şükela:  tümü | bugün
  • derinden etkileyen, yaralayıp da bırakan bir kitap. özellikle ilk defa orta 1'de okunmuşsa.
    binbir çeşidi varsa aşkın ve hepsi de birbirinden farklıysa; ada ile tuna arasındakine denk gelebilmek için kaç aşık eskitmek gerekir?
  • şu an albümünü müzik marketlerde görmüyor, gerçek adı altında ne kadar şiirsel ne kadar özel şarkılar yaptığını yazmıyorsanız bu sadece doğru insanla bir türlü tanışamadığı için. onlarca sanatçı yakınına kalmış tekel yüzünden önünün kapandığını sanmasın kendisi, çünkü aslında kendi de biliyor ki zamanı gelince çığlığı duvarlara vuracak, ve uzun uzun çınlayacak kelimeleri nice gönülde..

    bahsetmiş miydim, muhteşem şarkılar yazıyor kendisi. yani muhteşem deyince, ölen erkek arkadaşına yazdığı "muhteşem" şarkıyla ünlü olan kızlarımız ya da bir sanatçıdan aldığını başka bir sanatçıdan aldığına ekleyip "muhteşem" bir şekilde sunanlarınki gibi değil. akmar pasajında gördüğünüz 90'ların başına ait daha önce hiç duymadığınız bir kasetteki şarkıları çok beğendiğinizde söylediğiniz gibi muhteşem..

    neyse.. görürsünüz.
  • benim friendostumla ( su anda konusmuyor olsakta benim icin hala ole) cok ozledigim arkadasligimin kitabidir.

    cam kenari en arka sirada o , onunde ben oturuken bahsetmisti bana, oku bunu diye. her sey oyle basladi. okulda her kelimesini tartistiktan sonra telefonda saatlerce kitaptan konusurduk. uc sene boyunca tekrar tekrar okuyup tartistik, yasadik, gercek olsun istedik, hayal ettik... ama hic tukenmedi kitap, tam tersi bizle beraber buyudu, hep uzerinde konusacak bir seyler , ima edecek bir seyler bulurduk.

    sayfalar eskidi, ciltler dayanmadi, ezberlemistik artik arkadasligimiz olmustu. dogum gunumde, " en yakin arkadasim, friendostumun dogum gununu unuturmuyum beah! kutlu olsun" diye not dusup, bana kapaginda "ismet baba"nin resmi olan yeni basimi hediye etmisti.

    o hep adasini arardi, bende arasimi...hatta yazmisti bana, "arasini bulman dilegiyle" diye yillikta. ama olmaz demislerdi, ozel isimmis aras, halbuki o arasti sadece... cok bozulmustum. "hayallerindeki" olarak degistirdik sonunda.

    ayni ucluyu cok farkli sekilde yasadigimiz, senle konusmadigim yillardan sonra yuzumde bir tokat gibi patladi. sok oldum , dondum kaldim.

    bozan ben olmustum masali, en saf arkadasligi kucuklugun hatalariyla.

    arkandan cok sordum "aral nereye?" diye. ya da kendime mi sormaliydim o soruyu bilmiyorum.

    konusmadigimiz zamanlar boyunca, hep uzaktan izledim seni, kardesini, uzaktan sevdim sizi. her seferinde hep icimden bir seyler eksildi.

    "askin binbir cesidi var" demis sair dayi - o cok bilmis sair dayi - sanirim ben insani suursuz kilan cesidine takilip dostluk kismini kaybettim.

    yillar sonra gene ayni okuldayiz , ayni bolumde ustelik.... on iki yasimizda "henuz kirilmamis duslerle" kurdugumuz arkadasligimiza donemesekte, bu kitap bitmis arkadasligimiz olarak kalicak.

    buda sozluge cook icten bir entry oldu boylece.
  • son dakika aldığımız bir habere göre...
    dünya coğrafyasında bir yerlerde, yüksek tavanlı küçük bir evde, bir "kadın" ve bir "erkek"in çıplak cesetleri bulundu. ipek olmasına rağmen şarap lekeleri ve sigara yanıklarıyla bezeli çarşafların serili olduğu bir yatakta bulunan "kadın" ve "erkek"in ölmeden önce sarhoş oldukları tahmin ediliyor. zira eve giden ekipler ilk bakışta, başta boyası dökülmüş son derece eski etajyerin üzerinde olmak üzere evin çeşitli yerlerinde çeşitli boy ve kalibrelerde boş şarap şişesi ve sarı sayfalı, hiç isimleri duyulmamış şairlere ait şiir kitapları bulduklarını açıkladılar. öte yandan evin mermer kaplı banyosunda, sedefleri dökülmüş çerçevesinin içine yerleştirilmiş kırık ve sırları dökülmüş aynasındaki ruj izleri dikkat çekti.
    sır dolu ölümler, mendilli ve gülüşlü bir şarkı mırıldandığı tesbit edilen bir meczubun farketmesiyle ortaya çıkarıldı. görüştüğümüz meczup "şarkı dinleyerek öldüler. son olarak edith piaf dinlerken artık daha fazla dayanamadılar. şarapla karıştırmayın dedim beni dinlemediler. çıplak ve sarhoştular" şeklinde konuştu. birikmiş kira borçlarını üstlenen çıkmadı.

