şükela:  tümü | bugün
  • yasal olmayışıyla ilgili bir haberin altına bir vatandaşın yaptığı yorum başka söze gerek bırakmıyor.

    "ben de gömülmek yerine yakılmayı tercih ederim. din tamamem kişisel bir şeydir ve resmi bir kurum tarafından diretilemez. hakkında tartışılıp durulan laiklik kavramının temel öğelerinden biri de budur. benim şahsi yorumum yakılmayı uygun buluyor ise, nufus kağıdımda islam yazıyor diye beni kimse zorla gömmemeli."
  • ülkemizde bulunmamasının insan haklarına aykırı olduğunu düşündüğüm ve kafamda stratejiler ürettiğim ölü yakma kurumu.

    efendim vaktinde yapılmasına karar verilmiş ama nedeni bilinmez bu yerlerin kapatılmasına karar verilmiştir. sebeplerinden birinde de, "ölüye zarar verilmeyeceği" gerekçesi yer almaktaymış. yahu ölüye zarar vermemek, bedeni toprağa teslim edip, cesedin 10 gün sonra patlaması neticesinde tüm organ ve bedeni aç toprak kurtları ve bakterilere emanet etmekle mi olur ?

    bir başka nokta, belediyelerin bu noktada krematoryum açabilme yetkisi olmasına rağmen sayın melih gökçek ve birçok diğer belediye başkanı tarafından bu konuda adım atılmamasıdır.

    ben örneğin şahsım adına, bedenimin orası burası yıkanarak kefenlenmesini, popoma pamuk sokulmasını, bedenimin toprağa karıştırılmasını, sonra da kurtlara yem olmayı istemiyorum. gönlümce yakılamayacak mıyım ?

    önerim ve geliştirdiğim fikir şu, belediyeye vasiyet gereği yakılmak isteği bildirilir. ancak krematoryum olmadığından bunun gerçekleştirilemeyeceği belirtilerek krematoryum talebinde bulunulur. belediye ya reddeder ya cevap vermez, iptal davası açılır. iptal davası da reddedildi diyelim gidilir danıştaya, danıştay da reddetti onadı diyelim, gidilir avrupa insan hakları mahkemesine... krematoryum kurulmasına karar verilmese bile, bu ülkeye ceza verilmezse neyim... o da bana ve öldükten sonra yakılmak isteyenlere yeter de artar bile.

    (bkz: sözlük ben deliriyorum)
    (bkz: öldükten sonra yakılmak isteyen insan)
  • istanbul'da da bir tane varmış zamanında fakat yıllarca gerek duyulmayınca her şey gibi onu da otopark yapmışlar.
  • zincirlikuyu'da acilmis ama kimse basvurmadigindan kapanmis. zaten devlete "ben yakilmak istiyorum" demek ve devletin de "sen yakilabilirsin tamam" demesi 1 doktor, 1 polis, 3 tanik ve onceden gomulmemis olmayi gerektiren bir sey, bu burokrasinin talep azliginda bir etkisi olabilir.

    ayrica standart prosedurleri dusunursek, "polisten onay" denilen sey kesin ikametgah sureti + sabika kaydi + askerlik durum raporu + vesikalik resim + saglik raporu + noter onayli diploma fotokopisi ve orjinali gerektiriyordur, bu da sirf yakilmak icin hayatin son gununden de sonraki gunleri bile morgda devleti bekleyerek gecirmek demek. (hayir unut bunlari, sirf sabika kaydi icin 12 de ogle tatiline giren adliyenin ilgili veznesine 12:50'de giden, 12:01'den itibaren kuyruga girenleri gorup 75. kisi olarak oraya girmek zorunda kalan akrabayi dusun, onun son dakikada siraya kaynak yapanlari* gorup "ne yapiyorsunuz kardesim sira var" tandansli bir laf ettigini, lafin adresi olan kisilerin olayi umursamadigini, ayni araya karismalari goren diger vatandaslarin zerre bir tepkide bulunmamasini, o anda ilgili akrabanin hissettiklerini dusun.. veznede sirasi geldiginde 20tl uzatinca "kardesim 5tl yaziyor ne 20 veriyorsun bozugum yok git bozdur!" diye ona cikisan devlet memurunu dusun.. yine bu noktada gidip parayi bozdurursa siraya nasil geri girebilecegini dusunen akrabayi tekrar dusun.. ayni akrabanin o sirada "ulan herifi gomduk deyip arka bahcede yaksak bu kadar ugrasmazdik" dedigini dusun, icinden, inceden...)

    hem birisi olum seklinden killanip muhur koysa orada bes ay kalmak var, arada bir hafta kadar ilgili morg elektrik borcunu odemedigi icin dolabin isinmasi, kokmak, ardindan "morgda rezalet" diye manset olmak var..

