şükela:  tümü | bugün
  • kendisinin affına sığınıyorum belki paylaşılmasından rahatsızdır. bilemiyorum. ilhami çiçek'e ait yalnız hüznü vardır kalbi olanın başlığı ile nette dolaşan bir yazısı var bu kitabında geçen. sorun şu ki tanrım diye başlayan ve sonu olmayan bir yazısı. iyi ki meksika sınırı bitti. tarık tufan'ı aklımda daha rafine bir yere konuşlandırdım ve kendisini okumak için bundan daha iyi bir bahane bilmiyorum. işte o yazı.

    " yalnız hüznü vardır, kalbi olanın "
    sorun şu ki tanrım, gömleğim önden yırtıldı. gömleğim önden yırtıldı ve artık hiç kimseye masumiyetimi ispat edemiyorum. bu bir kaza sadece ve sonucu değiştirmiyor. kuyuda saklanıyorum uzun yıllardır. gelip geçen kervanlardan saklıyorum kendimi. esir olmak korkusu, pazarlarda satılmak korkusu yapışıyor boğazıma. kendi karanlığımda boğulmayı seçiyorum. dışarı çıktığımda gökyüzünü ciğerlerime çekip, çocukları havasız bırakmak endişesi var üzerimde. böylesi garip ve bir o kadar saçma endişeler taşıyorum. oysa ne meryem’in iffetinden şüphe etmişliğim var ne de magdalena’ya bir tek taş attım.
    gömleğim önden yırtıldı ve artık kimseye anlatamıyorum suçsuzluğumu.
    tanrım bu nasıl bir yorgunluktur?
    uhud az önce sona ermiş gibi nefes nefese yürüyorum. sözlerin nasıl da yoruyor bedenimi.
    sarsılıyorum, titriyorum, ateş vücudumu sarıyor.
    gözleri çalınmış savaşçılar dolduruyor uykularımı. kadınların çığlıklarıyla uyanıyorum gece yarıları. yatağımdan ölü çocukların şarkılarını topluyorum sabahlara kadar. şeytanın kirli tırnaklarından besleniyor kentliler.
    işık, biraz ışık lütfen!
    mabedlerin karanlığında günaha el açıyoruz.
    biraz inşirah lütfen!
    istatistik tablolarında ölümler düşüyor payımıza. gazete manşetlerinde tüketiyoruz hayatı. hayata gözlerimi kapıyorum. hayata kalbimi kapıyorum. hayata ruhumu kapıyorum. sesler ve ışık yok artık. aşk ve merhamet yok.
    böylesi yoksuluz işte tanrım!
    kentin büyük ve gösterişli binalarına sıkışmış ruhlarımız.
    bir gün uzaklarda düşeceğim. kimselerin tanımadığı yerlerde düşeceğim ve öylece kalakalacağım. bedenimden yayılan kokular rahatsız edecek iyi giyimli insanları. korkarım bir gün uzaklarda düşeceğim. işte böylesi korkular düşüyor birden üzerime ve ben ne yapacağımı şaşırıyorum. kiminle konuşacağımı ve nereden başlayacağımı sözlerime. kelimelerin, dişlerimin arasında sıkışacağından ve hep yarım kalacağından cümlelerin. başlayıp da yarım kalmış aşklarım gibi. tam söyleyecekken dilimin tutulduğu aşk itirafları gibi. itiraf edilmemiş aşkların mezarlığına dönüyor kalbim. ya yağmur bastırıyor o sırada ya da bir yaprağın dansına takılıyor gözlerim. sık sık uzaklara dalıyorum.
    sanırım ben uzaklarda düşeceğim.
    otobanda ölmüş kediler tırmalıyor zihnimi.
    ben en çok ateş böceklerine kanıyorum.
    sorun şu ki tanrım; gömleğim bir kavgada önden yırtıldı ve ben kimselere anlatamıyorum. kimseler inanmıyor gözlerimdeki yaraların gerçek olduğuna. oysa ne meryem’in iffetinden şüphe ettim ne de magdalena’ya bir tek taş attım.
    kalbime sıkışmış bir hayvan içimden kemiriyor bedenimi. sık sık uyanmam bundan gece yarıları. çalan her telefondan ürküyorum. yastığımla başımı kapatıp kurtulmaya çalışıyorum. söyleyebileceğim hiçbir şey yok. artık buradan gitmelerini ve başka kâbuslara düşmelerini diliyorum.
    bu gecenin hiç bitmeyeceğinden korkuyorum. yaşlı kadınların hayatlarını çalıyor kargalar. her sabah evlerin önünde siper tutuyorlar. işte böylesi endişeler çınlıyor kulaklarımda. böylesi gereksiz, böylesi saçma.
    tanrım biliyorum senden çok şey istiyorum.
    ve biliyorsun ki artık bir başkası yok.
    ve biliyorsun ki kalbim yarılacak.
    biliyorsun ki geceler uzamaya başladı.
    biliyorsun ki,
    “yalnız hüznü vardır, kalbi olanın.”
  • tarık tufan 'nın bir çırpıda okunulup bitirilecek kitabı..
    ilk başlarda çok karamsar geliyor yazılar. ama sayfalar ilerledikçe daha da hoşunuza gitmeye başlıyor hikayeler. gittikçe derinleşiyor konular. bazen tüm bir yazıda bazen bir cümlede bazen de bir kelimede bulunuyorsunuz kendinizi..

