şükela:  tümü | bugün
  • kelime anlamı latincede “ne kadar” anlamına gelen ve temelleri 19. yüzyılın ortalarına dayanan kuantum fiziğini en basit anlamı ile açıklamak gerekirse; kuantum fiziği küçük parçacıklar fiziğidir. newton mekaniği; nasıl gezegenlerin yörüngelerini, bir futbol maçındaki topun hareketini, havalanmakta olan bir uçağın dinamiğini kısacası gözümüzle farkına varabileceğimiz her türlü fiziksel olayı doğru ve kesin bir şekilde açıklıyorsa; kuantum mekaniği de hareket halindeki cisimlerin enerjlerini ve momentumlarını inceler. bu bakımdan makroskopik ölçülerde kuantum mekaniği ile newton mekaniği aynı işlevi görür. ancak, daha mikroskopik düzeye inip atom altı parçacıkları incelemeye başladığımızda newton mekaniğinin birçok durumda yetersiz kaldığını görüyoruz.

    öncelikle, kuantum fiziğinin kısa bir tarihini ve gelişiminde önemli rol oynayan bilim adamlarından bahsedeyim. az önce belirttiğim gibi, kuantum fiziğinin temelleri 19. yüzyıla dayansa da gerçek gelişimini 20. yüzyılın ilk yarısında yapmıştır. kuantum teoremi bilim dünyasında eski ve yeni kuantum teoremleri olarak ikiye ayrılır. “eski kuantum teoremi”nin duayenleri max planck, niels bohr, albert einstein ve louis de broglie’dir. 1900’de planck, enerjinin ayrık seviyelerde emildiğini gösterdi. 1905’te einstein, fotoefekt deneyi ile ışık enerjisinin fotonlar halinde geldiğini buldu. 1913’te bohr, hidrojen atomunun yapısını çok daha iyi açıklayan yeni model öne sürdü. 1924’te ise de broglie madde-dalga teoremini hazırldı. her ne kadar tüm bu keşifler doğru ve başarılı olsa da, tümü belli deneyler bazında doğruydu. her durumda geçerli olup olmadıkları bilinmiyordu. buna ilaveten enerjinin ayrıklaşmasını her türlü durumda destekleyen kuramların eksikliği vardı. bu gibi nedenlerden dolayı bu döneme eski kuantum fiziği dönemi denmektedir.

    yeni kuantum fiziği dönemi 1925’te genç bir alman fizikçi olan werner heisenberg’in matriks mekaniğini ve aynı zamanlarda schrödinger’in de dalga denklemini bulmasıyla başladı. schrödinger daha sonraları schrödinger denklemi adıyla bu iki denklemin aynı olduğunu buldu. 1925’te heisenberg, kendisiyle birlikte başkalarının geliştirdiği yeni kuantum mekaniğinin, doğada temel bir belirsizliğin bulunduğunu gösterdiğini farketti. heisenberg’in belirsizlik ilkesidiye bilim tarihi sayfalarına geçen bu teorem, bir cismin konum ve momentumunun (yani kütlesi ve hızının çarpımının) aynı anda kesinkes bilinemeyeceğini söyler. newton mekaniğine göre cismin gelecekteki konumunu tahmin edebilmek için bu iki nicelik de gerekli olduğundan, yapılabilecek en iyi şeyin tahmin etmek olduğu düşünülmüştür. yani, cismin gelecekteki konumu tam olarak bilinemez, cismin bulunabileceği konumların olasılıkları hesaplanabilir. bu keşfin ardından günümüze kadar bir sürü hipotez ortaya atılmıştır. şimdi onlardan bazılarını açıklayayım.

    kuantum fiziğini ilk kez gerçek anlamda kaleme alan danimarkalı fizikçi niels bohr’dur. 1927 yılında bitirilen “kopenhag yorumu” adlı yazısında bohr, max born tarafından öne sürülen “dalga fonksiyonu” teorisini daha da geliştirmiş ve ışık demetlerinin (diğer adıyla fotonların) newton’ın zamanında savunduğu gibi sadece birer partikül olmadığını, fotonların partikül yapısının yanı sıra aynı zamanda dalga özelliklerinin de olduğunu sağlam kanıtlar göstererek savunmuştur. kopenhag yorumuna göre kuantum fiziğinin olasılıklara dayanan doğası klasik fiziğinin determinist yaklaşımı ile açıklanamazdı. çünkü evrenimiz kuantum fiziği kanunlarına göre düzenlenmiştir. yani evrenimiz kesinkes bilinebilir ve hesaplanabilir değildir. aksine evrenimiz olasılıklar üzerinde kurulmuştur.

    albert einstein, kendi yorumlarında belirttiği gibi deneysel ölçümlerden elde edilen bulgulara dayanarak determinizmin tamamen kaldırılmasını istemiyordu. ona göre kuantumun olasılıksal yanı ile klasik fiziğin determinist yanını birbirine bağlayan gizli bir değişken olmalıydı. einstein’ın gizli değişkeni bulma çabaları sonradan john bell tarafından çürütüldü.

    kuantum mekaniğinin gelişmesiyle ortaya çıkan diğer yorumlardan biri de “çoklu-evren hipotezi” oldu. everett tarafından 1956’da hazırlanan bu tez, kuantum fiziği tarafından açıklanan tüm olasılıkların birden çok evrende (paralel evrenler de denebilir) gerçekleşmekte olduğunu savunmaktadır. daha basit anlatmak gerekirse, şöyle bir varsayımda bulunabiliriz. hayatımızda sürekli belli kararlar veriyoruz ve bu kararların sonuçlarına göre yaşamımızı sürdüyoruz.

