şükela:  tümü | bugün
  • canlılar aleminde beni en fazla tedirgin eden hayvan. hudutsuz sakinlikleri, tehdit niteliğinde hiçbir uzva sahip olmamaları, tostoparlak olup akşama kadar otlamaları ve behlül gibi mee'lemeleri bile onlardan korkmama engel olamıyor, nerede karşılaşırsam karşılaşayım göz göze gelmemeye çalışıyorum.

    geçen hafta motosikletle yayla ekspedisyonu yaparken, koyun geçişi nedeniyle yol kapandı. yüzlerce koyunun geçmesini bekliyoruz babamla, en ufak bir kargaşada yüzlerce koyun uçurumdan yuvarlanır, onların şekilsiz hayaletleri hayatımın geri kalanında beni uykuda ziyaret eder. koyunları izliyoruz, ben korkumdan kaskı çıkarmayıp polarize camın arkasından bakıyorum kervana. koyunlardan birisi yolun ortasında durdu ve bize baktı. kafamda kask olmasına rağmen başımı öne eğdim. çünkü bu şerefsizlerin birisi saldırınca diğerleri de saldırıyor. beni bir yerlerden çıkarmaya çalıştı ama başaramadı sanırım, yoluna devam etti. sonra kuyruğu heybetli başka birisi motora yaklaştı ve yanından geçti, kafamı diğer tarafa çevirdim. bir anlık galeyanla motordan atlayıp koşmaya başlasam, peşimde koyun ordusuyla bir saate izmir'e girerim biliyorum. kordon boyunca general gibi ilerler, ege üniversitesi kampüsünü dakikalar içinde istila ederim. kovalamak opsiyonu olmayan bu hayvanları geçmişte çileden çıkardığım için motorun arkasında dakikalarca yere baktım.

    kervan geçişi tamamlanınca yola devam ettik, kafamı geri çevirip baktığımda iri bir tanesi de bana bakıyordu. bir dahaki sefere pek şansımın olmayacağını düşündüm. koyunlar camiasında mimlenmiştim.
  • bu talihsiz hayvanların bir handikapları da doğada serbest halde bulunamamalarıdır. plütonyum neyse bunlar da o ama tipten kaybediyorlar. bir çobanın güdümünde, kırmızı et yahut kurban endüstrisine dişli olmayı bekleyen koyunların tarih sahnesindeki tek başarısı, bir temsilcilerinin gökten inmesidir ama bunu da evrimciler doğru kabul etmez. sürü halinde dolaşmasıyla tanınan bu hayvanların, atasözleri segmentine "her koyun kendi bacağından asılır" ile girmiş olması ise kendilerini iyi ifade edemelerinden kaynaklanır.

    ortalama bir kurbanlık koyunun fiyatı 500 liradır ve yıllardır değişmez. matematikte pi sayısı neyse bunlar da o ama yine tipten kaybediyorlar. devasa kertenkeleleri bedavaya bulabilecekken, koyuna dünyanın parasını vermeyi anlayamıyorum. "dağda dolaşan bir tane koyunu kıskıvrak yakalayayım, çobanına vereceğiniz parayı bana verin" diye aileme danışıyorum, "tek başlarına yaşayamazlar, ölürler" diye karşılık geliyor. milyon yıldır dünyada dolaşıyorsun ve hala tek başına yaşayamıyorsun he mi? illa ki çoban olsun, başında patron, sırtında kırbaç olsun istiyorsun he mi? bütün bunlar aklımı karıştırıyor, yaklaşan kurban bayramı için bir tanesini almaya gideceğimizi düşündükçe, aklıma türlü alternatifler geliyor. 500 lira su içinde iyi para, eğer serbest dolaşan bir tane koyun bulursam o parayı bana verirler. askerlik öncesi büyük anadolu turunu kamil koç rahatlığında yaparım, ülkenin en batısından doğusuna bir zıpkın gibi geçer ve askeri teslimat öncesi ülkenin nabzını tutarım. yaylalarda özgür ruhlu koyunlar var, tek başlarına takılıyorlar diye bir şey duymuştum ama ne kadar doğru bilemiyorum. hem araba kullanmayı bilmediğimden koyunu yakalasam bile eve getiremem. sırat köprüsü simulasyonu yapar gibi, koyunun sırtına atlayıp dağdan döne döne gelirsem de hayvana eziyet olur, ziyan olur. motosikletle gidip koyunu bindirmeye çalışsam ve polis ceza yazmasın diye kafasına kask taksam yine olmaz. hiçbir şekilde kurban işinden para kaldıramayacağım sanırım.

    koyunlar çileden çıkıncaya ve örgütleninceye kadar onları kışkırtmaya devam edeceğim. yaşamakla ödüllendirilmiş herhangi bir canlının, başkasının keyfi için heba edilmesi adaletsizlik geliyor. ilk işim onları özgürlüklerine kavuşturmak. yeterince deneyim kazanınca da insanlara başlayacağım. şu anda mesainin bitmesini, bayram tatilinin gelmesini, yıllık iznin yaklaşmasını ve kafa dinlemeyi bekleyen milyon tane insan var. biliyorum.

