şükela:  tümü | bugün
  • elbette köy hayatının da bir çok zorluğu vardır lakin, şehir hayatından kat kat daha keyif verici ve insanı kucaklayıcı bir yanı olduğu su götürmez.

    -sabah kalkıyorsun ve mis gibi doğanın içindesin.
    -çocukların için muazzam büyük bir oyun alanı var.
    - sıkış tepis ufacık bir daireye 2.000 tl kira artı aidat ödemek zorunda değilsin.
    - her gün trafik stresi çekmek zorunda değilsin.
    - taciz tecavüz olayları şehirlere göre çok çok az. zira nüfus az olduğundan, sapıklar ortaya çıkma korkusu ile çekiniyor bi bok yemeye.
    - eti, sütü, yumurtayı, meyveyi komşunuzdan doğal olarak çok daha ucuza temin edebilirsiniz.
    - genelin çiftçilik yaptığı bir köyde tahsilli olarak ikamet ettiğiniz için köy insanı da size daha saygı gösteriyor, yardımcı oluyor.vb...
    - piknik veya mangal yapmak için 5bin kişinin gittiği piknik alanlarına gitmenize gerek yok. eşinizi dostunuzu çok daha güzel, doğal yerlerde ağırlayabilirsiniz.
    - tüm bunlara bağlı olarak, sinir ve stresten uzaklaşırsınız. bir nevi ömrünüz uzar.
    - istanbuldan 600-700 bin tl ye 2+1 daire alacağınıza, köyüne göre o paraya 500-1000m2 arsa alır ve içine gönlünüze göre bahçeli havuzlu 10 numara dubleks ev bile yapabilirsiniz.

    ayrıca, köyde yaşıyorsunuz diye illa çiftçilik yapacaksınız şeklinde bir kural da yok. mesleğiniz elbette, mali müşavirlik, avukatlık, mühendislik, esnaflık vb. olabilir. köye yakın bir kasabada veya ilçe de işinizi düzeninizi kurabilirsiniz ki, bu şehirde iş kurmaktan zorluk olarak çokta farklı değil.
    zaten büyük şehir de çalışınca sanki çok büyük paralar mı kazanılıyor. aksine kasabalarda veya ilçeler de daha fazla fırsat mevcut. istisnalar hariç en kötü bakkal,manav bile aylık 4-5 bin tl kazanıyor.

    bunun dışında normal şartlarda, eğer kendi aracınızda mevcutsa yol en fazla 30 dk sürüyor ki genelde çok daha az tutuyor.
    tek eksisi gece hayatınız varsa, biraz sekteye uğrayabilir. zaten bu ekonomik krizde, bir biranın bile mekanlarda 25 tl den satıldığı bir ortamda yakında onu da yapamayacağız.

    dolayısıyla köy hayatından nasıl bu kadar kolay vazgeçmişiz hayret.

    ilerisi için benim planımda tamamen bu şekilde. zira şuan tüm işimi ve düzenimi büyük şehirde kurma imkanım olmasına rağmen ilçe de kurdum. yeterli maddi imkana eriştiğim de ise şuan mevcut evime 20 dk uzaklıkta olan bir köyden arsa alıp içine evimi yapmayı ve orada havuzlu, bahçeli evimde eşim ve çocuklarımla, alt komşu üst komşu derdi olmadan, bahçeye alacağım 2 köpeğimle, çocuklarımın eşimin başına bir iş geldi mi korkusunu minimuma indirerek ikamet etmeyi planlıyorum. umarım nasip olur. iyi günler
  • altına imzamı atacağım güzellik. minimum ses, insan, soru, gürültü, koşturmaca; maksimum sükunet, konfor, rahatlık, ilham, temiz hava, dinlenmiş zihin.
    bir apokaliptik vaka olsa ve şehirleri terk etsek, dağ yamaçlarında köylere çekilsek, metrobüs yolları detroit yollarına dönse, canım anadolunun ücralarında hayat yeşertsek. güzel hayaller.

