şükela:  tümü | bugün
  • küçük prens sevenler hayattan korkanlardır, yaşamaya korkarlar, bir çiçek, bir tilki, bir insan yaşar gider ve öylece ölürler. zeze’ciler hayatı sevenler ve hayatı bütün genişliğiyle yaşamaya çalışanlardır, ağaçlarla konuşur, kümesten vahşi yaşam alanları yaratır, üç güvercin görüp aklına meksika düşenlere nispet 3 ağaçla avrupa ve orman düşenlerdir akıllarına, dostları arkadaşları, aileleri, vardır. zira “insan” formülün içine girince hiçbir sonuç kesin değildir.

    prens yalakalarının bildikleri tek şey ve en büyük eğlenceleri seyahat etmektir; şehirler, ülkeler, gezegenler ve insanlar arasında seyahat etmek; sanki dünyada görülecek bir şey kalmış gibi hayatın anlamını ve kafalarındaki sorulun yanıtını seyahat ederek bulacaklarını sanırlar. zezeciler; hayatın güzelliğinin hergün tekrar eden şeylerde olduğunu bilirler. mahalleye bahar gelir, güz gelir, tekrar eden şeyler bizi tekrar tekrar sevindirir. zezeciler seyahat etmez, onlar zaten yol’dadır, yolcu’dur, “yol”un kendisi olmuşlardır.

    idealisttir küçük prens. göt kadar evrenindeki çük kadar aklıyla millete sevgi nutukları atar. hep saçma bi iyimserlik, aptal bi mutluluk hakimdir ufak dünyasına. yalancıdır küçük prens, ne gördün ki sen neye akıl yürütüyorsun daha. nasıl geçiniyorsunuz mesela, nerden geliyor bu dünyanın ekmeği suyu? nasıl hayatta kalıyorsun ey salak prens? diğer taraftan toplumsal gerçekçidir zeze. babası işsiz, anası çok ağır şartlarda sabahlara kadar çalışan kalabalık bir ailede hayatını sürdürmektedir. bayram zamanlarında bile yiyecekleri yok denecek kadar azdır. hayatın kendisidir; yaşamaktan korkanlara-kaçanlara yazılmış en sağlam manifestodur.

    acıdan ve mutsuzluktan vebalıdan kaçar gibi kaçanların kitabıdır küçük prens. yanlış olduğunu bile bile mavi hapı yutanların kitabıdır. gerçek bir hayatta mutsuz olmak yerine sahte bir gerçeklik içinde mutlu olmayı tercih edenlerin anlamsız ve yanlış tercihidir. korkmaz bizim zeze; dayağa, ölüme, mutsuzluğa taa çocukluktan alışıktır. bütün bunlarla başetmeyi ve inadına yaşamayı bilecek kadar güçlenmiştir daha o yaşlarda.

    hayatlarında yaşları kaç olursa olsun 20’den fazla edebi eser okumamış olanların en güzel kitabı olabilir ancak küçük prens; 1000ler kulübünün sessiz üyelerinin görkemli ahşap kütüphane kenarından haylazca bize bakar zeze.

    isminin şiirselliğine bakar mısınız: “o meu pe de laranja lima”; bi de sizi şuraya alalım: lö eciş bücüş “le petit prince”. aynı şiirsellik yazarlar için de geçerli; a) antoine de saint-exupéry b) josé mauro de vasconcelos. hey yavrum hey, bizim mahallenin delikanlısı, yavşak fransıza karşı.

    mide bulandıracak hatta kusturacak kadar güzel ve kusursuzdur küçük prens; her insan kadar sorunlu ve kusurludur güzel zeze.

    tilkinin evcilleşmesi meselesinde ve diğer mühimmiş gibi gösterdiği meselelerde boyundan büyük laflar eder küçük ve yavşak prens; oysa ki nedir ki bu tilki meselesi babasını sevmeyerek öldürmeye karar vermiş zezenin geliştirici çelişkisi karşısında. çiçeğin yenip yenmeyeceği düşüncesi ve sonuçsuzluğu; o iyi portuga’nın o güzelim mangaratiba’nın altında kalmasının yanında ne kadar anlamsız kalır.

    dünyanın kendi isteklerini yerine getirmek ve kendi mutluluğunu gerçekleştirmek için tasarlanmış bir aygıt olduğuna inanan bir alçaktır küçük prens. bizim kralımız ancak “luis” olabilir, ona da ne olacağı malumâlinizdir.

    sıkıcıdır muhabbeti yavşak prensin. muhabbetin anasonlusu zezededir, onyüzbinmilyon kilometre muhabbet edebilirsiniz zezeyle, o kadar yolda hiç sıkılmazsınız onu dinlemekten akıllı ve zekidir zira, yüreği güzeldir zezenin, “gider gibi yaparız” değil mi zeze, üstelik varamasak bile uğrunda, yolunda ölürüz!

    gözünü kar hırsı bürümüş bir kapitalisttir küçük prens. dünyanın her yerinde, her dilde bir dolu hediyelik eşyası ve ürünü pazarlanır küçük prensin. tek bir ürünü olamaz oysa zeze’nin, o yüzden bizim zezemizdir. zeze; roman kahramanlarının xururuca’sıdır.

    acının ne olduğunu artık biliyoruz değil mi zezem? öyleyse içimizdeki şarkı söyleyen kuşu dışarı çıkaralım mı zeze? biliyorsun “çok canımız acıyacak” zeze; evet biliyorum zezem “zaten çok acıyor”