şükela:  tümü | bugün
  • "küçük imparator - liderin 23 adımı" ile orient yayınlarından çıkmış yeni bir kitap. kişisel gelişim temalı. yazarı burak kürkçü.

    arka kapağından gelsin: "bir defada okuyup bitireceğiniz bir kitap. ama bir defalık okuyacağınız bir kitap değil. ilk okuduğumda, bir akademisyen olarak ciddi bir birikimin derinlemesine bir analizden süzüldüğü bir kitap gördüm. ikinci okuduğumda, bir yönetici olarak günlük hayattaki gözden kaçan detayların yöneticiliği nasıl inşa edeceğini gösteren bir kitap gördüm. üçüncü okuduğumda ise, bir kitap sever olarak öğrencimin yazdığı sürükleyici hikayelerle dolu özgün ve tavsiye edilesi bir kitap gördüm. okuyun, okutun." (profesör dr. hüseyin bağcı, odtü uluslararası ilişkiler bölüm başkanı)

    kitapyurdu, idefix, d&r ve babil.com'da satışta.
  • alışılagelen kişisel gelişim kitaplarından farklı bir kitap. bir liderin taşıması gereken özellikleri, gündelik hayat hikayeleri ile, hepimizin yaşantısından kesitlerle sunuyor.

    özenli, kolay okunabilir, derli toplu bir çalışma olmuş. elinize aldığınızda kapağından çok emek verildiği belli oluyor.

    ama daha çok basılmalı zira hangi kitapçıya sorsak tükenmiş durumda. internet üzerinde idefix keza öyle. neyse ki www.kitapyurdu.com da buldum.
  • kişisel gelişim kitaplarına epey mesafeli duran, hatta ''beceremeyenler öğretir'' önyargısıyla yaklaşan biri olarak hediye edilmesi sebebiyle okuduğum -üstelik kendimin bile inanamadığı bir şekilde- tek seferde başlayıp bitirdiğim kitap. beni bile bu kadar yakaladıysa özellikle bu türün meraklılarının epey ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

    kişisel gelişim kitaplarının çoğu düşünmesi kolay-uygulaması zor tüyolar vermek suretiyle insanda ''söylemesi kolay!'' hissi bırakırken bu kitabı farklı kılan yön, 20 dakikalık amerikan sitcomları gibi akıcı bir dille hayatın içindeki uygulamalar üzerinden yazılmış olması. dolayısıyla kitabın türünü de düşününce bence en önemli konulardan biri olan ''yazarın okuyucuya yaklaşımı'' bakımından çok başarılı bulduğumu söyleyebilirim.
  • www.kucukimparator.com diye bir web sitesi de var. web sitesi iyi de kitabın kendini neden edinemiyoruz? her baskıda 100 kitap mı basılıyor anlamadım. bir şekilde edinip okuyabilirsem yeni bir entry gireceğim.

    an itibari ile sadece çok merak ettiğim kitap diyorum.
  • okudugumda nedense aklima bir anda rte nin geldigi kitap ismi. tamamen istemsiz...
  • klasik kişisel gelişim kitaplarından kurgusuyla ayrılan kitap.
    vermek istediği mesajı kısa hikayeler yoluyla veriyor. kişisel gelişim meraklılarına farklılık; kişisel gelişim kitaplarından hazzetmeyenlere ise "bir de bunu deneyelim" konseptini vaadediyor.
  • geçimini kişisel gelişim ile sağlamayan bir bürokratın yazdığı kitap. alışılmıştan farklı bir bakış açısı sunabilir.
  • lse'den arkadaşım çok sevgili burak kürkçü'nün yazdığı yeni çıkmış kitap. ben henüz alıp okuyamadım ama burak'ın başarısıyla gurur duyuyorum. ben alıp okuyacağım, siz de alın okuyun. okuduktan sonra editlerim de burayı:)
  • hayatımda ilk defa bir kişisel gelişim kitabını tam olarak okuyup bitirdim ve yine hayatımda ilk defa bir kitabı altını çizerek okudum.

    peki neden? "kişisel gelişim kitabı" kategorisine topyekün karşı olan ve bunların alayını migros kitabı olarak nitelendiren ben, neden okudum bu kitabı? neden? cevabı çok basit!