    "uyumalıyım..uzunca bir süre.. sınırların, para birimlerinin, zaman ölçülerinin değiştiği çağlara dek"
  • savrulan hayatların, kimselerin görmediği küçük ayrıntıları. (bu ifade aynı zamanda kitabın 42. sayfasından alıntı)
  • --- spoiler ---

    şimdi gitmelisin artık.
    bu kentin kalabalıklarından geçip ve kimseyi umursamadan, omuz artarak.
    bulabildiğin en gösterişli, bulabildiğin en serseri adımlarla gitmelisin.
    asla veda etmeden gitmelisin.
    geride kalan iyi insanların gözlerinin içine bakmadan gitmelisin.
    aynı cümleyle hayata gülümsemek için.
    başka coğrafyaların nefes alan toprağından beslemek için ruhunu.
    gitmelisin.

    --- spoiler ---
  • « başı ve sonu iç içe geçmiş bir hikayede, ortaya çıkacağı anı karıştırmış bir kahraman gibiyim. nerede ortaya çıksam; yanlış karedeyim.”
  • tarık tufan'ın ilk okuduğum kitabı.
    şu alıntıyı da bırakayım;
    hani eski bir resme bakar ya insan!...

    şimdi onlar yoklar. kısa sürmüş bir hayal gibi. yaşanmışlığından emin olmadığımız güneşli günlerin yüzüyle. talan edilmiş savunmasız bir kasabanın, ıssız sokaklarında yürüyorum. bir zamanlar içinden gürültülü kalabalıkların geçtiği çarşılar bomboş. mahallemizi tek tek terkeden sokak satıcıları yoklar. kıskanç kocalarının öfkesinden korkup, iki sokak öteye gidemeyen iri gözlü kadınlar da yoklar. düğünlerde birbirleriyle dans eden küçük kızlar, arsayı mesken tutmuş dirsekleri, dizleri yaralı haşarı erkek çocuklar yoklar.
    şimdi onlar yoklar.
    hınzır gülümsemelerle, zarif bedenleriyle salınıp yürüyen, bıçkın delikanlıların günahkar bakışlarında dans eden, küçümser edalı kızlar yoklar. uğruna arabesk şarkılardan abartılmış şiirler yazılan utangaç kızlar yok. sustalısının ipince ve keskin ucuyla omzuna uzaktan sevmelerinin başharflerini kazıyan serseri çocuklar da yoklar.
    etrafa bakındığından bir telaşa kapılıp gidiyorum.
    sen yoksun.
    abartılmış korkularımı teskin edecek sözler duymayalı çok zaman geçti. küçücük şeyleri büyüttüğümde şaşkın ve yüksek sesli gülümsemelerle teselli verecek kimse yok.
    oysa şimdi her şey gerçek.

    hani yılları sayar ya insan!

    zaman nerede durdu?
    ben nasıl farketmeden gitti onca insan? bir kasaba yıkılırken gökyüzünü yırtan onca gürültüyü farketmeyişim neden(?) sorular kanserli bir hücre gibi zayıflatıyor vücudumu. savunmasız ve bir o kadar da dayanıksızım yüzüstü bırakılmalara. oysa her gören bilinçli bir tercihin onur yüzü sanıyor ve yalnızlığımı.
    bitmesin diye gözlerimi kapamadığım geceler. takvim yapraklarının kıyıcı umursamazlığı. kundaktan henüz çıkmış yüzü kırışık çocuklar.
    göç açıp da henüz kapamadan bitmiş yıllar.
    yaşanmışlığından emin bile olamadığımız, bir öyküden çaldığımız güneşli günler. güleryüzlü kumruların mesken tuttuğu evlerimiz ne zaman yıkıldılar?
    zaman nerede durdu?
    sen hangi çağın gökyüzünde kaldın?

    hani gözleri dolar ya birden!...

    şimdi yasa koyucuların alçaltıcı bakışlarına rağmen ağlayacağım...
    duyduğum ve gördüğüm her şey gözyaşı için birer sebep olacak ve ben ne kadar küçük şeyler olduğuna aldırmayacağım.
    yorgun bir vapur düdüğü, kuş yemi satan yaşlı kadınlar, el arabasını güçlükle iten seyyar satıcılar, uçurtmasını uçurmayı beceremeyen çocuk, cami avlusunda ezanı ve ölümü bekleyen yaşlı adamlar, her şey ve her şey seni anmama ve gözlerimin dolmasına sebep olacak.
    ağlayacağım.
    neresi olursa olsun.
    bir marketin içinde, tam otobüse binerken, gece vakti yüzünü görmediğim insanlarla söyleşirken, ekmek arası bir şeyler hazırlarken, kadıköy vapurunun arka tarafında istanbul?un haylaz ışıklarına bakarken.
    neresi olursa olsun gözlerim dolmuşken ağlayacağım.
    kendimi tutmadan ve umursamaksızın hiçbir meraklı yüzü.

    işte öyle bir şey!...