şükela:  tümü | bugün
  • özellikle yurt dışına çıkıldığında yaşanan şey.

    mesela bazı ülkelerin bize oldukça uzak ve anlam veremediğimiz birtakım kuralları var.

    bunlardan bazılarını sıralamam gerekirse(bana en ilginç gelenleri):

    - singapur'da ilginç bir sakız yasağı var: zamanında tipitip dediğimiz sakızları üreten şirketin ürünlerine olan karşıtlık zamanla ileri bir boyut kazanmış. 1994'ten beri de bu ülkede sadece doktor tavsiyesiyle sakız edinilebiliyor.

    - italya'da güvercin beslemek yasak: italya'ya gittiğinizde ise bir güvercin besleme yasağıyla karşılaşacaksınız. güvercinler oldukça dışkılayan canlılar olduğu için, dışkıları italya'da bolca bulunan tarihi eserlere fazlaca zarar veriyor. cezası da 400-500 euro arası değişiyor.

    - fransa okullarında ketçap kullanılmıyor: fransa'nın okul kantinlerinde ketçap kullanımı yasak. yani herhangi bir okulun kantini veya yemekhanesinde ketçap bulmanız imkansız. amaçları ülkelerinin mutfak kültürünü muhafaza etmek.

    - yunanistan'da bir oyun yasağı mevcut: yunanistan'da halka açık yerlerde playstation, xbox vb. konsol oyunları oynamak yasak. çıkarılan kumar yasası kapsamında internet kafeler bile basılarak bilgisayarlar toplatılmış. artık yasağın etkisi yavaş yavaş kırılıyor olsa da yunanistan'da internet kafe bulamamaya hazır olun.

    - washington'da lolipop bulmanız oldukça zor: washington'a gidip bir lolipop yemek isterseniz bu pek mümkün olmayacak. abd eyaletinin lolipop yasağının nedeni, lolipopun çocuklar için tehlikeli olması ve gırtlak borusunu tıkadığı için çok sayıda ölüme neden olması.

    - singapur'da "asansörlere işememe" kuralı oldukça katı: yine singapur'a gidiyoruz. göreceğiniz en ilginç şeylerden biri de singapur'daki asansörlerde "işemek yasaktır" tabelasıyla karşılaşmak olacak. buradaki asansörler, böyle bir durum karşısında hemen kapısını kilitleyip alarmlarını öttürmeye hazır şekilde programlanıyor.

    - japonya'da bahşiş vermek hiç hoş bir davranış değil: japonya'da bahşiş vermek hiç ama hiç iyi karşılanmıyor. çoğu ülkede bir iyi niyet göstergesi olarak kabul edilen bahşiş, garsona biraz hakaret gibi algılanıyor. durumdan haberdar olmayıp bahşiş bırakırsanız da durumu size uygun bir dille açıklıyorlar.

    - çekya'da bira banyosu yapabilirsiniz: eski adıyla çek cumhuriyeti, yeni adıyla da çekya'da bira banyosu yapılıyor. çekler bunun sinir sistemine oldukça iyi geldiğini ve rahatlatıcı etki yaptığını söylüyorlar.

    bu gibi daha nicesi vardır. fırsat buldukça ve yeni bir şeyler öğrendikçe editler gelicek.
  • nişantaşında bir hastanede doğup, kasımpaşada yaşamaya başlamam üzerine daha doğar doğmaz yaşadığım tecrübe. yahu bu 2 semt monopolyde bile en uzak uçlarda el insaf.
  • iranlı bir arkadaşın türkiye'ye yeni geldiği zamanlar dolmuşta arkadan uzatılan paraları cebe indirmesi,akabinde dolmuş şöförünün ''ulan paralar nerede''dedikten sonra arkadaşın durumu çakması ve paraları vermesi..
  • yaşamımdaki ilk kültür şokunu izmir'den ankara'ya gittiğimde yaşamıştım. türkiye'den kalkıp hollanda'ya gittiğimde bile bu kadar şok edici değildi. gerçi "aa insanlar yollara tükürmüyor. aaaa otobüs şoförü bana yol verdi!!!" diye diye sürüklendiğim şaşkınlıklardan sonra türkiye'ye dönüp "aa insanlar yollara tükürüyor. ama ama, o araba neden kırmızıda geçti?!" diye yine şaşkınlıklar içinde kalmıştım. eh, bu da tersine bir kültür şokuydu.