    şimdi biraz komik ama durumu anlatan bir örnek vereyim. diyelim ki, sabah kalktığımızda mavi bir kravat taktık ve tüm gün işyerinde bu şekilde çalıştık. everett’in teorisine göre sabah mavi kravatı takmamızla birlikte mavi kravatı takmadan işe gittiğimiz durumları içeren onlarca farklı evren yaratılmış olur. bizim yaşadığımız evren mavi kravatı takıp işe gittiğimiz evrendir. diğer olasılığı olan paralel evrenler ise şöyle oluşabilir: mavi renk yerine siyah bir kravat takabiliriz. böylece siyah kravatı katıp gittiğimiz bir durum başka bir evrende yaşanılmaktadır. ancak biz mavi kravatı seçtiğimiz için mavi kravatın takıldığı evreni yaşamaktayız ve şu anki bilgilerimizle de diğer evrenlere gidemeyiz ve hatta kanıt yetersizliğinden dolayı diğer evrenlerin mutlak suretle varolduğunu bile söyleyemeyiz. ama kuantum fiziğinin olasılıksal yapısı siyah kravatı takma olasılığının olduğunu söyler bu da teorik açıdan siyah kravatın seçildiği bir evrenin varlığını onaylar. everett’e göre paralel evrenler determinist bir yapıya sahip olmasına rağmen biz sadece kendi evrenimizi gözlemlediğimiz için, yaşadığımız evrenin determinist olmayan yanını görüyoruz. bir sürü kravatımızdan sadece mavi olanını seçmemiz bir olasılık sonucudur ve dolayısıyla evrenimiz klasik fiziğin determinist yaklaşımından ziyade kuantum fiziğinin olasılıklarına dayanan bir yapıya sahiptir.

    saydığım bu kuantum mekaniğinin olası yorumlarının haricinde bilim-kurgu filmlerinin ve romanlarının vazgeçilmez unsuru olan zamanda yolculuk konsepti de çoğu bilim adamı için gerçekleşmesi muhtemel bir olaydır. şimdi çok gelişmiş teknolojik donanıma sahip olduğumuzu varsayalım ve dünyadaki bir deney ortamında kendi evrenimize benzeyen ama çok daha küçük boyutlarda bir evren yaratmaya karar verdik diyelim. evrenimiz en temel haliyle 3 boyutlu uzaydan ve 4. boyut olarak zamandan oluşacaktır. bu bahsettiğim evren oluşturma teorisi tabi ki bizim algılayabildiğimiz bir evrendir. uzay ve zamandan başka boyutlar içeren diğer tüm olası evrenleri biz algılayamayız o yüzden bu noktada evrenimizin 3 boyutlu uzay ve 4. boyut olarak zamandan oluştuğunu varsayıyorum. klasik fizikte cisimlerin hareketlerini bir konum-zaman grafiğinde gösterebiliriz. bu durumu aklımızda tutarak zamanda yolculuğun olabileceğine dair söylemleri inceleyelim. einstein’ın ünlü e=mc^2 formülü, cisimlerin ışık hızıyla hareket edebilmeleri halinde madde halinden enerjiye dönüşebileceğini biliyoruz. madde-dalga özelliğinde ışık hızında hareket eden fotonların enerjiye dönüşecekler böyle olduğunda da uzay-zaman diagramında hiçbir yere koyamayacağız. bu da demek oluyor ki bir foton tanesinin hangi konumda ve zamanın neresinde olduğunu bilemeyiz. bu foton tanesi zamanda yolculuk yapıyor olabilir. elimizdeki verilerle bunun aksini iddia edemeyiz. tabii ki zamanda yolculuğun olabileceğini de kesinkes söyleyemeyiz. sonuçta, bu da bir teoridir ve daha kanıtlanamamıştır. ilaveten bilim-kurgu filmlerindeki gibi insanların zamanda yolculuk yapması için vücudumuzu ışık hızında hareket ettirmemiz gerekiyor ki bu günümüz teknolojisinde mümkün görünmüyor.