    (bkz: migros entelektüeli)

    hayır hayır, açıkçası kendimi bu tanıma sokmuyorum. çünkü ben şahsen bu yazarı tanıyorum! ve şöyle söyleyeyim bu adam "kişisel gelişim"in ekmeğini yeme odaklı, çok iddialı ve bir o kadar kıt zekalı tiplerden birisi değil! hatta şöyle söyleyeyim, hayatım boyunca bana denk gelen insanlar içinde tanıdığım en zeki insanlardan birisi ve olayı " iki kitap yazalım, bir iki belediyede de seminer verdik mi tamamdır!" değil, olamaz.

    özetle karşımızda kendisine hayrı olmayan bir kişisel gelişimci yok. burası önemli.

    peki ne var bu kitapta? kıssadan hisse diyeceğimiz türde eğlenceli anekdotlardan oluşan "bir lider için olmazsa olmazlar" var.

    madem öyle gelin biraz alıntı yapalım ve spor medyası ağzıyla kitabımızı tanıyalım. evet, işte o kitap!

    "lider adayı, yöneteceği ekibin yapısını tespit edip, ihtiyacı olan ve sahip olduğu güç şeklinin örtüştüğünden emin olduktan sonra ekibin hiyerarşik ihtiyacını tanımlar. "
    yazar burda kime seslenmiş? her önüne gelene diktatör diyenlere seslenmiş. diktatör olunmaz, diktatör oldurulur da diyebiliriz, her toplum layık olduğu gibi yönetilir de. hala kafanızda bir şey oluşmadıysa kestirmeden "öyle .öte böyle ..." olarak da türkçeye çevirebiliriz.

    "... ancak lider aynı zamanda acil kriz durumlarında, tüm işi kendisi yapabilecek yeterliliğe sahip olmalıdır. özellikle kısımlardan birinde kendini oldukça geliştirebilmeli ve kendisinin de gerekli yetkinliğe sahip olduğu konusunda kimsenin kafasında soru işareti oluşmasına imkan vermemelidir. "
    bu kısım tek özelliği bir şekilde "yetkili" olabilmişler için.

    "herkesin baktığı açıdan değil de yepyeni bir açıdan bakınca her şeyin göründüğünden farklı olduğunu anlayacaksınız. "
    burada benim aklıma "av mevsimi" diye sığ bir film yapıp, tüm mesajını kuyruğu titretmesine ramak kalan cem yılmaz üzerinden "açıyı değiştir" diyerek veren yavuz turgul geldi. evet bütün film buydu.

    " başarılı bir lider de takım içinde kimsenin, bir diğerinin yapması gereken işi sorgulamasına meydan vermeden..."
    cengiz han'ın meşhur sözü geliyor aklıma ama bunu günümüze uyarlamadan da edemiyorum.
    "bir ofisboy bir birimin dedikodusunu yaptı, bir birim bir işi savsaklayarak bir müdürün başını yedi, bir müdür işten çok dedikodu üretti, bir dedikodu bir şirketi yedi. "

    "demokratik olma adına çok sesliliği birincil öncelik haline getiren toplulukları incelediğinizde hiçbir zaman etkili kararlar alamadıklarını, büyük bir bürokrasi içerisinde boğulduklarını göreceksiniz."
    burada akıllara her fırsatta "bütün kesimleri kucaklayacağım" demekten öteye gidemeyen ve kucakladığıyla kalan kılışlar'ı getirmemek mümkün mü? ee sonra? sonrası kurultay.

    "babasını kaybeden ile vatanını kaybeden insan, hayat boyu bir daha hiçbir şeyini kaybetmemek için var gücüyle çalışır. "
    buna bir şey demek bizden önce kime düşer? tabi ki dostoyevski'ye.
    "bir insanın artık gidecek bir yeri olmaması ne demektir, bilir misiniz?"
    ülkemizdeki balkan göçmenlerinden yüksek sayıda asker çıkmasını da buna bağlayamaz mıyız?

