şükela:  tümü | bugün
  • haşlanmış patates ve kepekli unun, tuz ve su ile yoğrulmasıyla hamur halinde getirilip, tuğla veya topraktan yapılmış fırında odun ateşinde pişirilen, bolu yöresine özgü bir çeşit ekmek. hazmı kolay ve lezzetlidir. bayatlamadığı için tüketim süresi uzundur.
  • bir fıkra mıydı gerçekten yaşanmış mıydı emin değilim ama bir baba oğul köyden şehre gitmişler bir vesileyle. yanlarına azık olarak köy ekmeği yani ekmek * almışlar. durup dinlendiklerinde köy ekmeklerini çıkarmışlar, baba oğluna : oğul git hele şurdan bir şeher * ekmeği al da bizim ekmeğe katık edelim demiş.

    gerçekten de çok lezzetli bir ekmektir , insanın yedikçe yiyesi gelir.
  • bundan** mükkemmel güzel tost olur/yapılır.* aynı zamanda bununla** yapılan yumurtalı ekmek daha bi güzel olur yiyenler parmaklarını da yer.*.
  • kızartıldıktan sonra zeytin yağı'nın ve salçanın en bi güzel yakı$tığı ekmek. dış kabuğunun sertliğinden, bayatlaması çok zordur, daha doğrusu çabuk bayatlar ama yine de yenilir, tadından bir şey kaybetmez. adapazari'nin koylerinde herkes bahçesindeki firininda yapar bu ekmeklerden. bazi koylerde toplu halde yapilir, ekmek yapma gunu vardir, koyde firini en buyuk olan ki$iye malzemeler verilir o ekmegi yapar.

    yapilan ekmekler ardiyede saklanir, uzerine sofra bezi tarzi bir ortu ortulur. evdeki ekmek bittikce gidilir alinir yenir.
  • türkiye' de artık pek üretilmeyen ekmek cinsi. köylerde pek kimse kalmadığından, kalanların çoğu da hem şehir ekmeği yediğinden, hem de yaşlı olduğundan, yapması zahmetli olduğundan, zahmetli işleri de artık kimse yapmak istemediğinden** dolayı yok olan bir el emeği daha.

    o ekmekler o kadar lezzetli olurlar ki, insan başka şey yemeye ihtiyaç duymaz. pasta gibidir. sırrı hem köylü kadınların el mahareti, hem odun ateşi, hem de katkısız olmasıdır. taş fırınlarda pişirilip, köy ekmeği diye satılan ekmeklerde o lezzeti bulamazsınız.
  • hayatımda bir kere manyas'ta yediğim efsanevi yiyecek. dün yemişim gibi kokusu hala burnumda. o kokuyu arayarak çok köy ekmeği aldım ama sadece bir kere edirnenin bir köyünden gelen bir ekmekte buldum. evde yapılması gerekiyor sanırım öyle kokması için.
  • levent başkaya'nın evlensen adlı klibinde oynayan hatun :)
  • en büyük özelliği 1. gün ile 7. gün aynı tazeliğini/bayatlığını korumasıdır. ikisini de yazdım çünkü bana göre ziyadesiyle bayat olan ekmek "kocuman" aile fertleri göre taptazeciktir. bizim sevdiğimiz ekmek kof olurmuş, köy ekmeği kralmış, yıllarca öyle dediler ama onlardaki ağızdan bende de var, yemeğe çalışıyorum, sevmeye çalışıyorum olmuyor, küçükken de sevmezdim köy ekmeğini, büyüyünce de sevmedim. yalnız fırından ilk çıktığında kral olur, otursan tek başına bir somunu yersin, somun da nerden baksan 1 kg çeker. sürecen üzerine de yağı, biraz da poy serpiceksin, dadından yenmez. yanında da çay, insan ekmeği özler mi? özlüyomuş anasını satayım.

    dur senli benli olmuşken bir de anı anlatayım;

    küçüğüm, köye gidiyoruz, o zamanlar gelibolu-lapseki arabalı vapuru her zaman çalışmıyor. ilk sefer saat 06:00 da, mola yeri de aytepe. sonra değişik turizm şirketleriyle defalarca değişti ama bizim için mola yerinin adı hâlâ aytepe. aytepe'de çaylar şirketten, şimdiki gibi tuvaletten bile para kazanayım derdinde değil işletmeciler. babama soruyorum, "gelibolu'da köfte yiyecek miyiz?" cevap klasik, "bakarız" 05:00 sularında gelibolu'ya varıyoruz, annem uyumaya devam ediyor, babam sigarasını otobüste söndürüp aşağı iniyor, ben de peşinden. karanlığa doğru yürümeye başlıyor, ses çıkarmadan yanında yürüyorum, "köfteciler diğer tarafta kaldı" diyecek oluyorum, vazgeçiyorum. bir bildiği vardır elbet, koskoca baba! yürüyoruz, artık yürüdüğümüz yollar aydınlatılmayan cinsten, köşeyi dönünce uzaktan bir ışık hüzmezi görünüyor, bu bir dükkan, "köfteci mi acaba? o kadar arada köfteci nasıl olur ki? sadece müdavimlerinin bildiği bir köfteci heralde" yaklaştıkça mükemmel bir koku geliyor burnuma, ne olduğunu bilmiyorum ama köfte değil, daha değişik bir şey, biraz daha yaklaşınca anlıyorum, bu bir fırın. girince babam selam veriyor, tanıyormuş gibi halini hatrını soruyor, ekmek alıyoruz, çıkarken parasını uzatıyor, fırıncı parayı aldığına göre babamı tanımıyor. biraz koparıp bana uzatıyor kocaman somunu, hemen sarılıyorum ama o da ne? bu nasıl bir sıcak? elim yanıyor, geri veriyorum. küçük bir parça kırıp bana uzatıyor babam, üfleye üfleye yiyorum. köftecilerin tam karşısındaki kaveye oturuyoruz, o çay içiyor ben ise oralet. sıcak ekmek ve oraleti yiyorum. "buranın keçi sütü güzel olur, istersen alayım diyor", "cık" diyorum.

    şimdi en az haftada bir kez köfte yiyorum, sıcak ekmek ve oralet ise çok nadir, keçi sütü nerde var? onu bilmiyorum.
  • anneannem ve teyzem izmir kınık'ta otururdu. evde ekmek yapılırdı, ankara'da öğrenciyken bazen annem kargoyla gönderir, bazen de ben götürürdüm yanımda. içine karanfil de konurdu, bergama'nın sakızlı karanfilli leblebisiyle müthiş bir uyum oluştururdu bu ekmek. arkadaşlara ikram ederdim, "aaa, köy ekmeği!.." derlerdi. ben de sinir olurdum, "kınık ilçe kardeşim!.." diye düzeltirdim. hey yarabbim, neleri takıyormuşum yahu?!?
  • trakya tarafinda nohut mayasi ile yapilan firindan yeni cikmis haliyle tumu bitirilebilecek ve bayatlamasi cok uzun zaman alan ekmek.