    "nasil oldu bu insan, yakip delilleri karartmayalim?" sorusturmasi bitene kadar ayak parmagindan muhurlu halde morgda takiliyorsun, haydi kokmussun curumussun umrunda degil zaten olmussun, dolayisi ile diyelim ki bunu sallamadin.. dava tam tamamlanmis, o gun yakilacaksin, bu sefer de hastane cesedi vermiyor "bunun morg parasini aldik ama damga pulu parasi var onu almamisiz, vergi dairesine yatirip makbuzu getirmeniz lazim, soforler odasindan dosya almaniz lazim.."

    krematoryumun yakma isleminde kullanacagi dogalgaza verilecek otv var..

    sonunda ceset yakildi diyelim, kulleri vasiyet uzerine denize doksen, bunu birisi gorse, "moloz dokuyorlar" dese, ya da "turk orf ve geleneklerine aykiri hareket ediyor" diye sikayet etse onun da ya itiraz oncesi odenmesi gereken bir cezasi, ya da hakli bir sikayet olmadigina inandirmak icin rusveti vardir, onu dusun..

    halbuki "ben gomulmek istiyorum" demesen bile oldugunun ertesi gunu otomatik gomuyorlar, sorun cikmiyor, birileri bana "uyum sagladigin surece ozgursun" diyor..
  • ilk büyük krematoryum 1875 yılında işviçreli albert keller tarafından milan'da kurulmuş. bu krematoryumda yakılan ilk ceset de, kurucusu keller'in cesedi olmuş. (22 ocak 1876)

    keller tüm projeyi adım adım uygulamış, tam çalışacak hale geldiğinde ise ölmüş. şaka gibi ya...

    1900 yılına kadar da 1354 tane ceset yakılmış.
  • ölülerin yakıldıkları, sanayi tipi ekmek makinesine benzeyen bir cihazdır. tabii bu cihazı "ölülerin yakıldığı cihaz" diye tanımlamak bazı yanlış anlaşılmalara sebep olabilir. zira ilgili makinenin içine canlı insan koysan, o da aynı şekilde yanar. ama burada kast edilen, krematoryumların toplumsal hayat içinde ifade ettiği mana ve gördüğü işlevin mananın ölülerin yakılması ile olduğu.

    ölülerin yakılması, neredeyse insanlık tarihi ile eşit olan bir uygulamadır. ancak bir ölünün krematoryumda yakılması ile açık alanda ateşe verilmesi arasında önemli bir fark olduğunu da belirtmek gerekir. zira açık alanda ateşe verilen bir ölünün nihayette etleri tamamen yansa da, kemikleri ortadan kalkmayacaktır. krematoryumu işlevsel kılan yönlerden biri de budur. zira krematoryum ölüyü çok yüksek ısıda yakarak kesin çözüm sağlar. mevta, adeta cehennemi dünyada iken yaşar! yakma işlemi sona erince, kalıntılar, bir öğütücüden geçirilerek mevta tamamen toz haline getirilir.

    son olarak da, küller, fiyatları arasında büyük uçurumlar bulunan vazolardan birine konarak, ölünün yasal varislerine teslim edilir. bu kimseler de yakınlarının küllerini bu vazo içinde saklarlar. külleri gömen ve bu küllerin gömülü olduğu yeri mezar belleyerek ziyaret edenler de az değildir. bazı küller ise ölü için bir şekilde bir mana ifade eden herhangi bir yere serpilir. kişinin yakılıp yakılmayacağı ve yakılacaksa küllerinin ne yapılacağı konusunda vasiyetler de doğrudan belirleyici olur.

    krematoryum öncesi aşama için (bkz: funeral home/@derinsular)

    tema:
    (bkz: islam dinine göre defin işlemi/@derinsular)

    ana tema:
    (bkz: islam/@derinsular)
  • ömrümde ilk kez iki hafta önce bir kız arkadaşımın gencecik eşini uğurlamak üzere katıldığım törene ev sahipliği yapmış mekan.

    şehir merkezinden 25 dakika uzaklıkta anayoldan çıkıp kuş uçmaz kervan geçmez bir arazide sağlı sollu genişce yayılmış bir kabristan karşıladı beni. biraz ileride bir orta boy kilise. önünde toplanmış insanlar. papaz kapıda ellerini önünde kavuşturmuş gelenleri selamlıyordu.

