şükela:  tümü | bugün
  • kur savaşları nedir? “ülkelerin kendi paralarının değerini, yabancı paraların değeri karşısında düşük tutmaya çalışmaları ve bu durumu başka ülkelerle rekabette avantaj sağlamaya çalışmaları” şeklinde özetleyebiliriz kur savaşlarını. (ülkemize uyarlarsak: dolar 1,20 tl değil 1,75 tl olsun!)

    peki, ülkeler para biriminin değeriyle oynayarak nasıl bir avantaj sağlarlar? bir ülkenin parası ne kadar değerli ise o ülkenin diğer ülkelere mal ve hizmet satması da o kadar zor olur. ülkemize uyarlayarak somutlaştırırsak; türkiye’de mal imal edip bunu 150 tl’ye yurt dışına satacak firmayı düşünelim. dolar’ın 1,50 tl olduğu durumda malın yurt dışına satış (ihraç) bedeli 100 dolar oluyor. ancak kurların değişmesinin sonucu bizim paramız değerlenirse-yabancı para değersizleşirse, örneğin dolar 1,50 tl’den 1,20 tl’ye düşerse, yurtdışına o malı satacak firmanın satış fiyatı artık 100 dolar değil 125 dolar olacak (150 tl/1,20=125 dolar). kurlardaki bu değişiklik sonucu yurt dışına mal satacak firmanın malına durduk yerde %25 zam yapılmış gibi olacak ki bu durumda yurt dışından malı alacak firma büyük olasılıkla alımını iptal ederek kendine başka ülkelerin pazarlarından tedarikçi aramaya başlayacak. hâlbuki bizim paramızın değeri düşseydi de dolar değerlenseydi, 1,50 tl’den 1,75 tl’ye çıksaydı mesela, o malın ederi 100 dolardan 86 dolara düşecekti (150 tl/1,75=86 dolar) ve satıcı ülke diğer ülkelere daha çok mal satacak bu durumdan avantaj sağlayacaktı.

    geçtiğimiz yıllardaki ağır ekonomik krizler, ülkelerin faizlerini düşürmelerine yol açtı. zaten düşük olan faizlerini daha da düşüren gelişmiş ülkelerdeki nakit para sahipleri (sıcak para) faizlerin nispeten yüksek olduğu ülkelere paralarını götürerek o ülkelerden faiz kazanmaya başladılar. dengeleri alt üst eden de bu sıcak paranın ülkelere girişi oldu. aslında kur savaşlarını başlatan ülkeler olarak anılan ülkelerin yaptığı savaş değil savunma. ülkelerine gelen ve getirdikleri yabancı paraları satarak yerli para alan fonlar yerli paraların değerini yükselttiler, tıpkı ülkemizde olduğu gibi. milyarlarca doları ülkemize getirerek bunu tl’ye çeviren fonlar tl talebini arttırdı, tl’ye olan yüksek talep, tl’nin değerini arttırdı ve döviz ucuzladı. 100 dolara satacağı malı şimdi 125 dolara ancak satabilecek duruma geldi ihracatçımız ve bu yüzden ihracat hız kesti, üretim yavaşladı. merkez bankamızın piyasadan dolar toplamaya çalışarak piyasaya tl vermesinden başka biz bu duruma tedbir almazken başka ülkeler savunmaya geçtiler ve paralarının değerlenmesinin, dövizin ucuzlamasının önüne geçmeye çalışıyorlar.

    ülkemizde yaşanan ve bir süredir şahidi olduğumuz bu durum şimdilerde pek çok ülkede yaşanıyor. kavgayı başlatan da parası değerlenen ülkelerin bu duruma müdahale etmeleri ve paralarının değerlenmesinin önüne geçmek için tedbirler alması. bunun için ülkeye giren fonların girişini yavaşlatmak amacıyla vergi konulmaya başlanması bardağı taşıran son damla oldu ve başta amerika bu durumu kabul etmeyeceğini açık açık ifade etti, bu ülkelerin mallarına ekstra gümrük vergisi uygulanması için kanun taslağı hazırlayarak bu ülkelere gözdağı verdi.

