şükela:  tümü | bugün
  • http://www.culturalpolicies.net/web/index.php adresinden 39 ulkenin kultur politikalarini okunabilir. turkiye'ninki de yazilmakta.
  • hıfzı topuzun tanımıyla; halkın kültürel yaşama katılabilmesi için elverişli koşulların yaratılması. toplumda her kişiye yaratıcılığını ortaya koyması ve geliştirmesi için alınan önlemler, kurulan örgütler, sağlanan ekonomik ve sosyal kolaylıklara kültür politikası denir.
  • kültür politikaları kavramı ilk kez 60'lı yıllarda unesco toplantılarında ortaya atıldı. o dönemdeki unesco genel müdürü rené maheu kültür politikalarını 1948'de kabul edilen insan hakları evrensel bildirgesinin 27. maddesindeki kültür kavramına dayandırdı.

    bu maddede "her kişinin toplumun kültürel yaşamına özgürce katılma hakkı" olduğu belirtiliyordu.

    maheu her insanın nasıl bir eğitim hakkı, bir çalışma hakkı varsa bir de kültür hakkı olduğunu savunuyordu. insanlara bu haktan yararlanabilmeleri için bir takım araçların sağlanması da gerekiyordu. bu araçlar nasıl sağlanacaktı? kültür politikalarıyla. demek ki kültür politikalarının temelinde her şeyden önce bu olanakların sağlanması yer alıyordu.

    kaynak
  • hani sokakta şöyle tipler:

    https://galeri7.uludagsozluk.com/…zlar_311134_m.jpg

    https://www.pinterest.at/pin/837880705643607839/

    görüyoruz ya işte tüm bu çarpıklıkların temelinde yatan etmenlerden birisi de bu "kültür politikaları" ile alakalı. okuldan eve, evden, kışlaya, kışladan mutfağa, mutfaktan sokağa, sokaktan her yere nüfuz eden çarpıklık, bozulmuşluk ve çöküş belirli bir kültür yönetiminin olmamasına bağlanabilir (hiç değilse etmenlerden birisi kabul edilebilir) ki bu da doğrudan eğitim politikaları ile alakalı olmakta.

    anaokulundan üniversiteye varana kadar, yetiştirilen öğrencilerden çok öğretmenleri kapsayan belirli bir eğitim-kültür politikası bu ülkede son 35-40 yılda bir türlü oturtulamadı. 35-40 yıl öncesinde ise cumhuriyet'in ilk dönemlerinden kalma derme-çatma bir politika izleniyordu ancak o politika da zamanı yakalamaktan, yeni bakış açılarından ve farklı fikri altyapıları kapsamaktan oldukça uzak kalıyordu. 80 darbesi ile birlikte "özal nesli" de denilen bir nesil, devletin de desteği ile yaratılmış oldu ve bugünlere gelindi.

    tabloya bakınca asıl sorunun köylerden ve ufak şehirlerden ziyade izmir, ankara, istanbul gibi büyük şehirlerde daha fazla olduğu görülüyor bunun da nedenleri arasında elbette göç ve göç sonrası uygulanamayan politika ve uygulamalar olduğunu söylemek yanlış olmaz tıpkı şu anda suriye göçünden sonra ortaya çıkmış olan, olacak olan eklektik-çarpık nesil gibi.

    elbette toplumun karakteristik yapısı, devletin etkisinden daha baskın olabilir ancak devlet burada (özellikle türkiye gibi bir ülkede) elini kültür politikalarından çekerse işte o zaman karakteristik yapı dediğimiz olgular devreye girer. onlar da herkesin bildiği; okumamak, merak etmemek, tembellik vs. ama burada bir sorun var: devlet kültür'e müdahale ederse bu sefer de kimlik belirlemek için kendi gücünü kullanacaktır (bekınız: dindar bir nesil yetiştirmek ya da kemalist bir nesil yetiştirmek). bu durumda yine bir kısır döngüye girilecek, bu sefer de yukarıdaki tipler yerine okuyan sözde entelektüel militanlar yetişme olasılığı artacaktır. bunun çözümü nedir? çözümü elbette hiç kolay değil ama çağa uygun, siyasetten arınmış politikalar belirlemek ve bu politikaları çekirdekten uygulamaya koymak. elbette parti sloganları ile şekilenmiş bir politika yerine cumhuriyetin kazanımlarının şekil verdiği bir kültür hareketi daha olumlu görünebilir ancak onun da yukarıda belirttiğim gibi dinamik bir yapı yerine statik bir yapıda kalma riski var.

    eğitim, sağlık, hukuk, silahlanma gibi politikalarını oturtmuş ülkelerde eğitim olmasa da kültür politikaları elden geldiğince devlet elinden uzak tutulmaya çalışılıyor bunun da nedeni elbette özerk ve özgür kültür hareketlerinin önünü açmak. buna kabaca kapital destekli görece bağımsız politika diyebiliriz ki günümüz şartlarında en dinamik yapıyı bu tip sunuyor. elbette bu tip de sıkıntılara gebe: bu sefer siyasi otoritenin değil sermaye otoritelerinin buyruklarına göre hareket etmek olasılığı oldukça yüksek ki bu durumu da her gün görüyoruz. ancak burada nefes aldıran bir nokta var ki o da şu: "üretilen kültür emtiası belirli bir beğeniyi yakalarsa özgür olabilme gücüne sahip oluyor" yani tek elden yönetilme ve fişlenme korkusu en aza indirgenmiş oluyor, "hiç değilse" kısmi bir özgürlük ortamı sağlanmış oluyor. yani yine ehven-i şer denilebilecek bir durum.

    kültür politikalarının çözümsüzlüğünün çözümü liyakat ve eğitime bağlanırsa kısmen bir rahatlık ve görüş açısı sağlanabilir. bu sefer seküler yahut muhafazakar yahut liberal yahut devletçi olmanın da pek anlamı kalmaz ancak böyle bir şey de ütopyadan farksız olacağı için şimdilik çözüm olmadığını belirtmem gerek. ister liberal olsun ister devletçi fark etmez tüm kültür politikaları baskı altında işlemeye zorlanır. bu da otorite ve devlet olgularının temelinde yatan anlamlarla alakalı bir konu olur ki iş farklı bir yere kayar o yüzden girmeye gerek yok.

    tablo iç karartıcı ama çözüm zor değil istendiğinde 30 yılda muazzam bir nesil yetiştirilebilir ama bunu gerçekten istemek gerek. yapmak bile istemekten daha kolay ama böyle bir şeyi istemediğimiz de ortada, o yüzden umutlu konuşmaya da gerek yok. bireysel çaba ve istekle insanlar nereye varabiliyorlarsa varıyorlar işte.