şükela:  tümü | bugün
  • bence şehirlerin küçüklüğü onların 10 dakikada yürüyerek bitmeleriyle değil de yerel insanlarının anıları dinlendiğinde konuşmalarını 10 dakikada bitirememeleriyle belli olur.

    bu salt sayıdan öte bir beyin olayı. şehirleri yüzölçümleriyle değerlendirmek coğrafyanın işi. hatta küçük yerlere gittiğinizde genelde o şehirleri diğerlerinden daha tatlı bulduğunuz da olur.
  • sabah uyanıyorlar, adam işe gidiyor,

    çocuk küçükse, kadınlar evde hem çocuğuna bakıyor, hem gündüz saçma sapan kadın programlarını izliyorlar, sonra komşusuna gidiyor dedikodu yapıyor, akşam çay demleyip kek yapıyorlar, sonra yemek yapıyorlar.

    çocuk okul çağındaysa sabah kocayla beraber çocuğu da uğurlayıp, evde temizlik, yemek, komşu dedikodusu gibi işlere geri dönüyor.

    sonra adam eve geliyor, yemek yiyorlar. çay içiyorlar.

    sonra o gün tv deki bir yarışma programını veya bir diziyi izliyorlar. sonra yatıyorlar ertesi gün yine aynı şey. haftasonu da şehirdeki bir avm'ye gidilip, sinema veya dolaşma etkinliği.

    herkes bizim gibi ülkenin azinlik kısmında değil, okuldan/işten çıkıp puba gidip bira/şarap içsin, kız arkadaşı ile buluşsun gezsin, cumartesi gecesi kulübe gitsin, pazar sabahı bruncha gitsin, boş zamanlarında bi yerlere kaçsın vs.

    aslında sosyal çevremiz, gittiğimiz yerlerde gördüğümüz insanlar vs. hep bizim gibi insanlardan oluştuğu için belki çok fark etmiyoruz, hatta bazı anlar herkes öyle yaşıyor bile sanabiliriz, ancak bırakin küçük şehri, büyük şehirde olup bunları hiç yapamayan kesim bile sandığımızdan çok daha büyük.
  • uzay-zaman düzleminde zaman her yerde aynı şekilde akmıyor. örneğin, yozgat'ta yaşayan iki tane ikizden birisini istanbul'a yollayıp diğerini de yozgat'ta bırakıp bir sene sonra istanbul'dakini yozgat'a geri yollarsanız, yozgat'ta kalan ikizi çok daha yaşlanmış olarak bulursunuz. bu yüzden yozgat vb küçük yerlerde zaman daha yavaş aktığından daha sıkıcı geçiyor.

    edit: tamam vurmayın öldü* tabi ki istanbul yozgat'a göre adamı daha çok yaşlandırır.
  • güzel soru.

    ''zamanın kendi ölçüleri bazı insanlar için hızlanmış ya da yavaşlamış olabilir'' der marcel proust.

    küçük şehirlerde zaman yavaş geçer.
    belki hiç geçmez.
    belki sokaklarda kayboluyordur.

    belki de yoktur.
  • marmaristeyim.
    zaman nasıl geçiyor anlatayım.
    sabah 8.15'de kalktım.
    09'da yataktan çıktım,
    09.15'de duş aldım
    10.00'da evden çıktım bisikletimle 1 saat tur attım.
    11.15'de saman iskelesinde 2 çay içtim iki simit ve karper peynir, bir domates ve bir kaç zeytin tanesiyle kahvaltımı yaptım.
    12'de dükkana geldim.
    müzik dinlemeye başladım.
    arada hollandanın köylüleri geldi, biraz sohbet ettik.
    saat 15.34 halen müzik dinliyorum.
    saat 20'de spor salonuna gidip 22'ye kadar çalışacağım.
    22.15'de eve gelmiş olurum.
    22.30'da biramı alıp terasta otururum
    gece yarısından sonrasına kadar müzik dinleyip biramı içerim
    02.30 gibi yatağa girerim.
    08.152de rutin yeniden başlar.
  • - işe giderken yada yolda yürürken herkes size selam veriyor, herkesi tanıyorsunuz..
    - bir derdiniz olduğunda yardım gecikmeden geliyor..
    - anahtarı kapıda unuttuysanız komşunuz lap diye içeri geliyor, bir kahve içiyor sizinle..

    çok daha samimi çok daha gerçekçi..
    sosyalleşmek için kablosuz ağınız olmasına gerek yok..
  • millet yine gece sevisiyor ben yalnizim amk :(
  • sahibindene girin 2. el arabalara bakın. ben öyle yapardım
  • dolu dolu geçiyor, yaşadığını hissediyorsun. türkiye'de ve başka bir ülkede olmak üzere hayatımda iki kez, kısa süreli de olsa deneyimledim. istanbul'un ömrümüzü nasıl çaldığını anlayıp bir aydınlanma yaşamıştım. sabah spor yapıp, gün içinde hava kararmadan 3-4 iş bitirip akşamları telaşsızca kendinize ayırabildiğiniz bir yaşam düşünün. evet, tam olarak bu. uyanması da uyuması da daha kolay oluyor hem. yani o farkında olarak yaşama hali çok güzel. böyle bir şey yaşamadan önce bana "gün gelecek istanbul'daki hayatını sevmeyeceksin" deseler, küçümseyen gözlerle bakardım. cidden. imkanı olan denesin.