    şu ana kadar söylediğim kuantum fiziği yorumları, 1900’lerden beri yapılan laboratuvar ve zihin deneylerin (diğer adıyla gedankenexperiment’lerin) birer sonucudur. kuantum mekaniğinin evrimi fiziksel zihin deneylerinin yanında çeşitli felsefe akımlarının doğmasına olanak sağlamıştır.

    bunlardan biri ingilizcesi “holism” olan bir bütünün onu oluşturan parçaların toplamından daha büyük olduğunu savunan kuramdır. bohr ve bohm’un yazılarında belirttiği gibi bütün haldeki cisimler kendisini oluşturan parçacıkların toplamından büyüktür. bohr 1934’teki görüşünde, çok iyi şekilde tertiplenmiş deney düzeneğinde bir kuantum sistemi hazırlandıktan sonra momentum veya konum gibi terimler bu kuantum sistemine atfedilebilinir. bu durumu bohr, “kuantum olayı” olarak adlandırmıştır. her ne kadar kuantum olayı tamamen fiziksel olsa da kuantum olayının gerçekleşmesini sağlayan parçacıkların iki unsuru olan kuantum sistemleri ve klasik düzenleri birbirinden bağımsız değillerdir. aksine tüm küçük fiziksel cisimler bir bütündür.

    diğer önemli felsefi düşüncelerin odak noktası daha çok insanlığın varoluş nedenini ve ulu bir yaratanın varlığıdır. kuantum teolojisi adı verilen bu akımda tanrı’nın varlığı kuantum fiziği ile açıklanmaktadır. bu akımın öncülerinden nancy murphy ve diğer teologlar, tanrı’nın eyleminin aracı olarak klasik kaosun kullanılmasına itiraz ettiler. murphy, klasik kaosun determinist bir teorem olduğunu ve dolayısıyla tanrı’nın eylemine yer vermediğini ileri sürdü. insanlar gibi çok karmaşık biyolojik düzene sahip organizmaların davranışlarını determinist bir şekilde açıklamanın imkansız olduğunu ve mikroskopik düzeyde insanların moleküllerinde bile şans faktörünün olduğunu söyler. bu şans faktörü de kuantum fiziğindeki belirsizlikten başka birşey değildir. tanrı’nın yaratılıştaki ve sonrasındaki rolü de bu mikroskopik düzeydeki belirsizliklerde ve şans faktöründedir.

    karşıt bir görüş olarak fizikçi ve kozmolog victor stenger “bilim tanrı’yı buldu mu?” adlı kitabında tanrı’nın varlığını tüm bilimsel araştırma tekniklerini kullanarak araştırmıştır. en temel fizik yasalarının ışığında evrenimizin herhangi bir doğaüstü güce gerek kalmadan kendiliğinden oluştuğunu savunmaktadır. kitabında belirttiği önemli noktaları özetlemek gerekirse: maddesel evrenimiz herhangi bir uzay-zaman noktasında boşluktaki bir kuantum dalgalanmasından meydana gelmiştir. bu dalgalanma üstel bir şekilde büyüyen bir genişlemeye ve büyük patlamaya yol açmıştır. bu yolla birden çok evren oluşmuş olabilir. en azından sadece tek bir evrenin oluştuğuna dair bilimsel bir veri yoktur. fizikteki evrensel korunum yasaları ve görelilik ilkeleri, sadece doğal olarak madde evrenine uyarlanmış boşluğun simetrik özellikleridir. bu yasalar ve ilkeler tüm evrenlerde muhtemelen aynıdır. galaksiler, yıldızlar, gezegenler ve canlı organizmalar kendiliğinden simetrinin bozulmasıyla meydana gemiş karmaşık maddi sistemlerde evrilmiştir. kısacası, ilahi bir müdahaleye gerek kalmamıştır. bu görüş bilim adamları arasında gittikçe yaygınlaşmakta ve birçok bilim adamının kendilerini ateist olmasa bile agnostik olarak sınıflandırırlar. yani kendileri bir tanrı’nın varolup olmadığını bilmemektedirler. albert einstein’a “tanrı’ya inanıyor musunuz?” diye sorduklarında o eşinin uyarısını dikkate alarak: “evet, inanıyorum” demiştir. ama einstein’ın aslında panteist bir tanrıyı, doğa düzeniyle bir olan, zatı olmayan bir tanrıyı kabul ettiği bilinir.

    uzun yıllar yapılan araştırmalar ve deneyler sonucunda kuantum mekaniği klasik mekaniğin açıklayamadığı üç konuda önemli işler başarmıştır. bu alanlar; “bazı fiziksel niteliklerin ayrıklaşması” , “dalga-partikül ikiliği” ve de “kuantum dolaşıklığıdır”.

    günümüzde, 1900’lerde fiziğin artık daha çok ilerleyemeyeceğini savunan kişilerin müthiş derecede yanıldıklarını görüyoruz. bilim ve insanlığın son yüzyıldaki kuantum fiziğinin doğuşuyla birlikte başlayan modernleşme sürecinin gelecekte de aynı hızla devam edeceği öngörülmektedir. klasik fiziğin etkisindeki felsefeler yavaş yavaş bu yeni felsefi akımlarla kaynaşması ve okullarda eski felsefeler ile yeni felsefelerin sentezleri okutulması beklenmektedir.

