şükela:  tümü | bugün
  • israil pilotlarını konya'da, israil komandolarını bolu'da yetiştiren hükümettir. arada çıkar şov falan yapar ama bakmayın kendileri abd'nin filistin sorununa bakışına o kadar adapte olmuşlardır ki, israil bu politikaya karşı çıktığında abd adına söz alır, abd adına israil'i terbiye etmeye çabalarlar. abd'nin de iki devletli çözümden kastının, israil'in tam kontrolü altındaki batı şeria'da cılız bir filistin devleti kurmak olduğu herkesin malumu. dahası da var:
    (bkz: türkiye'nin filistinli işkencecileri eğitmesi)
  • "ne alaka?" sorularıyla savunulmaya çabalanan da hükümettir. şu alaka kardeşim bak anlatıyorum, anlayamayan değil anlamak istemeyen bünyende belki tesiri olur:

    iki devletli çözüme göre israil'in başkenti tel aviv'dir, filistin'in başkenti ise doğu kudüs: ancak israil hükümeti hiçbir şeyi sallamadığı gibi doğu kudüs'ü de gasp ederek, "birleşik kudüs başkent olacak" iddiasını ortaya atıyor. bunu daha önce defalarca kez gündeme getirdiler. bu amaçla israil yönetimi batı şeria'daki ramallah (şu anki filistin yönetiminin başkenti) ile doğu kudüs arasına yerleşim kuruyor, doğu kudüs'te yaşayan müslüman ailelere ait evleri tahliye ettiriyor ve bunları yahudilere veriyor. ayrıca çevre düzenlemesi adı altında, müslümanlara ait tarihi mekanları yok etmeye çalışıyor. bu iç politikayı birçok zirveyi kudüs'te yaptırarak dışarıya da yaymaya çalışıyor.

    şimdi bunları anlattıktan sonra anlaşılmıştır diye ummuyorum. çünkü o pek sevgili hükümetlerinin ne yapmak istediğini bal gibi bilen bir tayfanın "ne alakası var canım hükümetimi karalamayın" dediğinden eminim. tepkinin ne kadar boş, ve riyakarlıkla süslü olduğunu belirteyim istedim.
  • israil hükümetidir.
  • nasıl da bayılıyorsunuz doğru dürüst okumadan anlamadan yaygara koparmaya...

    dünya üzerinde abd dahil hiçbir devlet kudüs'ü israil'in başkenti olarak tanımıyor. inanmayacaksınız ama "oecd konferansı yapılan şehir o ülkenin başkenti sayılır" diye bir şey de yok. ki onun için ingiltere ve ispanya hariç tüm oecd ülkeleri bu konferansa katılacaklarını bildirmiş zaten. talep edilen tek şey konferansın işgal altındaki doğu kudüs'te yapılmaması. hem al bak bakalım ingiltere ne demiş: http://www.jpost.com/…tional/article.aspx?id=190372
  • yandaşları kendini süper zeki, cümle alemi de mal sanan hükümettir.

    dünya üzerinde abd dahil hiçbir devlet kudüs'ü israil'in başkenti olarak tanımıyor deniliyor ya, resmen allah'a şirk koşuluyor. abd tam boy israil'in arkasında mı değil mi? israil kudüs'ü birleşik başkenti yapmak istiyor mu istemiyor mu? bunlara rağmen "kağıt üzerindeki maddelerden" feyz alanları teneşir paklasın diyorum ve devam ediyorum. (not edeyim istedim. abd'nin kudüs'ü israil'in başkenti olarak tanıyamamasının en önemli nedeni, cihat ilan ettiğiniz, sscb'nin filistin davasına verdiği destek ve bu nedenle israil yönetimindeki barbarların filistin'i tam olarak yutamamasıdır. yani öyle abd tasarrufu falan da değil o maddeler)

    sırayla gidiyorum bu kez:

    israil'in kudüs'ü birleşik bir başkent yapma planı vardır. sadece bugünkü haaretz'de bile israilli yetkili şunları söylüyor: "kudüs'e filistin yönetiminin konsolosluk açmasına itirazımız olmaz" dahası bakın şurada daha önce anlattıklarımı bbc tekrarlamış: "israil kudüs'ün birleşik bir başkent olmasında ısrarlı"

    bu planın dış politikaya yansıması ise şu yönde: "uluslararası toplantıları kudüs'te yapmak". şimdi karşımızda bir israil hükümeti var, bu hükümet "kudüs bizim başkentimiz olacak" diyerek açıkça birleşmiş milletler çözümüne karşı çıkıyor ve dahası bu kararı alan devletleri kudüs'te düzenlenen uluslararası toplantılara çağırarak, meydan okumasını meşrulaştırıyor. bu bildiğin israil politikası... şaşırmamak lazım.

    abd yönetimi de bu planın arkasında. bugün tartışılan 1967 sınırları değil canlarım. israil 1967'den sonra işgal ettiği toprakların ne kadarından çekilecek, tartışılan bu. bu tartışmanın içinde israil "ben kudüs'ü de istiyorum" diyor ancak filistin direttiği için kimse çıkıp açık açık "tamam orası da sizin olsun" demiyor ancak israil kudüs'ün "paylaşımını" dahi tartışmaya açmıyor. abd arka çıkıyor vs. itirazı olan?

    türkiye de amacı gün gibi ortada olan bu plana kudüs'teki bir toplantıya giderek dolaylı olarak destek vermiş oluyor. sen istediğin kadar konuyu "oecd toplantısı kudüs'te yapılıyor diye kudüs başkent sayılacak değil ya" diyerek çarpıtmaya çalış. bu gerçek, sadece israil'in bu ısrarı hatırlandığından bu plana karşı çıkmak isteyen bir hükümet bile "oraya gitmiyorum" demelidir. tüm aksi hareketler, ağızlardan dökülen sahte sözler ne olursa olsun, bu plana destek vermektir.
  • el fetih -ki kendisi filistin sorunundaki en uzlaşmacı örgüt olarak nam saldı- açıklama yaparak bu toplantının birleşmiş milletler'in 478 nolu kararının açık ihlali olduğunu ve diğer ülkelerin de boykot etmesi gerektiğini belirtiyor.

    yandaşı, "orada toplantı yapılması kudüs'ün başkent olduğunun kabul edildiği anlamına gelmez" diye konuyu çarpıtıp, kafa bulandırarak aklamaya çabalıyor bu hükümeti.
  • ingiliz ispanyol ve türk gazeteleri cek edildikten sonra zaten guven olmayan vatan mecmuasına bu sefer guvenı eksıye ındırmıs bır haberdir. sizde bihaber olmayın neden gıtmedıklerını ogrenın dostlar
  • vatan gazetesi'ne saldırılarak aklanmaya çalışılan hükümet.

    "dışişleri bakanı avigdor lieberman’ın aşırı sağcı “evimiz israil” partisinden olan israil turizm bakanı stas misezhnikov da benzer bir açıklama yaparak, toplantıya katılacak ülkelerin kudüs’ün başkent statüsünü fiilen tanımış olacaklarını söyledi."

    "30 temmuz 1980’de israil parlamentosu knesset, kudüs yasası olarak bilinen, tam adıyla temel yasa: kudüs, israil’in başkenti yasasını kabul etti. bu yasa, kudüs’ün “bütün ve birleşik olarak” israil’in başkenti olduğunu kabul ediyor."

