şükela:  tümü | bugün
  • etienne balibar'ın, wallerstein ile birlikte makalelerinin yer aldığı, türkçeye ırk ulus sınıf adı ile metis yayınevi tarafından çevrilen kitaptan balıbar'ın vurguladığı bir kavramdır. din, dil, renk, millet ayrımının yerini kültürel ırkçılık almıştır. bu ırkçılık, kendisi gibi yaşamayan, giyinmeyen, yemeyen içmeyen, dinlemeyen izlemeyen yani kendi yaşam tarzından farklı daha aşağıda gördüğü bütün insanlara burunlarının yukarı kalkmasından mütevellit, burun farkı ile üstün oldukları insanlara yaklaşımlarını ifade eder. kendisi gibi yaşayan, operaya giden, akşam yemeklerini lüks restoranlarda nezaket kuralları içinde yiyen bir zenciye ya da cezayirliye karşı değildir fransadaki bir zengin. bu ırkçılğın en konformist hali . bir alt kademede ise bu kültürel ırkçı, sokakta yürümesinden bile nem kapabilir diğer adamın. avrupada değişen ırkçılığın yeni adıdır kısaca kültürel ırkçılık. zor iş bir arada yaşamak, insan olmak zor iş.
  • kültürel açıdan yapılan ayrımcılık ise adına "ırkçılığın" hiç karıştırılmaması gereken durumdur.
    kültürel ırkçılık, denildiğinde insanın aklına kültüre göre (coğrafyaya ya da bireylere göre) ırkçılığın değişkenlik göstermesi durumu gelecektir (hiç olmazsa türkçe konuşan ve bilen birisinin aklına).

    1- a kültüründeki birinin b ve c kültürlerindeki insanları sahip oldukları kültüre göre sınıflandırıyor olması "kültürcülük"tür.

    2- a ırkından birisinin b ve c kültürlerinde olan d ırkından insanlar arasında ayrım yapması "kültürel ırkçılık" olabilir. örneğin bir t.c. vatandaşı türk'ün ugandalı zenciler ile sudanlı zenciler arasında şöyle şöyle farklar vardır, demesi ve bu farklara göre onları sınıflandırması örnek gösterilebilir.
  • ırkçılık, yalnızca biyolojik göstergeleri temel alarak üretilen ayrımcılık/dışlama pratikleri değildir. kültürel göstergeleri temel alarak da üretilebilir. biyolojik temelli olana literatürde klasik tip ırkçılık, diğerlerine yeni ırkçılık/ırksız ırkçılık/kültürel ırkçılık vs. gibi isimler veriliyor. nihayetinde iki kategori de aynı ve eşit şekilde ırkçılıktır. biri diğerinden daha az ırkçılık veya kültürcülük (?) değildir.

    birleşmiş milletler her türlü ırk ayrımcılığının ortadan kaldırılmasına ilişkin uluslararası sözleşme'nin ilk maddesi de açıkça şunu söylüyor:
    "ırk ayrımcılığı terimi; ırk, renk, soy, ulusal veya etnik kökene dayalı her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama ya da tercih anlamındadır."

    dolayısı ile, "türkiye'de siyah yoktur, o yüzden ırkçılık yoktur" veya "islam bir ırk değildir, o yüzden islamofobi ırkçılık olamaz" gibi popüler argümanlar hukuken oldukça isabetsiz. avrupadaki anti-semitizm de islam düşmanlığı da, türkiye'de sistematik olarak kürtlere yapılan ayrımcılık da insan hakları hukukuna göre ırk ayrımcılığı sayılır.

    not: emin olmamakla beraber, belki "kültür ırkçılığı" olarak çevrilse anlamını daha iyi verirdi diye düşünüyorum.
  • sağ ve sol partilerin sorunları çözemeyişi , seçmenin kafasının karışıklığı doğru anı kollayan siyasi müteşebbislerin beklediği ortamdı. birbiri ardına siyasi propaganda çalışmalarına başladılar. dillerinde savaş , kan , kültür vb. kelimeler vardı. hep bir ötekileştirme çabası içinde oldular. bunu da “kendi kültürlerini korumak “ gibi oldukça meşru görünen bir bahane ile yapıyorlardı. alan badiou ve jacques ranciere , iki fransız düşünür bu mesele hakkında şöyle diyor: “yeni ırkçılık, toplumun tepesinde , elitlerin mutfağında şekillendi. tepeden aşağıya indi. merkezdeki sağ ve sol hükümetler ve aydınlar bu mimariye katkıda bulundular.”
    avrupa’da ırkçılık tepeden tabana inmiştir. geçmiştede böyle olmuştur. avrupa medyasıyla , aydınıyla , siyasetçisiyle bir paranoyanın , bir histerinin içine doğru sürüklenmiştir. avrupa geçmişindeki yaşanmış facialara rağmen aşırı sağ’ın hipnozundan kurtulamıyor ve kurtulamayacakta günümüzde avrupa`da siyasal iktidarların aşırı sağ partilerden olması söylediklerimin tescili niteliğinde.
  • bu ülkeyi anlatan iki kelime.

    cağnım ülkemizin yasal sınırları içinde tedrisattan geçenler hatırlayacaklardır, türklerin hiç bir dönemde ırkçı olmadığına dair bilgiler pompalanırdı genç zihinlere. bizim ceddimizin sömürgeleşmeye gücü yetemediğinden, siyahileri köleleştiremedik ve ırkçı olma treni o dönemde kaçmıştı. on numara sömürgeci devlet olurduk, adımız şanımız yürürdü ama, o matbaa'nın ısrarla geç gelmesiyle başlayan süreç bizi bitirdi. şimdi buna da antitez olarak, aşırı hassas ve duygusal arkadaşlar "yauuv bizim 200 yıldır anadolu'da yaşan siyahi vatandaşlarımız var" diyeceklerdir. ulan bu ülkeye habeşistan'dan gelen insanları filmde oynatıp "arap bacı" yaptınız, tüh size be. imkan verilmedi işte bize, yoksa renk ayrımcılığını da çok iyi yapardık ;sizi sik kafalı japon askerleri.

    şimdi gelelim işin özüne. ülkeyi birlikte tutan nefretin adına, kültürel ırkçılığa. bu tip toplumsal öfke, önceden kürtlere güdülürdü, şimdi de, suriyelilere güdülüyor. öfkenin ana temaları, bu insanların başka ırktan olması da değil, bu insanların ortak kültürlerini aşağıda görmeleri. bu öfke suriyelilerde tavan yapsa da, arap kültürü üzerinden, halbuki onlardan daha iyi şartlarda yaşayan, daha iyi eğitim almış, kanduralı "katarlılara, suudilere, baelilere" de yapılıyor. garip bir halüsinasyon içindeyiz.

    ilkel bir kültürün, başka bir ilkel kültürle verdiği var olma mücadelesini izliyoruz resmen. grotesk bir derbi maçı gibi.