    kaynakça:
    wikipedia
    stanford university web site
    victor stenger
  • kanaatim odur ki fiziğin düşünüşe en büyük etkisi, algılarımıza olan güvenimizi kökünden sarsması.
    bunca yıldır bilegeldiğimiz - ya da bildiğimizi sandığımız - zaman gibi kavramların çöpe gitmesi ihtimali ile "insanın aklında hiç bir düşünce yoktur ki duyularından geçmemiş olsun" diyenlerin tezleri düşünsel anlamda ciddi yara aldı, gözlemlere dayanmayan, duyular üzerinden akıl yürüterek oluşturulmuş teoriler ampirik atları kişnetti. aynı zamanda, matematik ile fiziğin birbirlerinden uzaklaşmaları aklın en önemli araçlarından ve dayanaklarından birinin de ayağını kaydırdı. evren ile uyuşmuyorsa matematik nedir peki o zaman tartışmaları tekrar alevlendi.

    bana göre tam bir düşünsel anarşizm yaşanmakta yeni keşifler ile. kant ile doruğa çıkan bilimden dayanak alan, bilim ile genişleyen, ilerleyen düşün dünyası ve felsefe tam bir karambolün içerisinde. bilim adamları ve filozoflar ya inanışa ve ordan hareketle spiritualizm'e sarılıyorlar ya da platoniklik ile bilinemezcilik arasında salınıp duruyorlar. sanmıyorum ki kuantum fiziği bilen birinin düşünce dünyası berrak olsun. ama bilimin yol göstermesi ve aklın sağduyusu ile bu sürecin büyük keşiflere yol açacağına da eminim. yani açar herhalde.
  • kuantum fiziğinin bir felsefesi var mıdır ya da kuantum fiziği bilgileri insanları hangi felsefi çıkarımlarda bulunmaya ya da hangilerini kabullenmeye iter, çok net bir şeyler söylemek mümkün değil kanaatindeyim. kuantum fiziğinin özü olmamasına rağmen onunla çokça ilintilendirilen belirsizlik ilkesinin bilimsel determinizm'e sekte vurduğu açıktır lakin. aynı sebeplerle de agnostisizm uygun görülebilir belki bilime.

    öte yandan fiziğinin günümüzdeki en önemli zekalarından hawking penrose'un platonist oldugunu düşündüğünü söylemiş lakin penrose kendisini realist olarak gördüğünü ifade etmiştir.

    sanırım, kuantum fiziğinin buluşları bilimadamları - özellikle de fizikçiler - arasında yaygın olan materyalizm'e sekte vurdu. godel teoremleri, belirsizlik ilkesi, kesikli konum-zaman ve enerji ile bunların ölçülebilirliklerindeki kesinsizlik maddeci inanışın taraftarlarında azalma meydana getirmiş olabilir. yeni bilimin kavranmasındaki güçlükler, kavranamazlığın oldugu her yerdeki gibi, bir çok insanı spiritualizme yaklaştırmıştır.

    görünen o ki kuantum fiziğinin resmi bir felsefesi yok; insanlar, her zaman olduğu gibi, öznel yargılarını devam ettiriyorlar. ama kainatın pek de eskiden hayal ettiğimiz gibi olmadığı düşüncesi felsefeyi derinden etkileyecek sanırım.

    bir çok bilim adamı gözünde kuantum fiziğinin bir sonraki teoriye geçiş yönünde bir adım olduğunu ve gerçeğin özü olmadığını belirtmekte de fayda var sanırım. bu bilgilere dayanarak felsefe kurmak gibi bir planınız varsa biraz daha bekleyin derim ben.
  • kuantum fiziği başlı başına ilginç bir konudur. bunun felsefeyle, hayatın anlamıyla ilişkilendirilmesi de bir arayışın sonucudur. tarih boyunca felsefenin tartıştığı fikirler bilime öncülük etmiş çünkü felsefe sormak bilim de cevap bulmak istiyor. bilim adamları bu fikirlerin üzerine gidip mutlak doğruyu bulmuşlar. düşünün ki bilimin tüm soruları yanıtladığı bir dünyada yaşıyoruz. felsefe yapılabilir miydi? hayatın anlamı da açığa çıkardı evrensel ahlak da. işte bu noktada bilim ve felsefenin, yaşamdaki bilmeceleri çözme hırsı heyecan verici.

    kuantum felsefesi ve aralarda biraz da bilim-felsefe (entropy, termodinamik, bilinç, zaman, dualism, hayatın anlamı, matematik vs.) konularını içeren bilimsel makaleler, denemeler ve çeşitli kitaplar içeren bir okuma listem var. bu listeyi de bu entry'de güncel tutarak paylaşmak istedim.