    "oysa kent, 1947 yılında kabul edilen birleşmiş milletler paylaşım planı uyarınca corpus separatum, yani bölünmüş gövde statüsünde. bu nedenle bm, israil’in kudüs yasası’nı kabul etmesi üzerine 478 no’lu kararını aldı. 478 no’lu bm kararı, israil’in söz konusu yasası için “geçersizdir, kanuni bağlayıcılığı yoktur ve vakit kaybetmeden iptal edilmesi gerekmektedir” diyor ve bm'ye üye devletlerin israil'e yaptırım uygulamak amacıyla kudüs'teki büyükelçiliklerini çekmelerini talep ediyor. bugün hemen hiçbir ülkenin kudüs’te büyükelçiliği yok."

    kaynak: http://haber.sol.org.tr/…in-diyecek-mi-haberi-34232

    aklıma gelen tek soru ise şu:

    bir nebze olsun utanmanız yok mu?
  • "yandaş" sözcüğünün olanca gerizekalılığını ortaya koyarak çarpıttığı enteresan konu. öyle "evet" veya "hayır" denebilecek bir şey de değil bence.

    ama evvela şunu belirteyim ki karşı tarafı tanımayıp büyük büyük yaftalar yapıştırmak insanı çok kolay aptal durumuna düşürebilir. tabi ki sözlükte çoğu insan birbirini tanımıyor ama birbirini uzun süredir tanıyan gruplar da mevcut. özellikle tanınan bir insan hakkında uzaktan yakından hiçbir alakası olamayacağı halde "yandaş" denmesi, hatta (ahahah) "mücahit" denmesi sadece yazanı aptal durumuna düşürmüyor, tanıyan insanları da öfkeyle şefkat arası bir hisle dolduruyor, taşırıyor. sözün özü, iki satır yazısını okudunuz diye bir insan hakkında bir bok biliyormuşsunuz gibi yapmayın. ayıp. hem sizin de namınıza itibarınıza yazık, o kadar yazıp yazıp sonra küçük fanatikler gibi isim takmaca hayal kurmaca oynamanın alemi yok.

    konuya gelirsek... şimdi oecd toplantısının bir şehirde yapılmasının, o şehrin başkent olmasına delalet etmediği doğru. öte yandan bu toplantının o gerekçeyle boykot edilebileceği de doğru. ama buradaki fark şu; boykot etmemek doğu kudüs'ün israil'e ait olduğunu onaylamak demek değildir (tabi toplantı doğu kudüs'te yapılmazsa ki durum o değil). özellikle israil'le diplomatik halatlarını iyice geren türkiye'nin böyle bir hareket yapması ayrıca yanlış olur diye düşünüyorum. israil'le sürtüşmenin amacı bağları koparmak değil baskı yaratmaktır. yoksa türkiye'nin israil'siz senaryoları birincil öncelik haline getirdiğini ilan etmek bana pek gerçekçi gelmiyor. türkiye zaten tavrı şekli belli bir ülke, doğu kudüs gibi sembolik bir hareket yapılmadığı sürece boykot etmemek tutarsızlık değil diplomasinin (yani diyalog kurmanın) işaretidir bence. bence de dış politika etik üzerine kurulsun ama görüşmeden diplomasi olmaz, bunu da unutmayalım. kimse israil başbakanı öyle buyurdu diye bu hareketin "tanıma" gibi çok daha öte bir anlama geleceğini düşünmemeli bence.

    şu durumda, bu katılımdan "türkiye'nin israil'in doğu kudüs işgalini desteklediği" mesajını çıkaracak ve politikasını ona göre inşa edecek diplomata hayatta başarılar dilerim. son beş senedir gazete okumamış herhalde diye de eklerim.
  • öncelikle konunun demagojiye kurban gitmemesi için karşımızdaki israil devletinin nasıl bir devlet olduğunu bir kez daha hatırlatalım. birleşmiş milletler'in çözümü açık ve net: 1967 sınırları, doğu kudüs başkent olmak üzere bağımsız bir filistin devleti, israil tarafından terör yöntemiyle kovulan bütün filistinli mültecilerin koşulsuz olarak geri dönüş hakkı. (bkz: 242 sayılı bm güvenlik konseyi kararı) (bkz: 194 sayılı bm güvenlik konseyi kararı) bütün bu kararları sürekli olarak ihlal eden israil yönetimi defalarca kez, kınama da almıştır ancak hiçbir biçimde "geri adım" atmamıştır.