    koyun özgürlük bildirgesini hazırlamaya çalışırken. güney fransa.
  • ben askerden canlı dönmeyi başarabildiğim için hayatından olan talihsiz hayvan. adak segmentinin şanssızlığı da bu işte, mutlaka kan dökülüyor*. sonrası "senin için öldük, bunu hak et" diyen koyun hayaletleriyle bitmek bilmez geceler. neyi hak edeceğim onu da bilmiyorum, hayvanların benim yüzümden canından olmasını istemiyorum ama binlerce yıllık gelenekleri değiştirmeye çalışacak da değilim. adama "sen önce üzerindeki o uyduruk şortu değiştir, denyo gibi gözüküyorsun" demezler mi? şart olsun derler. ben sadece, benim yüzümden gerçekleşen tüm olayları arka sıradan izleyen basit bir seyirciyim. öznesinin ben olduğum cümleleri bile başkaları yazıyor.

    - abi uzun zamandır okuduğum en uyduruk cümle, bi çık dolaş istersen?
    - kes esteban. kesteban. evden çıkamam, apartmanın kapısında koyunların asi lideri var. beni bitireceklerine yemin etmişler. çünkü mevcut salaklığımla sağ salim döndüğüm her gün, bir tane üyeleri kurban ediliyormuş. bıkmışlar. artık ecelleriyle ölmek istiyorlarmış.

    bunlar da benim gibi, bir sürü şey isterler ama kendileri için yazılan kadere boyun eğmekten başka bir şey yapamazlar. öyle güçlü bir kader mührü var ki üstlerinde, bu mührü kıran ve efsane olan tek bir koyun yok. gökten inen temsilcileri bile iner inmez bıçak altına yatmış, havada geçirdiği süre yerde geçirdiği süreyi misliyle katlamış. ölmek için gelmişler dünyaya, ölürken de kendilerine misyon yüklenmiş. öyle bir misyon ki ölseler bile kurtulamıyorlar. bir de aynı adamı sırat köprüsünde karşıdan karşıya geçirip taşımacılık sektöründe çalışıyorlar. sonsuz bir çile.

    bu sabah benim koyunumdan arta kalan büyük etleri kasaba kıyma yaptırmaya giderken aklıma bunlar geldi, ister istemez gereğini sorguladım. hiç ölmeseydi, o koyunla yaşasaydım. ona pes oynamayı ve autocad kullanmayı öğretseydim, benim yerime çalışmaya gitseydi bir ofise. akşama kadar renkli çizgilerle uğraştığı için ay sonunda maaş verselerdi, o da getirip bana teslim etseydi maaşı fena mı olurdu? ona en taze marulları alırdım, haydari yapardım. o yaşadığı için mutlu, ben çalışmadan para kazandığım için keyifli. o eceliyle öleceği için huzurlu, ben ecelim olan tutsaklıktan şık bir hamleyle kurtulduğum için sakin.

    ama olmadı, bir poşet dolusu parça eti kasaba götürdüm. "bunlar kıyma yapılacakmış, bir kere çekilecekmiş" diye bana verilen emirleri kasaba tebliğ ettim. "taam abi" dedi. kasaptaki dev aynada kendime baktım, hemen sağ omzumun üzerinde kesik bir koyun kafası vardı ve bana gülümsüyordu.
  • fiyat aralığı çok geniş bu hayvanların, aynen araba gibi. ayağımı yerden kessin yeter diyorsan, adaklık genç koyunları 100 kağıda bulabiliyorsun. adına genç semih dersen, sonradan açılıyormuş sanırım bu koyunlar. adaklık olunca ne oluyor henüz anlamış değilim, sanırım inanç seviyesi yüksek koyun oluyor. daha kolay kurban edilebilitesi var; araştırmalarım devam ediyor. akşama kadar küçükbaş hayvan kategorisini bitirip, pazartesiyle birlikte büyükbaşlara başlamam lazım. sektörü değiştireceğim de, piyasa araştırması yapıyorum. çoban olup, koyunlarıma flütle radiohead çalmaya karar verdim. no surprises çalmak istiyorum sabahları. akşamları da go to sleep.

    sakinliğiyle bilinen ve güçlü olanın kazandığı bu vahşi evrende, yıllardır sadece hizmet sektöründe çalışan bu hayvanların öfkesi de ayrı bir trajik olur. bunları kitaplarımızda yazdık, o yüzden bir kere daha tekrar etmeye gerek yok. smiley koymak istedim lan çılgın gibi, pazar günü çalışmak deli mutluluğu katıyor bünyeye. böyle olacağını bilsem her hafta gelirdim, cumartesileri de çalıştığım için büyük bir öfkeyle kolbastı oynamazdım.

    romanov cinsi koyunlar, sektörün aston martin'i olsa gerek; fiyatları 3 kat daha bahalı. hemen almamak lazım, önce düşük bütçeli bir sürüyle başlayıp, 5 senede ilk 11'in romanovlardan oluştuğu flaş kadro. hedef türkiye kupası ve sonra da uefa kupasında çeyrek final.