    gözdağı verilen ülkeler arasında biz bulunmuyoruz, zira paramızın değerini düşürerek dövizi pahalı hale getirmek gibi özel bir çabamız yok. görünen o ki yapılacaklar, merkez bankamızın rezervlerini 100 milyar dolara ulaştırmakla sınırlı kalacak. ancak bu döviz alım ihalelerinin dahi merkez bankası başkanının da dediği gibi, kurları değiştirme etkisi olmayacak muhtemelen ve biz düşük döviz, değerli tl ile yola devam edeceğiz, yani bu kur savaşlarının içinde yer almayacağız.
  • tasarruf eden ülkelerle, devasa büyüklükte bütçe açığı veren ülkeler arasında yaşanmaktadır.
    dünya ticaretinin 0'a eşit olduğunu düşündüğümüzde zero-sum game'dir aynı zamanda.
    yani tüm ülkeler ihracatlarını arttıramayacaklaı, kurlarını da düşüremeyeceklerdir. bir ülkenin kurunun değer kaybetmesi, öbürünün değer kazanması demektir.
    şu aralar savaşın şiddeti iyice arttı. fitil fed'in qe2'ye gideceğinin belli olmasıyla yandı. daha fazla gevşeme beklentisiyle, dolar tüm diğer kurlar karşısında değer kaybetmeye başladı.
    ilk başta boj piyasaya trilyonlarca yen satarak, yenin değerini düşürmeye çalıştı.
    daha sonra ise qe2'ye gitti. ancak yen'in değer kazanmasının önüne geçemedi.
    japonya'nın dışındaki diğer ülkelerden de kurlara müdahele geliyor.
    bugünlerde ingiltere merkez bankası ve avrupa merkez bankası tahvil alımlarına devam edeceklerini açıkladılar.
    hatta isviçre dahi frank'a müdahele ediyor.
    bu sırada diğer gelişmekte olan ülkeler de kurlara müdahele etmekte. brezilya vergi koydu, türkiye merkez bankasıysa dolar alım miktarını arttırdı.
    ve tabii ki çin. sabit kuru nedeniyle yuan'ı değerinin çok altında sabitleyen çin'e hem ab'den hem de abd'den büyük baskı var. önümüzdeki g-7 ve g-20'lerin ana gündem maddesinin bu olacağı açık.

    abd, ingiltere gibi devasa açıklar veren ülkeler, fazla veren ülkelerin(gelişmekte olan ülkeler ve almanya) fazlalarına göz dikti. aslında olay bundan ibaret. ancak ihracatla büyüyen gelişmekte olan ülkeler bu fazlalarından feragat etmek istemiyorlar.
    aslında almanya değeri yükselen euro ile yaşayabilir fakat piigs(portekiz, irlanda, italya, yunanistan ve ispanya) euro'nun zayıf ülkeleri yaşıyamaz. bu yüzden ecb de geri adım atmıyor. hem euro'nun fazla değerlenmesini istemiyorlar hem de enflasyonu arttırmak istiyorlar. çünkü deflasyon piigs ülkelerini defaulta götürür.
    gelişmekte olan ülkelerin para birimleri ise değer kaybettikçe çin'le olan rekabet güçleri azalmakta bu yüzden onlar da kendi para birimlerinin değerini korumaya çalışıyorlar. fakat piyasaya direkt müdaheleler genellikle sterilize edildiğinden sonuç vermemekte. örneğin bizim mb döviz alım miktarını günlük 140 milyon dolara çıkardı fakat cuma günü gelen teklif 550 milyon dolar civarındaydı ve türk lirasının değer kazanmasını engelleyemedi.
    ayrıca artan ithalatları sebebiyle arttırmak zorunda oldukları rezervler sadece abd'ye faizsiz kredi vermekten başka bir işe yaramıyor.

    durumu özetlemek istersek en zayıf olan ayakta kalacak ve birileri galip çıkarken birileri kaybedecek bu savaştan.
    bu yüzden ya ülkeler geri adım atıp, bir orta yol arayışına girecek ya da bu savaştan bazı ülkeler ağır yara alarak ayrılacak.
    yani (bkz: only the weakest survive)
    ayrıca:
    (bkz: #20526737)
    (bkz: #20529897)
  • paralarinin degerini dusurmek isteyen ulkelerin amaci ihracatlarini arttirmak ve issizligin dusurulmesini saglamaktir. bu mantikla her ulke paranin degerini dusurmek isterse herkesin parasi ayni anda deger kaybetmeceginden kur savaslari meydana geliyor. ote yandan, bazi ulkelerde sicak paraya ne olursan ol yine gel diye cagiriyor. sicak para ulkeye girdikce o ulkelerin paralarinin degeri artiyor. ama sicak para cikisinda buyuk sikinti oluyor.