    çok cenazeye katıldım kendi vatanımda bugüne dek ama bu törende ne yapmam gerektiği hakkında en ufak fikrim yoktu. huşu içerisinde kalabalığın arasından tanimadığım insanları başımla selamlayarak kiliseye girdim. aile büyükleri, yaşlılar sıralara oturmuştu. arkadaşımı gördüm en önde, taziyeleri kabul ediyordu. şöyle bir bakınca etrafta hüngür hüngür ağlayan, dövünen tek kişi bile yoktu. havadan sudan ufak espriler yapıp gülümseyenler bile vardı. papazın ve yakınlarının meftaya dair konuşma yapacağı kürsünün önünde bizdeki nikah masaları gibi çiçekle süslenmiş, giydirilmiş bir diktörtgen masa, masanın kenarında askıda rahmetlinin kot ceketi asılıydı. masanın bir ucunda balığa gittiğinde çekilmiş elinde koca bir balık olan ve diğer ucunda da henüz geçen yaz evlendiklerinde çekilmiş damatlıklı bir siyah-beyaz fotoğrafı vardı. balıklı fotoğrafın önünde gümüş işlemeleri olan mavi kül kavanozu yerleştirilmişti. damat fotoğrafının önünde ise şarjlı matkabı, şapkası ve alyansı duruyordu... melankoli doldu masaya ilk baktığım an içim. arkadaşıma doğru ilerledim. metanet dolu sarıldı bana ve geldiğim için ne kadar mutlu olduğunu söyledi. makinalı tüfek kılıklı dilim o an kilitlendi. acısını paylaştığımı ve çok üzgün olduğumu söyleyebildim neyse ki... koridor tarafında boş bir sıraya oturdum. her sıraya kleenex kutusu koymuşlardı. tören saatini beklerken bacak bacak üstüne atamadım. ölüye saygısızlıkmış gibi geldi, ayaklarımı çapraz birleştirerek, bacaklarımı sağ tarafa uzattım. tören başlamadan arkadaşımın iki yaşında gülücükler saçan oğlu ile bakıştık, gülümsedim ama japon çizgi filminden fırlayan gözyaşlarım fularımı ıslattı dudaklarım titreyerek gülümseyip hafif bir el salladım. babannesinin kucağında "ce-e" oynadı uzaktan bir süre benimle. el kadar bir çocuktu ve babasının cenaze töreninde en iyi bildiği şeyi yapıyordu; neşe içinde oynuyordu... ruhum parçalarına ayrıldı...

    tören papazın konuşması ile başladı. fani ömrümüzün bu noktada bir gün sonlanacağından, rahmetlinin nasıl bir baba, eş, evlat olduğundan bahsetti. sevdiği bir parçayı dinletti anısına. parça bitince arkadaşım kürsüye çıktı. lokma kadar iki evladının babasına aşık genç bir kadın olarak ömrünün en ağır konuşmasını yaptı. espri ile hatıralarından bahsetti. o'nun en sevdiği özelliklerinden, başarılarından bahsetti. ne ağladı, ne ayılıp bayıldı. dimdik ve metindi. kendimden utandım...

    sağdıcı çıktı, kısa ve sıkıcı bir şiir okudu ardından. papaz tekrar rahmetlinin sevdiği parçayı çaldı. gözyaşlarımızı usulca sildik hepimiz. papaz son duaya çağırdı bizi. ben hıristiyan değilim, üç kulvu bir elham okudum. ve ayağa kalktık saygı duruşu ile tören bitti.

    kürsüye en yakın duran sıra arkadaşım ve papaz başta olmak üzere, fermuar gibi sıralarımızı boşaltarak cemaatle birlikte kilisenin dışına çıkıp sessizce yürümeye başladık. en önde papaz ile yürüyen arkadaşım eşinin küllerinin olduğu kavanoza sarılmış ilerledi. görkemli, büyük fuayeli bir taş binaya girdik kiliseden iki yüz metre kadar uzakta. ömrümde hiç görmediğim bir mekandı bu. içerisi bir müzeyi andırıyordu. tüm duvarlarda büyüklü küçüklü nişler vardı. kimisi mermer kimisi camla kapanmıştı. mermer olanların üzerinde bizdeki mezar taşı gibi isim-soyisim, doğum-vefat tarihi yazılıydı. cam olanların içinde haç, melek bibloları, kül kavanozları, aile fotografları, vefat eden kişiye ait ilk gözüme çarpan plaket, broş gibi farklı hatıralar vardı. o an yüreğim gerçekten daraldı. hayaletlerle dolu bir gemide yalnız kalmış gibi hissettim. ıçim ürperdi... oysa kabristan ziyareti yapan vefalı bir insanımdır. burası bana çok ağır geldi.

