şükela:  tümü | bugün
431 entry daha
  • 7-8 aydır sinop’ta yaşıyorum. nüfus 30-35bin. geldiğim yer ise istanbul/bakırköy. mahallem bile sinop’tan büyüktü.

    neyse neler yapıyorum biraz yazayım.

    bugün 10:00 - 10:30 gibi uyandım. deniz gören balkonda (burada neredeyse tüm evler deniz görüyor) kahvaltımı yaptım.
    birazdan çantamı hazırlar dışarı çıkarım, deniz kenarında bir kafede (yalı kahvesi olabilir) kahvemi içerim. etrafı izler, müzik dinlerim.

    14:00 gibi denize giderim, genelde karakum tarafına geçiyorum(karakum, adı üstünde tamamen siyah kumlardan oluşan plajlar serisi. plajda taş yok, hep kum ve simsiyah).
    17-18:00’e kadar bira içip ve denize giriyorum. şnorkel takımı da aldım, dalış yapıyorum kendi çapımda(8-9 metre civarına dalış yapacak kadar geliştirdim kendimi).

    eve gelip, sağlam akşam yemeği yiyip 21:00 gibi dışarı çıkarım. canlı müzik yapan bir yere giderim( ayışığı yada kale’ye).
    sinop, yarımada olduğu için her mekan deniz kenarında. fazlasıyla otantik ve romantik.

    mekan şartı da yok. istediğin deniz kenarındaki banklara yada çimenlere oturup istediğini içebiliyorsun, kimse kimseye karışmıyor. gelip geçen polis yada bekçiler “afiyet olsun” deyip geçiyorlar. yeterki şehirde huzursuzluk çıkartmayın. kızlara laf atmayın. bugüne kadar da kimsenin kimseye laf attığını da görmedim. gecenin 2-3 ün de kızlar ellerinde bira, sokakta sohbet ediyorlar ve kimse kimseye karışmıyor; mükemmel.

    biraz müzik dinler, arkadaşlarımla sohbet eder, makaramızı yapar, gece 1:00 gibi evlere dağılırız.

    ertesi gün yine aynı.
    bu yaz böyle geçti. arada piknik, çevre illere gezi de oluyor ama hiçbirşey olmasa bile denize gidip gelmek gayet keyifli oluyor.

    istanbul’un ardından burası mükemmel geldi bana. yormuyor, germiyor, huzur veriyor.
    imkanı olan kaçsın istanbul’dan, kaçan biri olarak söylüyorum köprünün öbür yanı mükemmel.