    sonra doktora için japonya'ya gittim. önce izmir-ankara ile başlayıp türkiye-avrupa ülkelerini de görüp ve türkiye-japonya ile devam eden serüvenimde yaşadığım bu uçlara sanırım sonunda alıştım. daha bir buçuk ay önce hiroşima'da katıldığım uluslararası bir konferanstan sonra çinliler ve abd'liler ile nehir kıyısında içerken şu an aydın'ın ufak bir ilçesinde akrabalar ve komşu teyzelerle evin avlusunda oturmuş nar ekşisi yapmak için nar ayıklıyoruz. yabancı arkadaşlarımla yaşamın anlamı üzerine konuşur ve akademik bulguları tartışırken 32 yaşına gelmiş kuzenimle yan tarafta oturan komşu teyzenin hemşire kızını nasıl tanıştırsalar diye kurulan planları dinlerken buldum kendimi. aylarca türkçe konuşmadıktan sonra ege ağzıyla konuşan bir sürü teyze ve amcayla oturup çay içerken, 4 ispanyol arkadaşla kyoto'da sabahtan akşama yürüyüp tapınak tapınak gezip annemin ısrarlarıyla hiç tanımadığım birinin kına gecesinde kendimi alkış tutarken, yaş ortalaması 75 olan bir grup japon amcaya ve teyzeye ingilizce öğretip de kendimi suriyeli çocukların mendil satmaya çalıştığı kordon çimlerinde oturup bira içerken, bir gün önce tokyo'da müze gezip bir gün sonra annemin de katıldığı bir el sanatları sergisinin başında beklerken bulmaya en sonunda alıştım.

    başlarda çok tuhaf geliyordu; ama o kadar çok gidip geldim ki alıştım sonunda. denge tutturdum da diyebiliriz. aylarca tek başına kaldıktan sonra kahkahalarla sohbet eden aile ve komşularla çay içmek de güzelmiş. ben japonya'ya dönerken götürebileyim diye haftaya erişte keseceğiz. sonraki hafta da japon danışmanıma tezimle ilgili rapor vereceğim. yolda olmak güzel şey doğrusu. bir de ege ağzı çok şirin.
  • japonyadan bucaya dönünce insanın içine girdiği duruma verilen isim.
    (bkz: kendimden biliyorum)
  • degisik cevreye girildiginde o cevreye uyum saglama sureci, farkli kulture uyum saglama surecindeki duygusal ve fiziksel tepkiler.

    çevremizde değişiklikler olursa ya da değişik çevreye girersek, tecrübe ettiğimiz, tecrübe etmek zorunda kaldığımız şaşkınlık, merak, endişe, kaygı, korku, kafa karışıklığı, hüsran gibi duygulardır. yabancı bir kültüre girdiğimizde, o kültüre karşı verdiğimiz duygusal tepkiler de diyebiliriz. kültür şoku için, yabancı kültüre karşı verdiğimiz duygusal tepkiler desekte, bu duygusal tepkilerin sonucunda bazı fiziki ve psikolojik belirtiler ortaya çıkıyor ve bunlar belirli dönemler şeklinde tecrübe edilmek zorunda kalınıyor
  • ahir zamanda popüler kültüre yenilerek öksüz-yetim kalmış, müziğin apriori ve aslî türü klâsik müziğe kucak açıp ebeveynlik eden radyo programlarından pena’nın içerisinde kendine yer bulan, klâsik müzik kuşağının kendine özgü adı.

    rock müziğin ağır gitar ritimleri ile klâsik müziğin piyano, keman, viyolonsel konçertolarını aynı çatıda birleşimini kaldıramayacak bünyelere, beyinlere, kulaklara şok etkisi yaşatabilen, ama neticesinde elektroşok terapisi türünden bir tedavi de uygulatabilecek ironi yüklü kültür elektroşoku.

    klâsik müzik, popülizmin şehvani-hayvani keyfine evet diyen toplulukların, klasik olan hiçbir şeye itimat göstermemesi neticesinde, insanların popülizm çukurunda kayboluşuna tanıklık etmiş müzik türlerinden biri olmasıyla ayrılır. artık amansız bir vebalı gibi radyo istasyonlarının en hücra saatlerinde talepsiz frekanslara hizmet ediyor olmasına rağmen, pena’nın kültür şoku sayesinde rock müzik dinleyicisine ‘buradayım, kaybolmadım’ diyerekten adeta yalvararak zevk tattırması tarifsiz bir duygudur. rock tutkunu kişiliklerin rock’tan başka; klasikmiş, jazzmış, bluesmuş dinlemez diyen kör gözlere de bir açıdan misilleme niteliği de katar.

