şükela:  tümü | bugün
  • makedonya'nın güneybatısında ohri'ye 130km uzaklıkta dağların arasına gizlenmiş bir şehir. herhangi bir turizm dergisi veya rehberinde görmeniz pek mümkün değil. hatta makedonya'da bile pek adını duymuyorsunuz. hatta zorlamazsanız gidip bulmanız da zor. ama öyle güzel ki sanki filmlerden çıkmış. makedonya'da güzellik konusunda ohri'ye rakip olabilecek tek şehir. onlarca osmanlı tarzı evi dağlara dizmişler...şehir 1902 yılındaki bir savaşta bağımsızlığını ilan etmiş osmanlı'ya karşı. krusevo devleti olarak 10 gün hüküm sürmüş. sonra osmanlı askerleri şehri yeniden ele geçirmiş. ama şehri ünlü yapan en önemli şey tose proeski. 26 yaşında ölen bu hoş sesli şarkıcı krusevo'nun her şeyi. kendisi için halen bir anıt mezar yapılıyor şehrin bir tepesinde.
  • 1903 yılındaki hemen hemen tüm balkanlar'a yayılan ilinden ayaklanması'nın önemli merkezlerinden biri. zira ayaklanma sırasında isyancıların idareyi ele geçirmeyi başardığı en büyük yerleşim yeri burası.
    bunda, kasabanın 1300 küsür rakımda, dağların arasında bir noktada olasının çok önemi var tabi ki.
    zira osmanlı askerinin tekrar toparlanıp buraya ulaşarak geri alması 10 gün sürüyor.
    bu arada kruşevo cumhuriyeti ilan ediliyor kasabada.
    bu da bir ilk, çünkü balkanlar'da kısa ömürlü de olsa cumhuriyet fikrini yaşatan ilk örnek burası.
    bugün kasabanın en yüksek noktasında, 1903 ayaklanması anısına yapılmış bir anıt var.
    anıt çok ilginç, zira 1970'lerde, futuristik sosyalist mimari tarzında inşa edilmiş.
    uzay aracını anımsatıyor ana binası:
    http://bturn.com/…loads/2012/02/11_krusevo_2005.jpg
    ancak bina hem orijinal mimarisi hem de içindeki cam ve kabartma işleriyle oldukça etkileyici.
    tam bir sıradışı anıt yani.
    kasaba, aşağıdaki ovalara 1300 metreden bakıyor, adeta bir kartal gibi.
    evler, bizim eski osmanlı tarzı dediğimiz, aslında bakanlar'ın genel eski tip evleri.
    kasaba bir anfitiyatro gibi yayılmış, tüm evler aşağıdaki ovaya bakıyor.
    kasabanın ilginç bir özelliği ise, kasaba halkının kökenlerinin makedon/bulgar'dan çok, vlah olması.
    yani çoğunluk romence konuşan vlahlardaymış hep.
    hatta bu 1903 ayaklanması'ndan sonra osmanlı kasabayı ele geçirdiğinde, bulgarlar askere para vermiş ve evlerini yağmadan kurtarmış. oülan vlahlara olmuş.
    bu yüzden de aralarına kara kedi girmiş o zamanlar.

    kasabada bugün 3 bin kişi yaşıyor.
    balkanlar'da bu kadar yüksekteki en büyük yerleşim yeri sayılıyormuş.
    kışları kayak turizmi yapılıyor. kasabanın içinden dağa doğru tırmanın bir lift var.
    ayrıca bir kaç iyi otel de mevcut.

    kasabanın günümüzdeki en önemli değeri ise, 2007'de bir trafik kazasında 26 yaşındayken ölen toşe proeski. bugün kasabada onun adına bir anı müzesi var, ki çok da güzel bir müze.
  • ne kadar ohrid denilse de bana göre makedonya'nın en güzel şehridir. ulaşımı çok da zor değil (dönüşü ayrı mesele) sadece hareket saatlerini önceden öğrenirseniz benim gibi 4 saat beklemek zorunda kalmazsınız, çok sık otobüs gitmiyor. üsküp'ten ulaşım bedeli ise 400 denar (27,16 tl)
    tam merkezde küçük bir otobüs durağı var etrafında hastane, eczane, birçok restoran mevcut. muhtemelen otelinizi hotel montana'da ayırtmış olabilirsiniz. merkezden buraya 10-15 dakikalık yokuş yürüme mesafesini göze aldıysanız güzel seçim. şehrin tam tepesinde kalan otelin manzarası şudur. yani benim odamdan görünen en azından. makedonium ve krst hristov (kalp kalp kalp) mesela bu manzarada şunu dinleyebilirsiniz cuk oturur.
    başka otel isterseniz güzel alternatifler de var tabii.