    uzmanlar ise devletin kesinti yerine yatırım yapması gerektiği görüşünde. halkin canini daha az acitarak ekonomiyi canlandirmanin yollarindan biri ise dis ticareti artirmaktir. faizler dusuk oldugu icin dis ticarette avantaj elde etmek icin gelismis ulkeler doviz ensturamanini kullaniyorlar. gelişmiş ülkeler dis ticarette avantaj elde etmek icin kendi para birimin dusurme uygulamasi olan devalüasyona sarılıyor.
    dogu ile bati'nin kur savaslari
  • basta japonya ve isvicre sayesinde bu aralar baya bir hortlamis ve gundemde olan mevzu.

    http://www.dailyfx.com/…arn_forex_currency_war.html
  • delicesine birbirlerine kur yapan iki kisinin arasindaki iliskiyi aciklayan tamlama.

    (bkz: çık gel bir kez daha, beni bozguna uğrat)
  • giriş:

    bugün dünya üzerinde yer alan gelişmiş devletlerin -ve gelişmekte olanların da tabii ama onlar henüz siklenmiyor fazla- ekonomik alanda giriştiği savaştır. buradan bakılınca(!) deniz aslanlarının kur savaşlarından aşağı kalır yönü yok içerdiği şiddet anlamında.

    öncelikle genel ve son dönemde yaşananlar güzel bir şekilde yazılmış zaten çok fazla bişey söylemeye gerek yok. ancak benim gevezeliğim tuttu söylemem lazım. yeni başbakanı abe eşliğinde japonya'nın tekrar sahnelere hem de son derece agresif bir şekilde dönmesi ortalığı kızıştıracaktır. çin'le başlayan süreçte, batı ve amerika şimdi japonya'dan çekmeye başlayacaktır. hatta en dış kulvardan g.kore de ataklarını sıklaştırmaktadır.

    gelişme:

    neyse meselenin özüne dönersek, bütün bunların sebebi kapitalizmin büyümeye duyduğu ihtiyaçtır diyebilirim kendi adıma. gelişmiş ülkelerin göz ardı ettiği en önemli nokta da burada ortaya çıkıyor. (daha doğrusu gözardı ettiği demek yanlış olabilir, pek inandırıcı gelmiyor bana. ön plana çıkarmadığı belki daha doğru bir ifade olacaktır.) 5 yıldır dünya ekonomilerini öttüren büyüme sorununun temelinde bu ülkelerde nüfus artışının oldukça sınırlı olması yatıyor. yıllarca bu sorunu az gelişmiş ülkeler üzerinden yürüttüğü ekonomik sömürgecilik ile aşmaya çalışan avrupa, amerika ve japonya gibi aç gözlü deyyuslara özellikle çin'in devreye girmesi yine g.kore'nin teknoloji, endonezya, türkiye, gibi ülkelerin ise "düşük işgücü maliyeti" avantajı ile dünya pazarlarına dalması adeta vergi vermeyen seyyar satıcıların esnafa yaptığı etkileri yapmıştır. özellikle hiç bir zaman doymayan global şirketlerin cebine giren karların önemli ölçüde azalmasına ve hali ile reel ekonomide durulmaya sebep olmuştur.

    bu o kadar büyük bir sorun haline gelmiştir ki; ülkelerin, ekonomiye "viagra etkisi" yaratması umudu ile enjekte ettiği dolarlar, yurolar, yenler bir türlü reel ekonomiye girmemiş ve "lan olm viagra kalp krizine sebep oluyormuş" şeklinde oryata çıkan "güven" sorunu nedeni ile şekilde sistemin tepesinde olan bankalara yönelmiştir. oysa gelişmekte olan ve nüfus artış hızı yüksek, gelir dağılımı adaletsiz, fakiri fukarası bol bizim gibi ülkelerde millet harcamalarını çok istemesine rağmen kısamamış, hatta ülkemiz insanı önemli bir slogan olan "çıkarmadan 5" i "kazanmadan 5" şeklinde hayatına uyarlamış, gelirinin durumuna bakmadan 5 katı harcama ile ekonomiye can vermiş, "durgunluk" nedir bilmemiştir. ülkede zaten sadece belli başlı sektörlerin büyümesinin ardında yatan bir gerçek de dar ve orta gelirlinin tüketim alışkanlıklarıdır.

