şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bir ölçü; elektrik süpürgesinin fişini salondaki prize takıp, bütün evi süpürebiliyorsanız, o ev küçük bir evdir.

    pazar günü annemin evini temizlerken fark ettim.
  • izmir'de, küçükpark'ta güzel çay içtiğimiz kıç kadar bir yer. işleten dayı(tercihan amca da denebilir) işini psikopatça bir titizlikle yapar. eşi ve kızı, bazen de oranın sürekli müşterilerinden bazıları servise yardım eder. çayı güzeldir. ıhlamuru, adaçayı poşet çay olarak değil, ot çayı nası yapılıyorsa öyle özenle yapılır ve servis edilir. dayı türk kahvesini, o psikopatça titizliğini göstermek için cezveyle masaya getirir ve fincana müşterisinin gözünün önünde doldurur. kahvesi de güzeldir.
    güler yüzlü olucam diye yüzünün gitgide kırıştığını gözlediğim dayının midesini ve sinirini bozar starbucks.
  • "hangi eve
    başımızı soktuysak...
    yer yerinden oynadı
    aşkımızdan.

    büyük aşklar
    eve sığmaz diye
    bir şair sözü vardır da,
    ondan. "

    özdemir asaf'ın gülümsemiş suratla dolanmanızı sağlayan küçük şiiridir. * *
  • capacity'deki şubesinde yemeklerden sonra çayı ikram mı edeceğine yoksa hesaba dahil mi edeceğine karar verememiş garsonlardan oluşan lokanta.
    defalarca gittiğim ve her seferinde çayı ikram eden bu mekan son gidişimde içtiğim çayı hesaba dahil etmiştir.
    akabinde çayın durumunu sorduğum garson "bazılarımız hesaba dahil ediyor,bazılarımızsa etmiyor" yanıtını vermiş ve bu sansasyonel cevap kendisinin elini sıkmama sebep olmuştur.
    (bkz: dumur)
  • kötü karakterleri film boyunca iyi ve ahlaklı insanlara dönüştüren bir ailenin başından geçen olayların anlatıldığı türk filmi. ezeli kötü karakterler ise hapishaneyi boylar ve film bittiğinde herkes iyidir artık.
    filmin müziği damardır.
    ailenin babasının sandalıyla fırtınadan kurtulmasından sora sahilde kendisini bekleyen ailesiyle buluşması ise duygu yüklüdür. adam sevinçten halen hareket eden sandaldan denize atlar denizde birbirlerine sarılırlar o sırada sandalın nerde olduğu belli değildir kayalıklara çarpması muhtemeldir.
  • sezercik'in adeta bir bruş li * olduğu, bir dakika bile sürmeyen sahnede defalarca "heeaaah" diye bağırdığı mükemmel ötesi bir dövüş sahnesine sahip türk filmidir.

    dövüş sahnesi her şeyiyle tam bir dövüş sahnesidir, yetişkinlerin dövüş sahnelerini aratmadığı gibi birçok yetişkini de kıskandırır cinstendir. olması gereken her şey vardır sahnede;

    1 - tehlikeli bir ortam. bakınız kavga kayaların üzerinde , oldukça zorlayıcı bir platformda gerçekleşmektedir.
    2- insanın sinirini bozmakta oldukça başarılı bir kötü karakter. insanı nasıl kavgaya sokacağını iyi bilen biri. hakaretleri on numara (bkz: aptal, budala, bacaksız bücür)
    3- dövüşmek istemeyen ama zorunda kalırsa adamı çok fena yapacak iyi karakter.
    4 - iyi karakter kötü karakterin ağzını burnunu dağıttıktan sonra "yapma, lütfen, benim için durmalısın" diyen sarışın kız.
    5- etkileyici bir dövüş sahnesi için birkaç uçan tekme ve "heah" sesi.

    bu sahne o kadar etkileyici ki günde 5 kere izlemekten alıkoyamıyorum kendimi. izledikten sonra da mütemadiyen yanımdaki en yakın insana dönüp "heah" diye bağırıp sonra da "ne o korktun mu?" diye soruyorum. böyle de içime işleyen bir sahne.
  • ankara konutkent'teki küçük ev, tavukları nasıl bir sosta marine ediyorsa artık dünyanın en lezzetli tavuğunun ortaya çıkmasını sağlıyor..
  • hanımlarımızın "ayol avrupalılar nasıl sığıyor bunlara, biz hayatta yaşayamazdık böyle küçücük evlerde" dedikleri yaşam alanlarıdır küçük evler. halbuki madalyonun bir de öteki yüzü var ki isveç norveç danimarkalı arkadaşların da bizim büyük evlerimiz de yaşayamayacak olmalarıdır.

    bir başka süregelen klişe de "avrupalı insanın yalnız olduğu"dur. bu sav klişeleşmekte haklıdır zira sanayi toplumlarında insan bireydir artık. işte bu bireye çok büyük gelir bizim 2+1'lerimiz: çok büyüktürler yalnız olmak için. halbuki birey bir köşesinden baktığında öbür köşesini görebildiği bir ev ister, tüm benliğiyle içini doldurabildiği, "yalnız" değil, "kendi kendine" olabildiği bir ev ister.

    ama bizim toplumumuzda yalnızlık kabul edilemez, giyilemez bir giysidir. hanede oturan kişi sayısının az olması değildir kıstas; o evler misafirler için döşenir hep. "misafirlik" için kullanılan salon dışında bir de ailenin gündelik yaşamını geçirdiği "oturma odası" vardır. misafirin havlusu, nevresimi, yemek takımı vardır. velhasıl, bizim hanımlarımız asla sığamaz evlerine. nasıl sığsınlar! onlar hep misafirlerinin gölgeleriyle yaşarlar.

    ama yalnız adam, "birey" olan, yaşayamaz o büyük evlerde, dolduramaz içini, salt kendi benliği yetmez evin her köşesine hakim olmaya. onun küçük evi vardır; milimetrik yerleştirilmiş her eşyanın arasına sızabildiği.
  • mandolin çalan kaslı adamın bulunduğu 1977 yapımı sezercik filmi.

    filmin sonlarına doğru tüm kötülerin iyi olup, eskiden de iyi olanlarla birlikte yaptıkları eğlencede, fincanı taştan oyarlar eşliğinde sezeciğin babasının mandolin çalışını, yapmacık figürleri görmek mümkündür.

    (bkz: sezercik in kucuk ev filminde mandolin calan adam)
  • levent çarşı şubesinin yaptığı kuşbaşılı pidelerin aklımı başımdan aldığı restorandır.