    otobüsümün yolda bozulması ve başka bir otobüsü beklememiz sebebiyle ilk gün akşamın sekizinde ulaştım, 2 günlük gezi planımı tek güne sığdırmak zorunda kaldım. kahvaltıdan sonra ilk işim nikola martinoski gallery'e gitmek oldu fakat navigasyonla aramama rağmen bulamadım. oradan aslında bu şehre gelmemin asıl sebebi olan tose proeski memorial house'a (makedonca adıyla spomen kuka todor proeski) geçtim. giriş 100 denar (6.78 tl) içeride fotoğraf çekmek maalesef yasak. muhteşem bir mimarisi var. dış tasarımı tamamen camlarla kaplı ve haç şeklinde. şarkıları hoşunuza gitmese, eşyalarının sergilenmesi ilginizi çekmese bile sırf mimarisini görmek için bile içeri girmelisiniz.
    içeride tose'ye ait neredeyse her şey var. kimliği, pasaportu, okul kartı, çocukken çaldığı ilk enstruman (klarnet), kıyafetleri, ödüllerin bir kısmı, cenazesinde tabutuna örtülen bayrak, devlet büyüklerinden gelen taziye mektupları, evindeki koltuk takımı vs. birkaç tane de balmumu heykelleri var ama maalesef başarılı bulmadım bir amatörün elinden çıktıkları belli. hakkında çok şey bilseniz de bilmeseniz de orada bulunan görevli bayan size müzeyi gezdirip tose ve orada bulunan eşyaları hakkında bilgiler veriyor. bir de küçük bir tose shop var elimde kalan ne varsa oraya verdim diyebilirim ne bulduysam aldım kadın da şaşırdı ahahahkjdhk

    alt katı üst kata bağlayan rampa boyunca duvarlara yazılmış yazılar var. tose'nin konserlerinde hayranlarına sık sık söylediği "sizi seviyorum"un 100'e yakın dile çevrilmiş halleri. türkçesi üst katta, yanlış yazılmış. kadını bozmamak adına söylemedim ama siz giderseniz söyleyin lütfen "seni seviyorum bütün" nedir yaa ahahaksajhd translate mağduriyeti sınır tanımıyor görüyorsunuz.

    oradan çıkıp mezarlığa yürüdüm. tose'nin mezarı adını anımsayamadığım şu beyaz şeylerle çevrilmiş. sabah kapıları anne ya da babası açıp akşam yine onlardan biri kapatıyormuş. bu kadar sevilen ve saygı duyulan birinin anısına yapılacağını sanmam ama sanırım hırsızlık olayları yaşanmasın diye bir önlem bu. içeride paylaştığım fotoğrafta görünenden daha fazla eşya var. burada epey zaman harcadım, açıkçası bir günüm daha olsa akşama kadar da kalırdım.

    sonra hemen yakınındaki makedonium'a geçtim. şansa bak ki o da tadilat sebebiyle kapalıydı ahahkjsdhksj fakat yıllardır hayalini kurduğum, önündeki basamaklara oturup fotoğraf çektirme eylemimi gerçekleştirdim elbette. anıt önünde fotoğraf çektirmem çevremdeki evlad-ı osmanlı tayfasını da çok kızdırdı tabii, kudurun! ahahahkjsdha
    bkz:
    ilinden isyanı (wiki)

    dönüşte merkezde bulunan, hastanenin hemen karşısındaki roma restoranda tavuklu ya da domuz etli pastrmajlija yanına şopska yemenizi tavsiye ederim favori ikilim. şopska bildiğiniz domates, salatalık, soğan ve biberden ibaret bir salata fakat şopskayı şopska yapan üzerindeki enfes peyniri. bir sonraki gidişimde o peyniri market market dolaşıp bulacağım sözlük kafaya koydum.

    üsküp entrymde bahsettiğim taksici kemal abi kruşevo için "çok sıkıcı, kimse yok, bildiğin köy" deyince ben bizim rize'de dağın başındaki köyler gibi falan sandım. köylü kadınlar ve amcalar, etrafta inekler ve yoğun tezek kokusu vs ama bildiğin cafesi barı falan var genç dolu etraf. kış ayında nasıl oluyor bilmem tabii şehir hakkında araştırma yaparken yavaş yavaş terk edildiğini artık kimsenin kalmadığını okumuştum ama sakinliği bile güzeldir buranın eminim.
    planet cafe var mesela çok hoş bir mekan. gece dışarı çıkmadığım için bilmiyorum ama sanırım akşama doğru başlayıp geç saatlere kadar son ses hareketli parçalar çalan yer de burası.

    gece demişken önemli bir not: burada gece kapı pencere açmaya kalkmayın şehrin bütün haşeratı içeri doluşuyor. bir balkon sefası yaptırtmadılar bana.

    "ulaşımı zor değil" dedim fakat dönüş biraz meşakatli. tabii bu gittiğiniz şehre bağlı. üsküp'e direkt otobüs var ama ohrid'e yok. "önce prilep'e gitmeniz gerek" dediler, gittim. "ohrid'e bir sonraki otobüs 17:45" dediler, saat daha 11:00. "bekleyemem o kadar" dedim, "o zaman bitola'ya geçin" dediler, geçtim. ayak üstü 2 şehir daha görmüş oldum yani bavul olmasa yanımda oraları da bir turlamak isterdim.
    "sırf beklememek için o kadar otobüs yolculuğu yaptın, parası koymadı mı?" diye soranlar var. koymadı. çünkü bu yolculuk bana sadece 330 denara (22,35 tl) mâl oldu, kafayı yemiş olsam ohrid'den yine krusevo'ya aynı şekilde dönerdim ahahahdskfjshf

    velhasıl tur şirketleri makedonya'ya gezi düzenlerken krusevo'ya da şans tanımalı. bu şehre gitmeden "makedonya'yı gezdim" dememeli kimse bence. en büyük isteğimdir burada yaşamak. hani bi vatandaşı olabilsem gidip yerleşeceğim. yazın da kışın da kalırım, gıkım çıkmaz. şehre girişte duvara koca harflerle yazılan "we love krusevo" yazısı boşa değilmiş meğer. seni seviyaaağğğ