şükela:  tümü | bugün
  • eğer bir sporseverseniz, takımınızın başarısının televizyona bakıp bakmamanızla alakalı olduğu gibi garip bir hisse kapılabileceğinizi bilirsiniz. örneğin bir penaltı atışı sırasında, takımınızın oyuncusuna bakmazsanız daha iyi şut çekeceğini sanabilirsiniz. pekala, eğer böyle bir hisse hiç kapılmadıysanız (veya sporsever değilseniz), o zaman doctor who'yu izlemiş olabilirsiniz belki. oradaki, kendilerine bakıldığı zaman kesinlikle hareketsiz kalan melekleri bilirsiniz. hatta bu konu çok eski zamanlardan beri insanın dikkatini çekmiş olacak ki, eski bir ingiliz atasözü "bakılan tencere kaynamaz" der. peki ya aynısını atomlarda gözlersek?
    elbette bu saydığımız örnekler, sadece insan aklının aslında olmayan şablonlar yaratmasıyla ilgilidir. mantıklı olan her birey, takımlarının kazanmasının ekrana bakıp bakmamak ile hiçbir alakası olmadığını fark edebilecektir. ya da kaçan bir penaltının, o anda ekrana bakan insan sayısıyla alakalı olmadığını, muhtemelen oyuncunun kötü bir gününde ya da şanssız bir anında olduğunu fark edecektir. benzer şekilde, atasözleri ne derse desin, bakışlarınızın bir tencerenin içerisindekilerin kaynaması ile alakası olmadığını bilirsiniz. ancak söz konusu atomlar ve atom altı parçacıklar ise, bu çıkarımları bu kadar kolay yapmak mümkün olmayabilir. bilimde, gerçekten de gözlendiği zaman davranışı değişen yapılar vardır ve bu garip etkiye kuantum zeno etkisi adı verilir.
    texas'taki araştırmacılar, bir gün boyunca dengesiz durumda bulunan bir uranyum atomunu incelediklerinde garip bir durumla karşılaştılar. uranyum, normal şartlarda, kararsız bir yapıdadır ve zaman içerisinde bozunarak kütle kaybeder, etrafına da ışıma yapar. buna radyoaktif bozunma adını veririz. ve gerçekten de, bir petri kabına bıraktığınız bir uranyum parçası, söz konusu bozunmaya uygun bir şekilde zamanla kütlesini kaybeder. ancak gariplik, bu uranyumun gözlenmeye çalışmasında başlamaktadır: atomlar, gözlendikleri müddetçe bozunmaya uğramamaktadırlar!
    buna anlam veremeyen araştırmacılar, bir süre daha uranyumu gözlerler. her denemelerinde, gözlemedikleri zaman yapıda normal şekilde bozunma olurken, her gözlediklerinde bu bozunma durmaktadır. sanki uranyum, araştırmacılarla dalga geçiyor gibidir. laboratuvar, araştırma sonuçlarını diğer laboratuvarlara da iletir ve yapılan her denemede aynı sonuca ulaşılır. böylece, en azından, texas'taki araştırmacıların deli olmadıkları anlaşılır. bazı parçacıklar onlara baktığımız zaman davranışlarını değiştirmektedirler.
    bu durum, entropi yasalarına, akla ve mantığa oldukça aykırıdır. bu adeta çocuğunuza bakıyorsunuz ya da fotoğraflarını çekiyorsunuz diye çocuğunuzun büyümemesi gibidir. ya da sırf ona bakıyorsunuz diye, akşamdan kalma bir yemeğin bozulmaması gibidir.
    bazı dengesiz elementlerin bozunduğundan eminiz. doğada bunun sayısız ispatı var. ancak onları mikroskop altına koyduğunuzda, bu davranışları değişiyor. tıpkı günlerce uğraşarak köpeğinize öğrettiğiniz bir numarayı, komşular izlerken köpeğinizin yapmaması; ancak onlar izlemezken mükemmel bir şekilde yapabilmesi gibi. ancak burada bir fark var: köpeğiniz, biyolojik yapısı gereği komşularınızın varlığından etkilenebilir, bilinciyle varlıklarını algılayabilir ve davranışlarını değiştirebilir. ancak element atomları için aynı durum geçerli değildir: atomların bilinci, algısı, zekası, düşüncesi, fikri, duyguları, fizyolojisi, anatomisi, etolojisi bulunmaz. nasıl olur da bir atom, üzerine çevrilmiş bir gözün varlığından haberdar olabilir?
    aslında buna yönelik bazı açıklamalar yapıldı (ve tahmin ettiğiniz gibi yine kuantum mekaniği sayesinde ve yine tahmin ettiğiniz gibi, kolay kolay anlaşılamayacak kadar karmaşık). atomlardan saçılan fotonların gözümüze ulaşması sırasında ve aynı zamanda bizim atomlara bakarken yaydığımız dalgaların atomların davranışlarında meydana getirdiği değişimleri, olmadık bir biçimde algılıyor olabiliriz. esasında atomlar bozunuyor; ancak biz bunu algılayamıyor olabiliriz. daha sayısız farklı açıklama da mümkün olabilir.