    makaleler ve denemeler

    -quantum mechanics: https://plato.stanford.edu/entries/qm/
    -quantum approaches to consciousness: https://plato.stanford.edu/…tries/qt-consciousness/
    -philosophical ıssues in quantum theory: https://plato.stanford.edu/entries/qt-issues/
    -ıdentity and ındividuality in quantum theory: https://plato.stanford.edu/entries/qt-idind/
    -quantum logic and probability theory: https://plato.stanford.edu/entries/qt-quantlog/
    -action at a distance in quantum mechanics: https://plato.stanford.edu/…ies/qm-action-distance/
    -time machines: https://plato.stanford.edu/entries/time-machine/
    -structural realism: https://plato.stanford.edu/…ies/structural-realism/
    -cosmology and theology: https://plato.stanford.edu/…ies/cosmology-theology/
    -philosophy of chemistry: https://plato.stanford.edu/entries/chemistry/
    -thermodynamic asymmetry in time: https://plato.stanford.edu/entries/time-thermo/
    -philosophy of statistical mechanics: https://plato.stanford.edu/…ries/statphys-statmech/
    -consciousness: https://plato.stanford.edu/entries/consciousness/
    -time travel and modern physics: https://plato.stanford.edu/…tries/time-travel-phys/
    -zeno's paradoxes: https://plato.stanford.edu/entries/paradox-zeno/
    -dualism: https://plato.stanford.edu/entries/dualism/
    -the mind/brain ıdentity theory: https://plato.stanford.edu/entries/mind-identity/
    -life: https://plato.stanford.edu/entries/life/
    -the experience and perception of time: https://plato.stanford.edu/…ntries/time-experience/
    -précis: stream of consciousness: http://journalpsyche.org/files/0xbb18.pdf
    -mind, matter, and quantum mechanics henry p. stapp: http://escholarship.org/uc/item/6vp6q1nk
    -quantum mechanics and experience: http://www.rivercitymalone.com/…experience-1992.pdf
    -boltzmann's entropy and time's arrow: http://physicstoday.scitation.org/…10.1063/1.881363
    -a fresh look at entropy and the second law of thermodynamics:
    http://physicstoday.scitation.org/…10.1063/1.883034
    -the laws of life: http://physicstoday.scitation.org/…0.1063/pt.3.3493
    -einstein's legacy: the unity of space and time: http://physicstoday.scitation.org/…0.1063/1.2811394
    -time's arrows and quantum measurement and time's arrows today: recent physical and philosophical work on the direction of time:
    http://physicstoday.scitation.org/…10.1063/1.882412
    -hidden variables and the two theorems of john bell: https://upload.wikimedia.org/…_teoremas_de_bell.pdf
    -the quantum brain: theory or myth?: http://www.123helpme.com/view.asp?id=25288
    -the dualist essay: http://www.123helpme.com/…sts-preview.asp?id=227742
    -quantum mechanics and ıslam essay: http://www.123helpme.com/…lam-preview.asp?id=225043
    -what is the meaning of life: https://www.ukessays.com/…life-philosophy-essay.php
    -ıs there a sound cosmological argument that does not assume that the universe has a beginning?: https://www.ukessays.com/…hilosophy-of-religion.php
    -how to write a philosophy essay: https://www.ukessays.com/…te-a-philosophy-essay.php
    -happy and meaningful life: https://www.ukessays.com/…y-and-meaningful-life.php
    -new dualism and the purpose of life philosophy essay: https://www.ukessays.com/…life-philosophy-essay.php

    kitaplar
    -meeting the universe halfway - karen barad : google books
    -what ıs life? and other scientific essays - e. schrödinger : amazon
    -the world as ı see it – einstein : amazon
    -out of my last years – einstein : amazon
    -physics and philosophy: the revolution in modern science – heisenberg : amazon
    -ınterpreting the quantum world – jeffrey bub : amazon
    -ıncompleteness, nonlocality, and realism: a prolegomenon to the philosophy of quantum mechanics – michael redhead : amazon
    -speakable and unspeakable in quantum mechanics: collected papers on quantum philosophy j.s. bell : amazon
    -the philosophy of quantum mechanics: the ınterpretations of quantum mechanics in historical perspective – max jammer : amazon
    -statistical thermodynamics – e. schrödinger : amazon

    çeşitli kaynaklar
    -stanford: https://plato.stanford.edu/index.html
    -philpapers: https://philpapers.org/
    -physics today: http://physicstoday.scitation.org/
    -uk essays: https://www.ukessays.com/essays/
    -cornell: https://arxiv.org/
  • kuantum fiziginin geliştirilmesinde pay sahibi olan albert einstein'ın inanmadığı, inanmak istemediği düzensizlikler ve belirsizlikler felfesesi.

    einstein, belkide dini görüşleri yüzünden belkide, içinde bulundugu çevre yüzünden dünya üzerinde işletilen doga kanunlarının rastantı sonucu oluştugu fikrine sıcak bakmıyordu. onun düşünüs sistemine göre doga hiç bir zaman zar atmazdı. bütün sistemler bir düzen ve kestirebilirlik içerisinde olmalıydı. ona göre hiç bir şey vardan yok yoktan var olamazdı.