    başka küçükbaş hayvan kalmadı gibi. bi kardeşim var, onu da ayrı başlıkta incelemek lazım. o gerçek bir parodi.
  • bir gün annemle köydeyiz, sıkıldık, annem teyzesine sohbete gitmeye kadar verdi, bende takıldım peşine, gidiyoruz, köyün camisinin ordan tam teyzelerin sokağına sapacakken önümüze bir koyun atladı. panik içinde bir koyun. bir bize bakıyor bir sokağa koşuyor, sonra bize geliyor sonra yine sokağa koşuyor.

    anneme baktım, annemin yüzünde lassie bize bir şey anlatmaya çalışıyor ifadesi belirdi. takip edelim bakalım şu koyunu, neymiş derdi dedi.

    koyunun peşine takıldık, koyun hala bi koşuyor bir de dönüp bize bakıyor geliyor muyuz diye. neyse döndük dolaştık koyun bizi köyün yapay barajının oraya getirdi. barajda 2 parmak su var, gayette büyük baraj havuz. içine bir baktık, içinde minik bir kuzucuk, korkmuş, yukarı yukarı bakıyor.

    inanamadık. koyun yavrusunu kurtarmak için bizi çağırmış meğer.havuz derin olduğu için hemen civar komşulardan yardım istedik, çıkardılar kuzucuğu ordan. koyun ile kuzunun buluşma anı ise inanılmazdı. resmen çığlık atarak sevindiler yüzlerini tokuştururken.

    tanım: masum kelimesine en yakışanlardan.
  • - sürü piskolojisi hakkında ne düşünüyosun?
    -dur abi bi arkadaşlara soriyim hemen geliyom...
  • daimi salata ve otla beslenen rejim insanlarına inat, sadece ot yiyerek kocaman, yağlı göt ve kuyruk yapmayı beceren hayvandır. takdir edilesidir. meeeeeeeeeee!
  • öyle şapşal bir hayvandır ki bu, anne ve yavru kırkıldığında bir daha tanıyamaz birbirini. uzaktan bağırırlar birbirlerine mee mee diye, birbirlerinin sesine doğru giderler ama görünce "oeeh bu değilmiş" der kaçarlar.
    bir de bunların uçurumdan atlayanları vardır ki ayrı bi komiktirler.
    genç olanları da mangala pek yakışır.

    zamanının ötesinden gelen edith: şaka be şaka hiç sevmem mangalda kuzuyu. enginar ve kerevizden başka bir de dereotlu bakla yerim ben sadece.
  • türk dilinin en eski yazılı kaynaklarında dahi görülebilen bir sözcüktür. zaman içerisindeki değişimini izlemek de böylece daha kolay oluyor. güzel kelimedir "koyun".

    orkun yazıtlarında var mesela... diyor ki kül tigin yazıtında:

    "tengri küç birtük üçün kangım kagan si böri teg ermiş yagısı kony teg ermiş"

    yani, "tanrı güç verdiği için, babam kağanın askeri kurt gibi imiş, düşmanı koyun gibi imiş."

    buradaki "kony" sözcüğü orkun yazısı ile üç şekilde yazılabilir:

    1- http://yfrog.com/2mkny1j
    2- http://yfrog.com/0fkny2j
    3- http://yfrog.com/2mkny3j

    daha sonra meşhur iyi ve kötü prens hikayesinde rastlıyoruz bu sözcüğe.

    "biri ayur koy yılkı egidser yılınga aşılur bay bolur"

    mealen: "biri dedi ki; (insan) koyun, yılkı beslerse (onlar) yıldan yıla çoğalır, (insan) zengin olur."

    görüldüğü üzere, "kony" biçimindeki ny çift sesi, uygurlarda "y" hâlini almış. bu gayet olağan...

    çağdaş türkiye türkçesinde ise, ny sesi "y(u)n" hâlini almış, sözcük "koyun" hâline gelmiş.

    yoksul anlamındaki "çıgany" sözcüğü de bu lehçede bugüne kadar varlığını sürdürebilse idi "çıgayın" hâlini mi alırdı? bilmiyorum. fazla zorlamaya başladım. bu kadar yeter.

    a, unutmadan: (bkz: hun/@sarissa)
  • 'eskiden çok aptal oldukları için koyunları hor görürdüm. durmadan otlarlardı, bir tek köpek koskoca sürüye istediğini yaptırırdı, onların arkalarına takılır, benden nasıl kaçtıklarına gülerdim, kendilerini salakça zor durumlara sokmalarını izlerdim ve pirzola yapılmayı hak ettiklerini, hatta yün makinesi olarak kullanılmanın onlar için fazlasıyla hafif bir ceza olduğunu düşünürdüm. ancak seneler sonra ve uzun bir sürecin sonunda koyunların aslında neyi temsil ettiğini anladım. kendi aptallıklarını değil, bizim gücümüzü, hırsımızı ve bencilliğimizi temsil ediyorlardı.'

    eşekarısı fabrikası
    iain banks