    "inandırıcı olmak için ilk başta inanmamız lazım. eğer siz inanırsanız, başkalarını size inandırmakta da sorun yaşamazsınız. insanoğlu genetik kodlarının arasında bir şifre taşır. o şifre de ikna edilmek ihtiyacıdır. "
    yazar burada (bkz: öyle deme inanırım eyşan) dememiştir de ne demiştir? neyse buraya kadar iyi gidiyorduk. en iyisi hollywood'a bir gönderme yapıp seviyeyi tekrar yükseltelim.
    "siz gerçeği bilmek değil, kandırılmak istiyorsunuz."

    "yağmur duasına çıkarken eğer yanınıza şemsiye almıyorsanız bu, ettiğiniz duaya inanmadığınızın işaretidir. "
    yine kılışlar. seni unutmak mümkün mü kılışlar. insan seçimlere bir partinin lideri olarak girerken muhtardan seçmen kağıdını almayı unutur mu kılışlar?

    "yaptıklarınız hafızalarda bir süre canlı kalır ama gün gelir yavaş yavaş unutulur. ancak söylediğiniz etkili bir söz, nesiller sonra bile dillerde dolanmaya devam eder."
    burada bir an maziye gidiyorum ve söylediği tek bir sözle dillere dolanan nice koçyiğitleri göz önüne getiriyorum. evet, lider gerektiğinde masaya yumruğunu vuran, hak ettiğine "itlik etme lan!" diyen değil midir.

    "... pek çok büyük olayın gerçekleştikten sonra herkes tarafından çok kolay açıklanabilmesine rağmen gerçekleşmeden bir gün önce neden kimse tarafından tahmin edilemediğiydi?"
    televizyon ekranlarını bir virüs gibi sarmış nice ikinci cumhuriyetçi, nice liberal, nice sözde atatürkçü, nice sözde muhafazakar. kavramların, ideolojilerin sırtına binmiş ekmeğini koşturan nice iyi besili "münevver". sıfır öngörülü olup yıllarca olan biteni iyice karmaşık duruma sokup zihin bulandırmakla, komplo teorisyonu olacak kadar uçmak arasında bir zemin yok mudur sizin için. hiç büyük harfle konuşmadan, hiç meydan okumadan, hiç cesaret göstermeden olanı biteni yorumlayan tosuncuklara gelsin bu kısım.

    "iyi bir lider olmak için...ekibinizin sosyal ve ailevi yaşantılarındaki sıkıntılardan haberdar olmalı, en yakın dostlarından bile daha yakın bir şekilde onları takip etmelisiniz.
    ee ne demişti idris kaptan
    "bi' memleket gibidir gemi.
    bu gemide güvenlik de eğitim de sağlık da eğlence de benden sorulur."

    evet, bayağı uzun bir yazı oldu. bunlar benim altını çizdiğim kısımlardan oluşan çok küçük bir bölüm. insan yönetimi ile ilgili biriyseniz akıcı bir dille yazılmış olan bu kitabı okumakta fayda var derim. ben entry insani boyutlarda kalsın diye ve yazar kişisiyle papaz olmamak adına lakırtıyı burada kesiyorum.

    e bu kadar olumlu şey yazdık, ufak bir kılçık atmadan olmaz tabi. yine kitaptan,

    "bu kitap, bir kez okuyup da hayatınızı tamamen değiştirmeyi vaat eden kar amaçlı bir piyasa kitabı değildir. tekrar tekrar okuyup, sona her geldiğinizde, kendinizde bazı şeylerin değiştiğini görüp en baştan okuyacağınız bir eserdir. "
    burada akıllara büyük futbolcu, ilk insanların en ilklerinden, atalarının kanını taşıyan, sakallı düşünür olcay şahan ve muhteşem basın açıklaması gelmez de ne gelir.

    (bkz: müthiş sol ayağımla yapıştırdım)

    ne diyelim, sevgili dostumuz yazmamış yapıştırmış. ve son olarak bunu çok tuttum.

    mahmut abi pahalı bir zevktir. :)