şükela:  tümü | bugün
  • 10 günde ancak bitirebildiğim kitap.

    öncelikle söylemeliyim ki edebi anlamda bir roman olduğunu düşünmüyorum. o nedenle de kitabı ve hikayeyi bir edebiyat eserini değerlendirir gibi değerlendirmenin yanlış olduğu fikrindeyim. kitap bence bir psikiyatristin romanlaştırmaya çalıştığı anıları. edebi anlamda daha ötesi değil ve zaten iyi ki bu iddiada da değil.

    kitap boyunca yazarın psikiyatri alanında bilgilendireceği bir kitap okumayı düşünüyordum. ancak sunulan bilginin oldukça sığ ya da kısa olduğu görüşündeyim. kitabı kapattığımda "yeni bir şey öğrendim mi" diye düşündüm ama bu açıdan beni pek mutlu etmediğini söylemeliyim.

    ayrıca hikayeyi etkileyici de bulmadım. açıkçası bu anlamda yazarın ya da yayınevi editörlerinin biraz daha yazarı yönlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.
    hikayede geçen olaylar oldukça uzun bir süreye yayılsa da başından itibaren sanki günümüzde geçiyor hissi ile okuyorsunuz ve birden bire "zaman" -özellikle son bölümde- belirginleşince okumuş olduğunuz bölümlerin daha önceki yıllarda geçtiğini fark ediyorsunuz.

    bir de kenan karakteri tüm çapkınlığına, bencilliğine, narsistliğine rağmen bir noktada başlarda bana sevimli geliyordu çünkü kadınların aptallıklarının onu o noktaya taşıdığını düşünüyordum. ancak daha sonraki düşüş dönemi bana pek inandırıcı gelmedi. o nedenle, adamın sonunda çıkardığı dersi de oldukça zorlama buldum. gerçek bir hasta/danışan hikayesinden esinlenmiş olsa da yazarın oldukça yorum kattığını, böylece de kitabı inandırıcı olmaktan uzaklaştırdığını düşünüyorum.

    son olarak, kitap 100 sayfa daha az olsa hiç bir şey kaybetmez. hikaye bitiyor ama yazar yazmaktan kopamadığı için sündükçe sünüyor. yazarın okuduğum ilk romanıydı. etrafımda çok beğendiğini söyleyenler olduğu için aldım okudum. ancak başka bir kitabını okumayı düşünmüyorum.
  • gülseren buğdaycıoğlu mesleğinde çok iyi olabilir ona asla bir sözüm yok ancak yazarlık kısmı tartışılır bence. okuduğum ilk ve son kitabıdır.

    kral kaybederse'ye ilişkin olarak; (spoiler içerebilir)

    okuyucuyu etki altına almak adına, kitabın başında karakteri o kadar göklere çıkartıyor ki ne kadar yukarıdan bırakırsam o kadar iyi çakılır diye düşünmüş olduğu çok belli. bunu kendisinde, mesleki tecrübeye dayalı bir zeka göstergesi olarak düşünmüş değildir umarım.

    o kadar etkili olan bir karakterden (kenan) yazarın etkilenmeyip ailesine düşkün ideal insan olarak kendini göstermesi de eğreti olmuş ziyadesiyle. yada samimi gelmedi bana. burada gerçeklerden uzaklaştığını kendisi de farketmiştir mutlaka.

    belki biraz acımasız gelebilir ancak ben kenan karakterinin mektuplar bırakması kısmını da mutlu son adına sallamasyon olduğunu düşünüyorum. karakter öldü gitti, sonunda anlatılanlar aslında hiç olmadı.
  • "hepimiz birileri bizi dinlesin, anlasın isteriz çünkü hayat bizi anlamaz, biz de hayatı.

    terapist her zaman ve her şeye rağmen sizin yanınızdadır. sizin dostunuz ve sırdaşınızdır. gördüğü şeyleri hiç çekinmeden ama sizi kırmadan en açık şekilde söyler. nereden gelip nereye gittiğinizi, hayatın size nasıl bir rol verdiğini anlamaya, sonra da bunu size anlatmaya çalışır. eğer bunları yapamazsa, insanlara sadece ilaç verir, beyinlerinde bozulan enzim dengelerini düzeltmekle yetinir. yani kaderlerini değiştiremez. oysa kaderimiz hep kişiliğimizde, yani alışkanlıklarımızda, doğrularımızda ya da doğru bildiklerimizde gizlidir. geçmişimize iyi bakabilsek, nerede, ne zaman ve neyi sürekli tekrar ettiğimizi görebilsek, bir falcı gibi geleceğimizi okuyabiliriz.