    (bkz: ahmet durakçı)
    (bkz: pena)
  • kendi ülkemde, kendi evimde, kendimi bazlamaya nutella sürerken bulmamla girdiğim şoktur.
    aynı zamanda "ben nerdeyim, ne yapıyorum ben olum" minvalinden sorularla yüreğimi dağlayandır.
  • istanbul sınırları dahilinde her an yaşanabilir.
  • farklı kültürel bir ortama, özellikle yabancı bir ülkeye gidildiğinde; örf-adet, alışkanlıklar, farklı yaşam biçimleri, farklı görüş açıları vb. bir çok nedenle, değişik ortama gelen kişinin 7nci günden başlayarak 6 ay süre ile yaşadığı fiziksel ve daha çok da psikolojik durumlar.
    neden yedinci günden denirse, efendim bilimsel olarak yapılan araştırmalara göre, ilk bir hafta yani yedi gün içerisinde yeni ortamlara giren kişi değişik, ilginç ve farklı durumlar karşısında yeni bir şeyler görmenin ve öğrenmenin heyecanı, değişik ortamların, farklı olguların ve kişi davranışlarının ilginç gelmesi, hoşuna gitmesi gibi nedenlerle bir çoşku, bir heyecan, bir mutluluk ile ilk 7 günü geçiriyor. tabii yedinci günden sonra bünye yıllardır alıştığı ortamı uzun bir süre göremediği için yavaştan ayıkmaya başlıyor. ulan diyor ne oluyoruz, ne bu be. havası havamız gibi değil, suyu suyumuz gibi, huyu huyumuz gibi değil, sıkıldım ben demeye başlıyor. sonra, tabii, gelsin uyku düzeninin bozulması, aşırı hassasiyet, gerginlik, sinir bozukluğu. bazen ishal, bazen kabız gibi alışılmadık durumlar. neyse 6 ay içinde yavaş yavaş düzeliyor tabii bu sorunlar. 6 ay sonrasında arkadaş sanki doğma büyüme oralı gibi. işte tam burada sorun yeniden başlıyor. 6 aydan sonra artık ne zaman olursa, ister 6-7nci ay, ister bir yıl, memlekete geri dönünce aynı kültür şokunu bu sefer de kendi ülkesinde yaşıyor insan. hem de aynen bir hafta iyi güzel, mutlu ve hoş, sonra 6 ay şok vaziyetleri. bu arada ben amerikadayken, ama almanya da şöyle, bizde tüh böyle. aşmış adamlar yahu vs vs söylemleri geliyor tabii bu arada.
    ancak; bizim, türkler olarak bu kültür şokunun da icabına bakmışlığımız olabilir. çünkü; eğer varsa etrafımızda bir kaç türk (ki muhakkak vardır, isterseniz antarktikaya gidin 5 penguen görürseniz bilin ki biri kesin türk pengueni(!) dir.) acilen gruplaşma, birlikte takılma ve kendimize benzetme gayretlerimiz sayesinde bir çok türk kişisi kültür şokunu daha hafif ve farklı yaşamaktadır o da ayrı bir durmdur haliyle. ancak, ne yazık ki kültür şoku olayını inceleyenler daha çok abd liler ve dahi yabancı bilim adamlar olduğundan türklükte kültür şoku olayı bu güne kadar bilimsel incelemeye tabii tutulmamıştır ne yazık ki.. dileriz ki bu yazılanlar vesile olur da, bir sosyolog ya da psikolog araştırmacı kızımız bu konuya eğilir. neden mi kızımız dedim, efendim erkeklerimizin bu gibi konularda pek dertleri , soruları, sorunları yoktur da ondan, hayırlısıyla. futbolda kültür şoku filan olsa mesela neyse de, yoksa ne yani, işimiz mi yok yeni icat çıkaracaz yaw. kültür şoklarındayım şu an.