şükela:  tümü | bugün
  • sahibindene girin 2. el arabalara bakın. ben öyle yapardım
  • biz büyükşehirde hergün opera, bale veya sinemaya gidiyoruz, çıkışta şarap peynir tabağı eşliğinde çello dinliyoruz. e sonrasında ya kokoreç ya çorba!

    haftasonları bazen at biniyoruz, kışsa kayağa gidiyoruz yazsa kulübe yüzmeye...

    tango yapıyoruz elit davetlerde...

    rafting, paintball, go-kart vs de cabası!

    he he aynen böyle yaşıyoruz hepimiz, siz nasıl yaşıyorsunuz o küçücük şehrinizde?

    yahu bırakın, çoğumuz yaşam mücadelesi veriyoruz ve zaman mücadele ile akıyor, geçiyor, ya da biz geçiyoruz.
  • yıllık izin alıp memleketim tokat'a geldim. 9 - 10 gibi uyanıyorum genel olarak. çıkıp ekmek vs alma ayağına dışarı çıkıp bir saat volta atıyorum. tokatta çok fazla uzun saçlı ve dövmeli insan olmadığı için insanlarla uzun ama bir o kadar manasız bakışmalara giriyorum. dayak yemekten korkup tekrar eve dönüyorum. kahvaltımı yaptıktan sonra evde hangi pencereleri açarsam daha fazla cereyan olur, evin hangi kısımları daha serin gibi araştırmalar yaptıktan sonra bilgisayarımı oraya taşıyorum ve akşam yemeğine kadar hangi diziyi izleyeceğime karar veriyorum. saat öğlen 2 oluyor bu arada. akşam yediye kadar dizimi izledikten sonra pederle haberleri izleyerek ve memleketin durumuna üzülerek yemeğimi yiyorum. sonra kedinin yanına gidip elimi biraz tırmalattıktan sonra saatin akşam 9 olduğunu fark edip cep telefonumla tuvalete giderek bi yandan sıçarken bi yandan ekşiden gündemi takip ediyorum. bu işlem yaklaşık yarım saat sürüyor. çıktıktan sonra annemden çay demlemesini rica ediyorum. "kalk kendin demle eşşek kadar oldun" lafını işittikten sonra kendi çayımı demliyorum. bu işlem ise tartışma sürelerini de eklenince yarım saat sürüyor. saat böylece 10 ve artık çayımı içebilirim. babamın açtığı siyaset programlarından birini izlerken "bu adamlar ne diyor aq" diyerek demlediğim çayımı içiyorum. çay bittikten sonra tekrar kediyle oynamaya gidip bu sefer de diğer elimin amına koydurduktan sonra tekrar odama dönüp dizimi açıyorum ve 12 gibi uyuyakalıyorum.

    oysa ankarada olsa böyle mi? spor salonu, kız arkadaş, diğer arkadaş grubuyla takılmaca derken gün piç oluyor. hiç hayatı sorgulamıyorum. tokatta ise "ben ne bok yiyorum burada?" sorusuyla başlayan düşüncelere dalıyorum. o kadar da kötü değil sanki.
  • en azından trafikte geçmiyor diye cevapladığım sorudur.
  • sabah uyanıyorlar, adam işe gidiyor,

    çocuk küçükse, kadınlar evde hem çocuğuna bakıyor, hem gündüz saçma sapan kadın programlarını izliyorlar, sonra komşusuna gidiyor dedikodu yapıyor, akşam çay demleyip kek yapıyorlar, sonra yemek yapıyorlar.

    çocuk okul çağındaysa sabah kocayla beraber çocuğu da uğurlayıp, evde temizlik, yemek, komşu dedikodusu gibi işlere geri dönüyor.

    sonra adam eve geliyor, yemek yiyorlar. çay içiyorlar.

    sonra o gün tv deki bir yarışma programını veya bir diziyi izliyorlar. sonra yatıyorlar ertesi gün yine aynı şey. haftasonu da şehirdeki bir avm'ye gidilip, sinema veya dolaşma etkinliği.

    herkes bizim gibi ülkenin azinlik kısmında değil, okuldan/işten çıkıp puba gidip bira/şarap içsin, kız arkadaşı ile buluşsun gezsin, cumartesi gecesi kulübe gitsin, pazar sabahı bruncha gitsin, boş zamanlarında bi yerlere kaçsın vs.

    aslında sosyal çevremiz, gittiğimiz yerlerde gördüğümüz insanlar vs. hep bizim gibi insanlardan oluştuğu için belki çok fark etmiyoruz, hatta bazı anlar herkes öyle yaşıyor bile sanabiliriz, ancak bırakin küçük şehri, büyük şehirde olup bunları hiç yapamayan kesim bile sandığımızdan çok daha büyük.
  • uzay-zaman düzleminde zaman her yerde aynı şekilde akmıyor. örneğin, yozgat'ta yaşayan iki tane ikizden birisini istanbul'a yollayıp diğerini de yozgat'ta bırakıp bir sene sonra istanbul'dakini yozgat'a geri yollarsanız, yozgat'ta kalan ikizi çok daha yaşlanmış olarak bulursunuz. bu yüzden yozgat vb küçük yerlerde zaman daha yavaş aktığından daha sıkıcı geçiyor.

    edit: tamam vurmayın öldü* tabi ki istanbul yozgat'a göre adamı daha çok yaşlandırır.
  • marmaristeyim.
    zaman nasıl geçiyor anlatayım.
    sabah 8.15'de kalktım.
    09'da yataktan çıktım,
    09.15'de duş aldım
    10.00'da evden çıktım bisikletimle 1 saat tur attım.
    11.15'de saman iskelesinde 2 çay içtim iki simit ve karper peynir, bir domates ve bir kaç zeytin tanesiyle kahvaltımı yaptım.
    12'de dükkana geldim.
    müzik dinlemeye başladım.
    arada hollandanın köylüleri geldi, biraz sohbet ettik.
    saat 15.34 halen müzik dinliyorum.
    saat 20'de spor salonuna gidip 22'ye kadar çalışacağım.
    22.15'de eve gelmiş olurum.
    22.30'da biramı alıp terasta otururum
    gece yarısından sonrasına kadar müzik dinleyip biramı içerim
    02.30 gibi yatağa girerim.
    08.152de rutin yeniden başlar.
  • bazen böyle, bazen de böyle diye cevaplayabileceğim soru.
  • dolu dolu geçiyor, yaşadığını hissediyorsun. türkiye'de ve başka bir ülkede olmak üzere hayatımda iki kez, kısa süreli de olsa deneyimledim. istanbul'un ömrümüzü nasıl çaldığını anlayıp bir aydınlanma yaşamıştım. sabah spor yapıp, gün içinde hava kararmadan 3-4 iş bitirip akşamları telaşsızca kendinize ayırabildiğiniz bir yaşam düşünün. evet, tam olarak bu. uyanması da uyuması da daha kolay oluyor hem. yani o farkında olarak yaşama hali çok güzel. böyle bir şey yaşamadan önce bana "gün gelecek istanbul'daki hayatını sevmeyeceksin" deseler, küçümseyen gözlerle bakardım. cidden. imkanı olan denesin.
  • işten çıkıp da yürüyerek 5 dk sonra deniz kenarında bira içebiliyor; ya da arabayla 15 dk gidip denize girebiliyorum.

    işten çıkıp da evine 2 saat sonra ulaşan istanbullulara selam olsun. hayatınız hayat değil ben o sırada dördüncü biramı bitirmiş oluyorum.