    evet belkide ruhunda bunları hissediyordu einstein fakat, kendi beyniyle buldugu bir çok teorem ve buluşlar bu görüşlerini çürütüyordu. bu yüzden einstein içerisinde bulundugu ve geliştirilmesinde rol oynadığı kuantum fizigini gelip geçici bir teoriler toplulugu olarak görüyordu. ya da öyle olmasını istiyordu.
  • heisenberg subjektif idealizmi uygun görmüştür zira gerçekten de realite berkeley'in de dediği gibi özneden özneye değişmektedir.
  • öncelikle şunu belirteyim materyalistlerden çok inananları desteklediği düşünülen bir teorinin felsefesidir. değişik komik görüşler var; einstein inandığı için bu teoriyi kabul etmek istemiyormuş filan. bu neyin ne ifade ettiğini anlamamışların söylemidir. ya hu kişisel gelişimciler bile kuantum diye diye metafiziğin dibine vurdular, bizimki kuantumla materyalizm alkışlıyor.
  • bunun varlığını iddia edenlere quantum mechanics ile gireceksin 2 sıra, o kitabı kafalarına yedikçe akkılanırlar belki bu yarım akıllılar. hele bununla dini çıkarım yapan dialektik falan diyenleri varya 2 sıra döveceksin 2 de temel derse sokacaksın bak ondan sonra allahsızın önde gideni olmuyorlar mı.
  • prolog

    "quidquid latine dictum sit, altum viditur." cümlesinin altında yatan anlam nedir; neden latince söylenen söz kulağa derin gelir?

    bu algılamanın temelinde, dilin mana üzerindeki etkisini düşünebiliriz. latince'nin telaffuzundan doğan tınının büyüleyici etkisi, böyle bir derinliğe neden olurken, aynı zamanda, algılamada, söylenenlerin anlamları itibariyle zihnimizde bir derinliğe ulaşması da mümkündür ki, içerik yüzeysel dahi olsa, sözlerin yarattığı his idrakimizde belirli bir derinliğe ulaşabilir.

    insana özgü iki kavram olarak akıl ve inancı ele alırsak, dilin doğuşuna ve etkilerine daha yakından bakabiliriz. dil, taşıdığı anlamların varlığı ile* doğadaki diğer iletişim şekillerinden ayrılır. insanlar için dil, basit bir mesaj iletme aracının ötesindedir. dil ile taşınabilen ne varsa, akıl ve hayal gücüyle, bir çeşit teleonomiyi sezdirircesine eşzamanlı bir biçimde evrilmiştir.

    idrakimiz, varlık ve meydana geliş gibi konularda düşünebilmeyi kolaylamak; bağlantı kurabilmek adına, zıtlıklara tutunmaya mahkûm gibi görünüyor. bunun öncelikli sebebi, evrende, bir bütünün içindeki zıt yansıyanlardır. algılarımız zıt kavramlara odaklanarak, bunlar üzerinden bağlantılar kurmaya meyilli hâle geldiğinde, dilin temelinde gizlenen düalizm doğmuş oluyor: özne-nesne, iyi-kötü, güzel-çirkin gibi (dil, böylelikle, statik bir gizli gündemi olan, düalist bir monarşiyi andırır). bu gibi tanımlamaların temeli algılarımızda ve onlara atfedilmiş anlamlarda yatıyor. hâlbuki doğadaki basit iletişim biçimlerinde, bu tip bir ayrımı göremeyiz. taşınılan mesaj, bir varlığı, tehlikeli bir durumu yahut bir faydayı içerir.

    biz ise aklımızın çözümleyici yönü ile hayal gücümüzü birleştirir, bütün etkiyi dile, dil ile yansıtırız (bkz: analiz) ve (bkz: fragmantasyon). zıtlıklar üzerinden analiz yaparken bir yandan da bunları sentezlemek için uğraşırız. ortaya koyduğumuz özne-nesne ayrımında, dilin üzerinde taşıdığı bu kompleks özellikler nedeniyle, sık sık yanlış anlama ve anlaşılmalar yaşarız. kullanımda olan dil, bize dair özellikleri (aklımızın zihin dünyamızda aydınlattıkları, hayal gücünümüzün iç dünyamızda ısıttıkları) özneleştirdiğinde, nesne ile ilişkimiz sayrıl bir karakter sergilemeye başlar.

    algıyı ve almayı sadece varoluş ve meydana geliş zemininde yaşamak, içinde bulunduğumuz öznel durumda hayli zordur. basitçe ifade etmek gerekirse, doğada varlıklar ve meydana gelen olaylar, bütündür. kuantum fiziğinde neden-sonuç yapıları söz konusu olmayıp sadece süreçler vardır. yukarıda bahsi geçen zıtlıklar, doğayı algılarken istemsizce seçtiğimiz perspektifin ürünleri olup bütünlük dâhilinde bulunmaz. her ne kadar kabul ettiklerimiz ve inandıklarımız bağlamında hayatımız renklense de, bunların manalar atfettiği nesneden edindiklerimiz söz konusu olduğunda, yanlış olanı bile başka bir özneye doğru aktarmamız kimi zaman mümkün olmamaktadır. her ne kadar mananın kendisi, onu idrakimiz konusunda bir dezavantaja neden oluyor gibi görünse de, bu ikisini ayrı tutmayı, gerektiğinde becerebilirsek, evreni hem onun boyutlarında hem de kendi boyutumuzda daha etkili şekilde anlayıp belki de bilginin bütünlüğüne bir adım daha yaklaşabiliriz.

