şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: tekvin)
  • kun: ol
    fe: ve
    yekun: olur, oldu gibi bişey.

    yani: ol der oluverir gibi bir manası var.
  • tek babacan'ın en sevdiği repliktir. (bkz: #3343160)
  • düzgün bir mânâ ifâde eden tamamı "yekûle lehû : kün, feyekûn" dur, bir tanesi yâsîn suresinin son sayfasında olmak üzere kur'ân-ı kerîm'de bir kaç yerde bulunur.

    yekule lehû (ona* der* ki) : kün (ol), feyekûn (bunun üzerine* o da oluverir*)

    http://quran.al-islam.com/…b&nsora=36&naya=82&t=trk
  • (bkz: #5902212)
  • ibn arabi füsus'da der ki:

    .."allah "tekvîn"(var etme, oluşturma) işinin allah'a değil (yaratılan) şeyin kendisine atfedildiğini beyân etmiştir.
    bu işte allah'a atfedilen yalnızca o'nun emr'idir. allah bu işteki katkısını:
    "muhakkak ki bizim bir şeye kavlimiz (sözümüz), onu (yaratılmasını) irâde ettiğimizde ona "ol" dememizdir: o da olur (yâni varlığa bürünür)" (16/40) diyerek açıklamaktadır.
    şu hâlde "tekvîn", her ne kadar yaratılacak olan şey allah'ın emr'ine itaatle hareket ediyorsa da gene de,
    yaratılan şeye atfedilmektedir. ve (biz bu beyânı olduğu gibi kabûl etmek zorundayız, çünkü) allah sözünde sâdıktır.

    öte yandan bu tekvîn(in şeye nisbet edilmesi de) hakikatte akla uygundur.

    nitekim bir misâl vermek gerekirse, kendisinden korkulan ve kendisine isyân edilmesi mümkün olmayan bir âmir eğer kölesine "kalk!" (arapçası: "kum!") derse, köle efendisinin bu emrine uyarak derhâl ayağa kalkar.
    o'nun ayağa kalkışında efendisinin ona bunu emretmiş olmasından başka bir şey yoktur.
    kölenin bizzât ayağa kalkması ise efendisinin fiili değil bizzât kendi fiilidir.

    demek ki "tekvîn"in aslı teslîs temeli üzerinedir.
    yâni hakk (yaratıcı) tarafından ve mahlûk (yaratılan) tarafından olmak üzere her iki yönden de üçer unsur bu işe katkıda bulunmaktadır.

    buradaki nüans şudur ki allah bu âyette fe yukevvin (yâni oldurur ya da varlığa büründürür) değil de
    feyekûn (yâni"o" da olur ya da varlığa bürünür) demektedir ki burada cümlenin öznesi şeyin kendisidir.

    fusûs, s. 140/116/174-175/ıı-335-336.

    bu bakımdan ibn arabî'nin düşünce sisteminde islâmî "yoktan yaratılış" ilkesi geçerli olmaktadır.
    ama onun tezini sıradan "yoktan yaratılış"dan farklı kılan ibn arabî'nin gözünde yokluğun tümüyle şartsız bir adem değil de somut varlık düzeyindeki "adem" oluşudur. onun yokluk diye baktığı ayn-ı sabite (idealar) düzeyinde ya da, aynı şey demek olan, allah'ın bilinci'ndeki "varlık"dır. onun "yokluk" dediği, ontolojik görü açısından, "mümkün olan"dan yâni varlığa bürünebilme kuvvetine sâhip olandan başka bir şey değildir. "hilkat"i bir çeşit tek kişilik ilâhî bir piyes gibi gören sıradan telâkkînin menşeinde "mümkînât"a izâfe edilmesi gereken müsbet kuvvetin bilinmemesi (cehli) yatmaktadır. gizli iken allah'ın ontolojik emrine cevap olarak varlığa bürünme hususunda her şey, ibn arabî'ye göre, yeterince güç-kuvvet sâhibidir.

    buna göre yaratılmışların âlemi fâ'iliyyet'in pençesindedir. ve bu âlemi teşkil eden eşyâ da kendi yaratılışına müsbet bir biçimde bilfiil katkıda bulunmaktadır.

    kile şekil vererek (çanak-çömlek gibi) bir takım eşyâ yapan bir sanatkâra bakıldığında, sathî bir gözlemle, kilin kendisi bakımından hiçbir müsbet "fâ'iliyyeti" haiz olmadığı ve sanatkârın hoşuna giden hangi şekil olursa olsun o şekle girdiğini müşâhede etmek mümkündür.

    böyle bir teşhisde bulunan bir kimsenin gözünde o sanatkârın elindeki kilin hâli mahzâ pasiflik, mahzâ fiilsizliktir. bu kimse kilin de, kendi yönünden, sanatkârın faaliyetini müsbet bir biçimde tâyin ettiğini farketmemektedir. hiç şüphesiz bu sanatkâr kilden oldukça büyük bir çeşitliliğe sâhip pekçok eşyâ yapabilir, ama ne yaparsa yapsın kilin tabîatının kendisine vaz ettiği mahdut sınırların ötesine geçmesi mümkün değildir. başka bir şekilde ifâde edecek olursak, aslında, kilin kuvveden fiile çıkan mümkün bütün şekillerini tâyin eden kilin bizzât kendisidir. işte "yaratılış" sürecindeki bir şeyin durumu da aşağı-yukarı bunu andırır."
  • benzerini eski ahitte görebilirsiniz, tanrı ışık olsun der ve ışık olur (bkz: fiat lux)