şükela:  tümü | bugün
  • hüzünler kulübesi..

    oğlu yusuf'tan ayrı kalmanın verdiği acı ile gece-gündüz ağlayan hz. yakup, halkın rahatsız olması nedeni ile yerleşim bölgesinden uzakta bir odacık inşa eder. burada yüzünü duvara dönüp ağlar. bu odaya "kulbe-i ahzan" denir.
  • ibnülemin mahmut kemal'in de bir mısrasında şu şekide kullandığı temsil:

    dârumuzdan dûr edip berbad u tarâc ettiler
    hazreti adem gibi cennetten ihraç ettiler
    zevk bâhşa beyti firdevside eylerken karar
    bir temelsiz kulbe-i ahzana muhtaç ettiler

    hazret'in bu kıtayı yazışı çok elem vericidir, ne zaman aklıma gelse bu kıta ibnül emin'nin o zamanki halini hayal ederim. istanbul'un işgali sırasında fransızlar onun konağını kullanmak için seçmişlerdir ve evi boşaltması için verdikleri müddet bir kaç gün gibi kısa zamanmış. mevsim kış, kardeşi ağır hasta ve bu ibnül emin'nin bir gazete nüshasını bile atmaya kıyamarak biriktirdiği çok kıymetli devasa arşivi. velhasıl bu halde ve zamanın kısıtlılığı içinde kendisine ev bulmuş ve taşınmak zorunda kalmış. götürebildiklerini kendisiyle taşımış, kalanları evinde bir odaya bırakmış. (işgalden sonra tekrar konağına döndüğünde eşyaları yağmalanmış haldeymiş) bu sıkışık, ne yapacağını bilemediği,dert üstüne derdin bindiği halinde bu mısrayı yazmış.
    ruhu şad olsun.
  • ahir zamanda seffaf ve herkeslerin icindedir bu kuytu köse. bir o kadar da gorunmez. heybe gibidir, her yana kolayca tasinir:

    "hakikat suydu. mumtaz binbir gece'deki eskicinin hikayesine benzer ikiz bir omur yasiyordu. bir taraftan guzel gunlerin hatirasi zihninden ayrilmiyor, fakat o gunes dogar dogmaz, ayriligin gecesi butun azaplariyla icinde kuruyordu. hulasa hemen hemen muhayyilesinde yasayan genc adam cennet ve cehennemini beraberinde gezdiriyordu. bu iki haddin arasinda, ucurumun kenarinda siddetli uyanislarla dolu bir sonnambul hayati vardi. bu iki zit ruh haletinin arasinsan etrafla konusur, dersini verir, talebelerini dinler, yapacaklarini tarif eder, dostlarinin isleriyle ugrasir, yakalandigi zaman munakasa eder; hulasa kendi hayatini yasardi.

    genc adam bu kadar kalabalik ve kesif yasamanin sikintilarini adim basinda cekerdi.

    zaman olur ki, butun hayati sadece kacislardan ibaret kalirdi. zavalli mumtaz, istanbul sokaklarinda bir nevi hayalet gemi gibi yasiyordu. her ozledigi yerden biraz sonra kendi icindeki ruzgar onu kovuyor, haberi olmadan lengerler aliniyor, yelkenler sisiyor ve uzaklasiyordu.

    bu hissiligin yani basinda cok zihni bir tarafi bulunmasa mumtaz coktan mahvolmustu. fakat sevistigi zamanlarda, bu aska o kadar zararli olan bu ikiz yaratilis, simdi onu kurtariyordu. onun ici, butun yikilisina ragmen, dis tarafinda zaman zaman olsa bile az cok kuvvetli ve velud gorunuyordu. bir ihtirasin, cok derine gecmis bir hayat tecrubesinin arasindan etrafa baktigi icin, gorduklerini daha iyi anliyor, gorus zaviyelerini ayarlamasini biliyordu."

    tanpinar/@huzur
    60-61 / yky
  • "yusuf-ı güm-geşte bâz âyed be-ken’ân gâm ne-hor **
    külbe-i ahzân şeved rûzî gülistân gâm ne-hor.." **.
    *
  • muhammed esad erbili hazretleri'nin bir eserinde aşağıdaki şekilde geçer:

    ne yerden kârbân-ı gam geçer olsa konar bende
    belâ râhında şimdi bir mu'ayyen menzil oldum ben

    esîr-i dest-i hicrânım garîb-i külbe-i ahzân
    ne derdi hicre cân verdim ne yâre vâsıl oldum ben

    (bkz: şeyh esad erbili)
  • ah güzel ıstanbul filminde haşmet ibriktaroğlu'nun "o gecekondu değil onun adı kulube-i ahzan" repliginde gecen tamlama. hüzünler kulübesi. külbe- i ahzan. ilk duyduğumda hoş bir ayrıntı olarak gelmişti daha sonra öğrendim ki hz. yakup un hz.yusuf için ağladığı sığınağıymış. ah güzel ıstanbul u, sadri alışık ı sevmek için bir neden daha bulmama sebebiyet vermiş tamlama.
  • aslında her insanın bir külbe-i ahzan'ı olmalı. yitirdiklerine, kaybettiklerine, günahlarına, son sürat akıp giden zamana ve allah'a karşı içinde hissettiklerine ağlamalı. ağlamak ağlayabilmek her babayiğidin işi değildir. nerde hz.yakup gibi sevenler nerde hz.yakup gibi sevdiklerinin arkasından ağlayanlar ve nerde ki hz.yakup gibi sevdiklerini bir umut dahi olmasa bekleyenler.

    anca varsa yoksa gidenlerin ardından meyhanelere dalın, kadehlere sarılın, salya sümük ağlayın iki gün sonra da hoooop başkasına gidin. bakında biraz örnek alın ibret alın sevmek neymiş diye.
  • aşığın hanesidir külbe-i ahzan.
    gönlü gibi haraptır aşığın hanesi. evi başına yıkılmıştır.
    hikayeyi yusuf ile züleyha diye anlatırlar. halbuki aşk acısı değil evlat acısıdır en büyük acı. evladını kaybeden babanın evidir hüzün damı.
    ahsenü'l-kasas, evli bir kadının bir delikanlıya duyduğu arzu olamaz.
  • ilk defa sadri alışık'lı ah güzel istanbul filminde duyduğum tabirdir. kulbe-i ahzân...
    ne ola ki diye arattırmış, "hüzünler evi" mânâsına geldiğini anlayınca kötü hissetmiştim. hâlâ da bu tamlamayı tekrarlayınca sanki göğsüme sis inmiş gibi hissediyorum.