    özneyi nesneden tamamen ayrık bir biçimde tasvir eden ya da maddeyi bilince hâkim gösteren ideolojiler, daha xix. yüzyılda bilimi, bilimin büyük sorularını ve bu soruların cevaplarını manipüle etmekteydi. 1920'li yıllarda patlayan kuantum fiziğinin bulutlarının biraz olsun dağılmasının ardından, richard feynman ve steven weinberg gibi fizikçiler, devraldıkları geleneksel bilim perspektifinin, kuantum fiziğini anlamaya yetmeyeceğini ilan ettiler (bkz: the character of physical law) ve collapse of the state vector.

    ***

    elbette kuantum fiziğinin "resmi" bir felsefesi, henüz yok (şimdilik kuantum fiziğine yönelik teknofil bir ilgi ve spiritüalist bir tufan söz konusu).

    biz yine de en sonda yazılması kitaba uygun düşeni, en başta yazarak, "gayriresmi" bir alternatif deneyelim: geleneksel bilimsel düşünceyi kontrol eden inanç sistemi, xix. yüzyıl ideolojisinden köklenen bir iman hareketiydi. bu iklimin yüzyıl kapanırken konuşan meyvelerinden lord kelvin, "artık fizikte keşfedilebilecek hiçbir şey kalmadı; geriye kalan tek şey, mevcut ölçümlerin daha keskin bir biçimde yapılmasıdır." demişti. sağduyu doğrultusunda atılmış olsa bile, bir başka zehirli ok, "pandora'nın kutusunun" çoktan açılmış olduğu 1926 yılında, albert einstein'dan geldi: "tanrı zar atmaz." (einstein'ın bunu bağımsız bir metinde değil, bir başka fizikçiye* yazdığı mektupta dile getirmesi, esasında bunu tartışmaya açmaya çalıştığını; dolaylı yoldan bir zar attığını gösteriyor olabilir).

    kutunun ağzına kadar açıldığı yıllarda, bu kutuyu ellerinde bulunduran ve niels bohr ile werner heisenberg gibi genç isimlerden oluşan kuzey mafyası, kuzeyli soğukkanlılığıyla, atomlardan ve atom altı parçacıklardan ziyade,potansiyellerden ve olasılıklardan söz ediyordu. ulaşabildiğimiz en küçük boyutlarda, o güne dek "madde" diye adlandırılan her şey, bir olasılıktan ve rahatsız edici bir belirsizlikten ibaretti.

    5 dakika ara

    şöyle: dalga fonksiyonu dediğimiz matematiksel tanım, atom altı düzeydeki fiziksel parçacıkların nesnel durumuna, varlığına ya da bıraktıkları ize değil; ölçüm cihazları tarafından verilen bilginin bir temsiline karşılık gelir. elimizde parçacığa dair nesnel bir gözlem değil, parçacığın hızına ya da konumuna dair, istatistiksel bir fonksiyon bulunur. klasik fizikte, bir parçacığın ilk konumu ve hızı bilindiğinde, belirli bir süre sonundaki konumu hesaplanabilirdi; fakat kuantum fiziğinde, eğer elinizde bir dalga fonksiyonu varsa, bu, size, parçacığın belirli bir andaki konumunu ve hızını veren matematiksel bir ifade olur. eğer bu parçacığın gelecekte nerede olacağını bilmek isterseniz, elinizdeki dalga fonksiyonunu, "schrödinger dalga denklemi" diye bilinen bir denklemin içine yerleştirmeniz gerekir (bu dalga denklemi, aslında klasik fizikteki newton'un hareket yasalarının*, kuantum fiziğindeki eşleniğidir). dalga fonksiyonunu bu denklemin içine yazdığınızda, sonuçta elde edeceğiniz şey, söz konusu parçacığın gelecekte nerede olacağına dair istatistiksel bir tahminden ibaret olur. fakat gözlem yaptığınızda, yani bir dalga fonksiyonuyla birkaç elektronu gözlemlemek istediğinizde (ve gözlemlediğinizde), dalga fonksiyonu, birçok olasılıktan, geri dönüşsüz bir biçimde, bir tek özel duruma "çöker". yaptığınız gözlemin kendisi, bu parçacığa hızını ve konumunu vermiştir ("schrödinger'in kedisi" adlı düşünce deneyinin teorik temeli, budur).