    -----

    p.s: arkadaşlar dünden beri bazı "siz doğayı ne sandınız kolay mı öyle" çıkışları okuyorum, yani atla deve değil. doğayla savaşmak değil, doğayla barışmak burada kastedilen. doğanın getireceği bazı zorluklara önlem alarak, hastane/egitim olanaklarını şehirlerde istiflemek yerine dağılımını sağlayarak, güneş enerjisini kullanarak, şehirde öğrendiğimiz bazı hayat kolaylaştırıcı uygulamaları ekosisteme çomak sokmadan gerçekleştirmeye çalışarak, yine konforumuzu sağlayarak daha organik obavari bir yaşam mümkün. şehri kendi haline bıraksak zaten bir seneye her yeri otlak ve hayvan basar. doğa yolunu bulur her türlü. biz de ona sırt dönmeden onunla yaşamayı öğrensek ağacının dibinde, nehrinin yamacında, sakinlerini de rahatsız etmeden. fakat insana maruz kalan her yer bozulmaya mahkum. siz de haklısınız. ne diyoruz öyleyse, güzel hayaller.
  • hem olan hem olmayan güzelliktir. denedim ben bunu. istemeye istemeye şehre dönüşümle sonuçlandı. içinde bulunduğumuz şehir hayatı öyle bir şey ki; sinsice kendine bağlıyor siz hiç farkına bile varmadan. standart düzenini uzun yıllardır şehir hayatına göre kurmuş, güne her ne kadar söverek başlayan biri de olsanız köy hayatının tatil olduğu kadarı güzel. insanın ihtiyacı olan doğa, alışılagelmiş lüksten feragat edip yaşamaya çalışmak başka. hele ki hayatını "fast-food" düzene göre kurmuş biri için ızdırap olabilir. köy hayatı güzel, doğa güzel oksijen güzel. ama emek ister arkadaşlar, yapmayın.
  • ilk aydan sonra boğuyor. kimse tecrübe etmeye kalkmasın, çünkü iliklerime kadar hissettim. trafiği bile özler konuma geliyorsunuz. bankamatik yok, arkadaş yok, kaçamak yok, süpermarket yok, aklına gelebilecek hiç bir şey yok. sadece doğa ve inekler var.
  • üretme gibi bir kaygınız yoksa, ekip biçmeyi hobi olarak yapıyorsanız, maddi kaygınız yoksa ve mali beklenti içinde değilsiniz, evet dayanılmaz güzelliği vardır. fakat öyle değil ise gözüne baktığınız, kazıp ektiğiniz biçtiğiniz yetiştirdiğiniz ürünü yok pahasına mecburiyetten tüccara verip, akşam haberlerde pazar tezgahlarında marketlerde altın pahasına satılmasını izlemenin de bir buhranı var bilesin. tabi bilinçli köylüler için.
  • o köy tanımı eskiler dahilinde kalan bir ütopyadır.
  • #89723841
    yukarıda amaçlanan fiilleri yapmış biri olarak asla tavsiye etmem. öncelikle deneyimlemek lazım. herkese, hatta çoğuna uymuyor. ilk altı ay çok güzel... takip eden altı ay eh işte... sonrası malum.
  • birinin ineği bahçene girer talan eder tüm güzelliğini, saçma sapan bir sebepten hüsumet oluşur selamı sabahı kesersin yan komşunla, birinin evi aşağıdadır oraya su gitmez "yukarıdakiler çok su kullanıyor" diyip pompalı av tüfeğiyle vurur falan. su kavgası, tarla kavgası, mal kavgası.. sürekli dinamik sürekli aktif bir hayat.

    ha dersen ben çatalca'da çiftlik evi tarzı yaşamak istiyorum o ayrı.
  • köyü bilmeyen cahil ekşici beyanı.

    biz bunları zamaninda yazdik;
    (bkz: #83041192)
  • davulun sesi uzaktan hoş gelir .