    ben bu tekrarları, annemin ben çocukken ördüğü çeşit çeşit dantellere benzetirim. her birinin başka bir motifi vardı. annem önce o motifi çıkarır, sonra da onu tekrar tekrar örerek çok güzel masa, sehpa örtüleri yapardı.

    insanların kaderi de böyledir. hep aynı motifi tekrar tekrar yaşayarak bitiririz ömrümüzü. her tekrarda, bu sefer doğruyu bulacağımızı sanırız. aslında doğru, aynı motifi tekrar tekrar örerek değil, motifi değiştirerek bulunabilir. o motifi bir görebilsek, ah bir görebilsek… sonra da kenarından da olsa az biraz değiştirebilsek, hayatımız ne kadar farklı olurdu."
  • --- spoiler ---

    "bir insanı kaybetmek istiyorsan tıpkı senin gibi, onu çok ama çok sevmen gerekiyor. işte o zaman kendiliğinden gider zaten" diyorum içimden ama bunu ona söyleyemiyorum.
    --- spoiler ---
  • dizisi yapılırsa kenan beyi kim oynar diye düşünüyorum ve aklıma tarık akan dan başkası gelmiyor. bu rol tam onluk tam tarif edilen tüm kadınların dönüp baktığı, gözlerini alamadığı kişiydi keşke hayatta olup bu rolü o canlandırsaydı. şimdi kim oynar diye düşünüyorum da yok kimseyi bulamadım bu rol için.
  • gülseren budayıcıoğlu’nun okuduğum 3. kitabı. diğer iki kitaptan da alışık olduğum ve bildiğim için kendisini ve hayatını övdüğü yerler atlayarak okudum. yaklaşık 120-130 sayfa eksilmiş oldu.
    --- spoiler ---

    başlarda aynı anda bir çok kadını idare eden, kumarda ve işte sürekli kazanan oldukça zeki ve başarılı bir erkeğin sonlara doğru böyle bir düşüş yaşamasının tamamen uydurma olduğunu düşünüyorum. kenan belki yine bir huzurevinde ölmüş olabilir ama şöförüne sığınmalar, titremeler, inlemer yaşayacak kadar aptal ve aciz birine dönüşmesi gerçeklikten uzak. bir de doktor her şeyi söyleyince aniden değişmesi var ki samanyolu dizileri halt etmiş. ben hikayede sadece fadi karakterini gerçekçi buldum hatta diğer kahramanlarla hiç psikoterapi yapılmadığını yazarın uydurduğunu düşünüyorum.
    --- spoiler ---

    edebi değeri olmayan, çok laf kalabalığı olan, vermek istediği mesajı 200 sayfada verebilecekken 400 sayfayı boş yere dolduran kitap.
  • bu kitapta en iyi tespitlerden biri; " kimler öldürür biliyor musunuz? bu ara her gün gazetelerde karısını ya da sevgilisini öldüren erkekleri okuyoruz. o adamların bir atımlık barutu kalmış. o kadınları çok sevdikleri için öldürmüyorlar; zayıflar, güçsüzler, çaresizler... ellerindeki bir atımlık barutu da kullanmışlar... o kadını da kaybederse hayata nereden tutunacağını, nasıl ayakta kalabileceğini bilmiyorlar. korkuyorlar yani... onları katil yapan, içlerindeki bu büyük korku. "
  • çok ama çok güzel bir kitaptır. müthiş akıcı bir hikaye.

    bazen filmlerde çok olur, 10 dakika önce nefret ettiğiniz karaktere 10 dakika sonra ulan buna da yazık arkadaş aslında ne iyi insanmış filan dersin. bu kitapta da az önce kızdığınıza az sonra üzülecek, bu kadar da yapmaz dediğinize az sonra e daha neler yapacak acaba diyecek, akla hayale gelmeyecek tesadüflerle şaşıracaksınız.

    kenan baran ne adammışsın sen ya.
  • yeni kral kazanır.
  • bir çırpıda okunsa da içindeki kişilik analizleri ile cidden okuyanın da kendisini bulacagi bir kitap.
    kaderimizi kimler yazıyor, bizi yetiştiren ebeveynler mi, bilinçaltı mi yoksa allah mı.
    kenan baran'in hikayesini okurken bir yandan fadi ve handan hanımın kaderlerine de akıl kayıyor ister istemez.
    benim kendi düşüncem insanin kaderi karakterinde, karakteri de kaderin de saklı.
    yine de bu kitap gerçekten bir otobiyografi ise kenan bey'in dilediği oldu ve unutulmadı.
    son bir şey kitapta geçiyor mutluluk bir tercihtir ve bu tercihi yapmayan insana boru ile soksan yine girmez, yaşadıklarımdan öğrendim.
    kısacası varsa ilginiz vaktiniz okuyunuz efendim.