    dalga fonksiyonu kavramı hakkında daha fazlası için ***

    şimdi, eğer bilimsel bilgi, nesnel olarak doğanın bir tanımını vermenin peşindeyse; eğer gerçekliğe tekabül eden bir tanım bekleniyorsa, bu olasılık ya da belirsizlik kavramını inkâr eden herhangi bir görüş, daha ilk başta bilimsel araştırmanın hedeflerini ve gidiş yolunu reddetmiş olur ki, zaten kuantum mekaniksel dünyada bilimsel yöntemimizi güncellemek zorunda kalmamız, kuantum fiziğinin doğrudan bir sonucudur (dolayısıyla bilimsellik iddiası bulunan herhangi bir tezin minimumu, bu tekinsiz kavramlarla anlaşma içerisinde doğayı açıklamak; maksimumu ise bu kavramlarla anlaşma zorunluluğu olmaksızın, bize, doğaya dair daha iyi bir açıklama sunmaktır).

    ***

    epilog

    bilimin ilgi alanına girmeyen (popperci ifadeyle, yanlışlanma olanağı bulunmayan) önermeler üzerinde, "neden?" diye sorarak çalışmaya devam eden metafizik, imre lakatos için, bütün bilimsel teorilerin, bazı temel aksiyomlar barındıran sert çekirdeğinin bir niteliğiydi. hiçbir çağda son bulmamış olan "skolastik" düşünce, aslında fizik gibi bir çalışma alanı oluşturmadan önce, bu çalışma alanının bağlamını oluşturmalıydı ve bu bağlam da metafizikten başkası değildi. etimolojisinin aksine, metafizik, fizikten önce, fiziğe, sorgulamalar yapabileceği ve içinden yeşerebileceği bir çekirdek sağlamıştı. metafiziğin fizikle olan dolaşıklığı, aynı zamanda öznenin nesneyle olan dolaşıklığıydı. ünü geçtiğimiz senelerde güneş sistemi'nin ötesine varan bağımsız gözlemci, gözlemini kendisi yaratan bir garipten ibaretti. kuantum mekaniksel sisteme dâhil olan göz, baktığı noktada bir gözlem yaratıyordu.

    werner heisenberg, bütün bunlar ortaya çıktığında, subjektif idealistti (bkz: subjektif idealizm). niels bohr, keza, bir fizikçi olmasının yanında, bütün bunlardan sonra bir mistikti. wolfgang pauli, albert einstein ve daha aynı ekolden birçok fizikçinin, meslek hayatlarının sonlarına doğru, xix. yüzyıl biliminin yöntemlerine aykırı bütün bu sonuçlardan, hayata dair öznel bakışlar damıttıklarını biliyoruz. sanki bilim insanlarıyla dolu, modern skolastisizmin bünyesine bir damla belirsizlik damlamış ve bu olgun insanları, oldukça zengin bir çeşitliliğe sahip bireyselliklere itmişti. einstein ile bohr arasında, adeta kasparov ve karpov arasındaki efsanevî satranç oyunlarını andıran karakterde, zaman zaman hiddetlenen tartışmalar, yerini zamanla, birbirlerinin yanı sıra, kendilerini bile anlayamayacaklarının farkında olan insanların, tedirgin olgunluklarına bırakmıştı.

    bilişsel arkeolojinin, platon öncesine kadar götürdüğü bu epistemolojik tartışma, kuantum fiziği bağlamında, insanın kendisinin, üretmeye çalıştığı bilginin meydana geldiği ortamda taraf olmadan o bilgiyi üretemeyeceği noktasına varmış durumda. bağımlılıktan doğan bilgi, bir olasılık kümesinin bir bütün olarak gözlemlenememesinden; bir seçme zorunluluğundan kaynaklanıyor.

    internet ortamında, bütün bunların materyalizm ideolojisini çürüttüğünü iddia eden birçok yayına rastlamak mümkün, fakat bizler yine bütün bunların, kuantum mekaniksel bir dünyanın, kuantum mekaniksel kavramlarıyla açıklandığının farkındayız. yine de, bu keşfin, doğaya bütüncül bir tek perspektiften bakabilmeyi olanaksız kılması açısından değerli olduğunun da farkındayız. max planck, "bilinci, aşılması olanaksız bir temel olarak görüyorum. maddeyi, bilincin bir türevi olarak görüyorum. bilincin ötesine geçemeyiz. hakkında söyleştiğimiz, "var" addettiğimiz her şey, bilinci önermekte." cümlelerini kurarken, bu türden bir olanaksızlıktan da söz ediyordu. bu olanaksızlık bağlamında "gayriresmi"* kuantum fiziği felsefesi, subjektif idealizmin, herhangi bir öznenin duygu ve düşünce dünyasında yankılanmamış; uyarmamış ve uyarılmamış hâli gibiydi. düşünebiliyor muyuz? elbette hayır. subjektif idealizmin, insan zihninden bağımsız bir varlığı söz konusu değil (tıpkı geriye kalan, atomik yapıya sahip evren gibi).