    açık pencerelerden perdeler uçtu dışarıya
    bedenler bedenler geçti film şeridi gibi tenlerinin önünden
    dokundular bıçağın sırtında kana kana, kanayarak
    acıdılar pek çok kere, pek ve çok farklı yerlerinden
    hava sıcaktı ama terlemeden
    kimseye rahatsızlık vermeden
    gittiler
  • "küt!"

    okuduğum en acıklı sesi barındıran kitap.* *
  • baharımı bahar edenim.
  • "bir tatlı huzur almaya geldim" nidalarıyla kapıya dayanıp, giderken ardında bin tatlı huzur bırakan genç adam.
  • arasın öleceğini anlayıp da ölmesin ölmesin diye dua edip ölmeyeceğini sanarak kaç gün geçirdiğimi sayamadan okuduğum kitaptır. ben ölen babamı rüyamda bile hep ölü gördüm yaa..not:psikolog ya da psikiyatrist arkadaşlar çerçeveyi bilir de psikologsular bir şey anlamaya çalışmayın...
  • sezen aksu şarkılarındaki aşkların ördüğü bir anadolu yakası hikayesi, romanı. kalabalığın içindeki yalnızlıklardan daha tuhaf olan "samimiyetin içindeki" yalnızlıklara tutup bırakır da düşüverirsiniz, yine de bir şey olmaz. geride kalanlara bakılan uzak bir bakıştır kumral ada mavi tuna. hani bir yangın yerini uzaklardan, güvenlikte bir yerden izlersiniz de yine o tehlikenin ateşi ruhunuzu tutar, işte öyle bir şey.

    ada!
    kumral ada.

    --- spoiler syf 74 ---

    şimdi artık biliyorum ki, bütün yaşantımız içinde ancak bir/kaç kişiye böyle bir hak tanırız. onu şımartır, yüz verir, alttan alır ve hatta ona teslim bile oluruz. o da bunu zaten taa en başından beri bilmektedir. eğer çok şanslı değilseniz, karşınızdaki şımarır, ipin ucunu kaçırır. bin pişman olur, incinir, düşkırıklarıyla yaralanır ve acı çekersiniz sonunda. bazen, çok ender de olsa şanslısınızdır ve bir mucize yaşarsınız. çünkü karşınıza dilinize akraba biri çıkmıştır. (tanrım, mucizeleri ne çok seviyoruz böyle!) o sırada kaç yaşında olduğunuzun kesinlikle önemi yoktur. (hayır yoktur!) ben şanslıydım.

    --- spoiler syf 74 ---

    ben kumralım, ama ada değilim. hiç olmadım desem yalan, ama ortalamayı almak lazım değil mi? gözlerim mavi değil ela, saçlarım ise kıvırıcık değil.

    ama mavidir içim, tuna içimdedir.

    madem ki tuna içimde, adalar da yüzer o halde. söylemesi bile güzel:

    kumral ada mavi tuna.
  • her sayfasında; kuzguncuktaki ismet baba meyhanesinin anason kokusunu kokladığım, ada'ın kumral saçlarını okşadıktan sonra tuna'nın mavi gözlerinde kendimden bir şeyler gördüğüm roman.bir kadının kaleminden, bir erkeği bu kadar derinden okumak zaten fazlaca etkiliyken, bir de konunun bu kadar özgün olması ve bu denli başarılı kotarılması romanı vazgeçilmez kılıyor.bir an önce bitirmek isteği zamanla yerini "yavaş okuyayım da çabuk bitmesin" fikirlerine bırakınca anlıyorsunuz ki siz de artık kuzguncuğun bir sakini, romandan bir karaktersiniz...

    kitap bitti ama tortusu parmak uçlarımda kaldı...uzun süre de geçeceğe benzemiyor...