    israil yönetimi, mültecilerin geri dönüş hakkını "israil bir yahudi devletidir" ifadesini kabul ettirerek engellemeye çalışırken, filistin devleti'nin kurulmasına da ancak tam kontrolü altındaki batı şeria topraklarını kapsadığı ölçüde kabul etmektedir. ayrıca israil yönetimi defalarca kez, kudüs'ün birleşik bir israil başkenti olması gerektiğini ifade etmiştir. bunu sadece mevcut benyamin netanyahu hükümeti değil (kaynak), ehud olmert hükümeti de dile getirdi. (kaynak) öyle ki, olmert yönetimi "kudüs'ün paylaşımını içeren hiçbir zeminde barış görüşmesi yürütmeyeceğini ifade etti. bu tavrı israil mevcut israil yönetimi de sürdürüyor. bu noktada şunu soralım, oecd toplantısının kudüs'te yapılması bir tesadüf mü?

    daha önce de belirttiğim üzere, israil'in bu tavrının maddi altyapısını oluşturmak için, kudüs'te müslümanlara yönelik bir etnik temizlik yaparken, bir yandan kentteki müslümanlara ait tarihi eserleri yok ediyor. öte yandan batı şeria ve doğu kudüs'ü birbirine bağlayan bölgeye yerleşimler yapıyor ve böylece doğu kudüs'ün ilhakının önünü açıyor. dış politikada bu tavır, bir dolu toplantıyı (sadece oecd toplantısı değil) kudüs'te düzenleyerek yapıyor.

    şimdi kimisi çıkıp, israil'in bu tavrına karşın, ilişkileri sürdürme politikasını destekleyebilir. böylelikle israil üzerinde baskı kurulabileceğine yönelik halisülasyonlar da görebilir. ancak durum bunun tam tersi. israil "izole" edilmediği sürece, yani kudüs'teki bir toplantıya gittiğiniz sürece yapacağınız hiçbir adımın somut karşılığı bulunmuyor. çünkü israil onlarca kez bm tarafından kınandığı halde, işgaline bir dakika bile ara vermemiş bir ülke. kimileri bunu reel politik ve gerçekçi bir adım olarak sunsa da aslında israil kabinesinden bir üyenin şu sözlerine her şekilde destek vermiş olursunuz: "toplantıya katılacak ülkelerin kudüs’ün başkent statüsünü fiilen tanımış olacaklar" niyetinizden bağımsız! bu nedenle israilli solcular dahi "izolasyonu" destekli-yor-lar!

    ha derseniz ki, "ben israil'i izole etmeden, masada kalarak birşeyler çözebilirim" size bunun pek mümkün olmadığını söyleyebilirim ancak yine de mümkün olduğu noktalar var, o da şu 1967 sınırlarındaki çözümden taviz vermek! bu da zaten filistin davasını satmanızdan başka hiçbir şey değil. istediğiniz kadar reel politik davranın, istediğiniz kadar gerekçeler üretin durum budur.

    israil'in bu adımlarla, akp hükümetinin tüm açıklamalarına rağmen, kudüs'ü nasıl iç edeceğini de herkes görecek! burada demagoji yapanlar bakalım o zaman ne atıp tutacaklar!

    kısacası tanıma dönecek olursak, bugünün şartlarında "boykot etmek" gibi bir seçenek varken, o toplantıya katılarak kudüs'ün ilhakına karşı çıkmayan hükümettir. karşı çıkmamanın bu örnekte onaylamak olduğunu tekrar hatırlatırım ve şunu eklerim, dış politikada tavır sözle değil, eylemle alınır. hele de muhattabınız, defalarca kez bm tarafından kınanmış ancak tek geri adım atmamış israil ise.

    edit: akp'nin ne yapmaya çabaladığını şurada anlattım kendimce: (bkz: akp'nin israil politikası/@polocan)