yerine savaşın şiddetini artırdık. 1964’te hatamızdan dönebilecekken vietnam halkına zarar vermeyi göze alarak savaşa devam ettik. başta vietnam için doğru olanı yaptığımız iddiası zamanla yerini ulusal onurumuzu korumaya bıraktı. başkan johnson ve yönetimi yaptıklarının kötü olduğunu biliyordu. aksi halde neden bu kadar çok yalan söylesinler? yapılanlar o kadar tuhaf ve kişiliksiz ki kimse o günleri hatırlamak istemiyor.

    başkan johnson’ın kuzey vietnam’ı bombalamadan önce özür dilemesi bir yalandı. bu özür ile kongre’den savaş için bütçeden para ayırma yetkisi aldı. daha sonra başka programlar için ayrılan ödenekleri ve federal çalışanların maaşlarından yapılan kesintileri savaş için kullandı. kötü insanları yalan söylemelerinden tanırız. başkan johnson amerikan halkının vietnam’da olanları öğrenmesini istemiyordu. yaptığının amerikan halkı tarafından onaylanmayacağını biliyordu.
    yaptıklarını gizlemek istemesi yaptıklarının kötü olduğunu kanıtlamakla kalmayıp bunun bilincinde olduğunu da gösteriyor. ama yapılanların bütün sorumluluğunu johnson yönetimine yüklemek yanlış olur. kendimize johnson’a neden kandığımızı sormalıyız. neden bu kadar uzun bir süre kandırılmamıza izin verdik? kanmayanlar vardı. küçük bir azınlık gerçeklerin gizlendiğini, kötü şeyler yapıldığını anlamıştı. ama neden çoğunluk savaşta olup bitenlerden şüphelenmedi, hatta ilgilenmedi? yine insan doğasının tembelliği ve ben-severliğiyle karşılaşıyoruz. hepimiz günlük hayatlarımızla ilgileniyorduk. işimize gidiyor, yeni araba alıyor, evimizi boyuyor ve çocukları okula gönderiyorduk. grupların çoğunda üyeler lidere müdahale etmezler. biz de hükümeti istediği gibi davranması için serbest bırakmıştık. tepki gösterme ihtiyacı duymamıştık. johnson işini yapıyor, biz de
    izliyorduk. üstelik johnson’ın ben-severliğine biz de katıldık. ulusal politika ve yaklaşımımızın asla yanlış olmadığına inanıyorduk. hükümetimizin ne yaptığını bildiğine inanıyorduk. ne de olsa onları biz seçmiştik. onlar “harika” demokratik sistemimizin bir parçasıydı. dolayısıyla mutlaka iyi ve dürüst insanlardı. onların yaptığı her şey mutlaka doğruydu. ne de olsa onlar dünyanın en güçlü ulusunun lideri ve hükümetiydiler.

    bizi kandırmalarına izin vererek biz de johnson yönetiminin kötülüğünün bir parçası olduk. johnson yönetimi vietnam savaşı boyunca yalanlar söyledi ve işlerine geldiği gibi hareket etti. 1968 martında, mylai olayı, bu atmosferde gerçekleşti. barker görev gücü çıldırdığının farkında değildi ama en az onun kadar önemli olan amerika’nın da bilincini kaybettiğinin farkında olmamasıydı. ''
  • çok sevdiğim bir arkadaşım sayesinde okuduğum ve oldukça beğendiğim bir kitap.

    kitaptan;

    özgürlüğün tam karşısında kötülük vardır.

    saglikli ruh halini; adalet, insanlık ve başka insanları anlama ve sevme kapasitesi ile ölçeriz.

    hayatın anlamı iyilik ve kötülük arasındaki mücadele ve iyiliğin kazanacagina duyulan inançtır.

    kötülüğü yenmenin en etkili yolu onu irade sahibi, yaşayan bir canlı ile kusatmaktir.

    kötülüğük suçluluk duygusundan kaçmaktır.

    kötü insanları diğer insanlardan ayıran açıdan kaçmaktır. onların tahammül edemediği tek acı vardır; kendi bilinçlerinin ve kusurlarının farkına varmak.

    kitapta anlatılan özgür iradesini tembellik, açıdan yani kendini farketmek ten kaçış ve teslimiyet yani itaat yok ediyor. sonucunda kendi seçimlerini yapamayan olgunlaşmamış insanlar ortaya çıkıyor. işte bu kötülüğün dinamiği.

    grup psikolojisi farklı olanın dışlanması dolayısıyla kötü ve erdemsiz eylemlere sebep oluyor.

    olgunlaşmamış kişi bagimli ve ben severliligi yüksek kişilik yapısıyla takip eden oluyor. takip eden olmak kişisel sorumluluktan ve eylemlerinin sonucundan dolayısıyla açıdan kaçınmaktır. takip eden kişinin rolü bir çocuğun rolünden farklı değildir.

    " izleyen olduğunda gücünü lidere teslim eder. hem kendi otoritesini hem de karar veren olarak olgunluğunu teslim eder. nasıl bir çocuk ailesine bağımlı ise o da liderine bağımlıdır.

    grup benseverliligi ile grup kendi içinde gurur duyar. farklı olan tehlikelidir önce dışlanması sonra cezalandırılması gerekir. bir grubu birada tutan ortak düşman algisidir. düşman yoksa yaratılmalidir.

    sağlıklı insanlar hata yaptıklarında davranışlarini gözden geçirir. ama kötü insanlar hatalarını kabul etmeyip bunun sorumluluğundan kaçarlar.

    kötü olanlar sadece politikacı, lider, din adamı, iktidari elinde tutan kişiler ve örgütler değil buna sesini çıkarmayan; taksitlerin düzenli ödeyip sadece günlük konforunun peşine düşen herkestir.

    ey insan kötü ile mücadele etmek istiyorsan önce kendi içindeki ataleti yen.

    aydınlık kazanana kadar...
  • bir kişinin bilerek ve isteyerek bir insana zarar verdiğine, yalan söylediğine, kandırdığına kanaat getirdiysem işimi neden allaha bırakayım?
    o insana yaşarken kötülük edersem, acı çektirirsem allahın işini kolaylaştırmış olmaz mıyım? şöyle ki; ben, bana yaptıkları yüzünden ona bu dünyada öyle cezalar vereceğim ve öyle acılar çektireceğimki, allah öbür tarafta bu günahkar kula bakıp "sen çok kötüsün ama bu arkadaşın sana neler yaptı neler, yaşarken rezil etti seni herkese, hadi geç bakalım cennete" diyecek.
    deneyelim bakalım,