    arkadaşım ve papaz önde aileler yanlarında bizlerse arkada bu ölüler galerisinin ucuna dek yürüdük. kısa bir konuşma ile papaz artık vefat edenler için son durakta olduğumuzu söyledi. son vedamızı yaptığımızı vurguladı sadece bir iki cümle ile kısaca. arkadaşım saygıyla elinde tuttuğu küllerin kavanozunu öperek ebedi istirahatgahına yerleştirdi zarifçe, çantasından bir küçük viski çıkardı bize doğru kaldırdı gülümseyerek şiş gözleri ile ve eşinin en sevdiği kutu bira yine şerefe kalktı bunlar nişe yerleşti. gülümseyen yüzlerden sümüklü gözyaşları boşaldı artık eksiksiz. ve ben kalabalığı yararak arkadaşımı öpüp derhal çıkıp gitmek istedim yapamadım bu saygısızlığı. sıramı bekledim. arkadaşımla kucaklaştım, omuzumda ağlayan başını öptüm o'nu çok sevdiğimi söyledim papaza teşekkür edip elini sıktım hızla çıkışa yöneldim ve önümde dedesinin elinden tutup gidenleri uğurlayan 6 yaşındaki kızı ile karşılaştım. dizlerimin üzerine eğildim, minik gülen yüzüne bakıp yumuşak elin öptüm...

    yakinen tanıdığım ölüm hiç bu kadar yabancı ağırlığı ile oturmamıştı böğrüme. bir daha böyle bir kilise törenine katılacağımı sanmıyorum...
  • bir kere meraktan gittigim, ama icine kadar girmeye cesaret edemedigim -zaten girmek yasakmis yakinlar disinda- ölüleri yakmak icin kurulmus dev firinlarin bulundugu bina oluyor. benim gittigim normal mezarliklarin ortasinda bulunan büyük bacali bir yerdi.
    benim iceri girmeye asil cesaret edememe nedenim, sanirsam etraftaki üzgün, ya$li, yas tutan, ölülerine son görevlerini yapmak üzere özene bezene hazirlanip gelmis insanlarin arasinda turist gibi kacmam olmustu, göze batiyordum.

    krematoryumda olay söyle oluyor: (ülkeye, gelenege, dine göre degismekle beraber)
    ölüler krematoryumda yakildiktan sonra kalan küller küplere konuyor ve bu küpler ardindan topraga gömülüyor veya denize atiliyor. ee madem topraga verecektin ne diye yaktin ölüyü diye soruyor insan dimi? küp gömmek, koca vücudu gömmekten daha ucuza geldiginden, ayrica salgin hastalik tehlikesinin de önüne de gecildigi icin bu yöntem tercih edilebiliyor. bir baska imkan da; saglam malzemeden yapilmis küpü, küp duvarlarindaki ni$lere koymak. ya da denize savur gitsin.

    ben krematoryumda, ölü olsam bile, yakilmak, firina verilmek istemezdim. gelemem lan ben o kadar sicaga. toprakta dogaya karisayim, üzerime bir gül agaci dikilsin mesela, gübre olayim daha iyi.

    türkiye'de krematoryum sistemi devam etseydi de söyle birsey olurdu herhalde:
    agzinin kenarinda sigarasi olan ustam, pide firini gibi bir firinin basinda kocaman tahta sopalara ölüyü yerlestirir, sopayi usta bir manevrayla cevirerek bedeni aleve atar, "atesi besleyin lan" diye de saga sola bagirip cagirirdi.
  • türkiye’de 1930 tarihinde çıkan umumi hıfzıssıhha kanununda ölülerin yakılmasını düzenleyen hükümler var. bu kanun sonrasında da ülkemizde krematoryum açılmış.
    1975-1976 yıllarında ankara’da eski ankara belediye başkanı vedat dalokay zamanında bir krematoryum yapılması girişiminde bulunulmuş, ancak hayata geçirilmemiş. istanbul’da ise ilk kez şimdiki zincirlikuyu mezarlığı’nın yerinde kurulmuş. 1930’larda çıkan kanun sonrasında burada bir krematoryum yapılmış, yaklaşık 4,5-5 sene açık kalmış ancak hiç kullanılmamış. burada 1918 yılında da bir krematoryum yapılmış.
  • odtu mimarlik fakultesinde ogrenci projesi olarak neden cami tasarlatilmaz konulu bir tartismada, akli evvel ogretmenlerimizden birinin "oldu olacak krematoryum da yaptiralim" dedigi tarihe gecmistir. bir de ayni gun krematoryumu krema ile ilgili bir sey sanan bir insan cesidi ile karsilasmis olmam sonucu dumurdan dumura kosmus, cocuklar gibi sen olmusumdur. (bkz: sozlugu gunluk gibi kullanmak)

hesabın var mı? giriş yap