    kaçıranlar için anafikir:

    kapitalizmde şirketler sürekli büyümek, büyümek için yeni pazarlar bulmak zorundadır. bu da iç talep ve dış talep artışı ile olur. iç talebi destekleyen en önemli sorun nüfus artışı iken dış talep sömürgecilik esasına dayanır.

    sonuç:

    iç talebi kendi ekonomilerine yetmeyen gelişmiş ülkeler bunu dış talep ile kapatmaya mecburdur. bunun için de "değersiz yerli para" ya. ama herkesin aynı şeyi yaptığı bir dünyada ne kadar işe yarar.

    yani viagra kalp krizine sebep olabilir.

    öngörü:

    gelişmiş ülkelerde amerika bunun üstesinden daha kolay gelecektir diye tahmin ederken, japonya'nın işi zor diyorum.

    isteyenlere şaka:

    en az 3 çocuk!!!
  • merkez bankalari ile buyuk piyasa oyunculari arasinda yasanan kur savaslari uluslararasi para piyasalarinda en bilinen acik orneklerdir.
    size 3 tane yakin tarihten / guncel kur savasi ornegi verecegim:

    once paralari tanimlayalim.

    eur= euro
    usd= amerikan dolari
    chf= isvicre frangi
    try= turk lirasi
    jpy=japon yeni

    ornek1: isvicre merkez bankasi eur/chf

    isvicre merkez bankasi* 2011 yilinin sonbaharinda eur/chf paritesinde taban fiyati 1.20 olarak belirledi.
    yani acik tabirle, piyasa oyuncularina su mesaji verdi. siz benim isvicre frangimi alip degerini yukseltirseniz, ben de isvicre merkez bankasinda sinirsiz para basarim, kasa ben de, ona gore oynunuzu oynayin dedi. bunun uzerine piyasa oyunculari eur/chf'nin 1.20 altina indiremedi. su an parite 1.2350 civarinda dolasiyor.

    ornek2: japonya merkez bankasi usd/jpy

    japonya merkez bankasi* 2011 yilinda piyasa oyunculari usdjpy'yi 76'nin altina indirmeye calisinca piyasaya mudahale etti ve japon yeninin daha fazla deger kazanmasini istemediler. bu durum ozellikle, japon ihracatlari zor durumda birakiyordu. japonya merkez bankasi, piyasa oyuncularina, kasa ben de, gidin baska kapiya diye aba altindan sopa gosterdi. daha sonra japon yeni amerikan dolari karsisinda deger kaybetmeye devam etti. su an usdjpy 98.50 civarinda. bu durum japon ihracatcisinin yuzunu guldurmustur. (bkz: devalüasyon)
    ek olarak, japonya'da 2011 depremi olmasi sebebiyle ve nukleer santrallerin kapanmasiyla 2012'de, 1980'lerden sonra, ilk kez dis ticaret acigi vermistir. eger dis ticaret acigi ilerleyen yillarda giderek buyurse, japonya'nin guvenli liman olma ozelligine zarar verebilir. japonya dis ticaret acigi vermesine ragmen baska ulkelerdeki yatirimlarindan gelen gelirlerinden dolayi su an cari fazla vermektedir.

    bu iki ornekte, isvicre ve japonya merkez bankalari rahat. kasa onlarda, tabiri caizse sinirsiz para basip paranin degerini rahatlikla dusurebilirler.

    gelelim ornek 3'e: turkiye cumhuriyet merkez bankasi* usd/try

    burda da piyasa oyunculari turkiye cumhuriyet merkez bankasi'ni zorladilar. yaklasik olarak 2011 sonlarinda turkiye cumhuriyeti merkez bankasi tahmini usd/try 1.92 ve kur sepeti 2.20 iken kura mudahale etti. diger merkez bankalarindan farki su idi. tcmb, try'nin daha fazla deger kaybetmemesi istiyordu. yani tcmb, piyasaya mudahaleyi try ile yapamayacak, usd ile yapacakti. yani tabiri caizse tcmb oyunun kuralini istedigi gibi koyamazdi. piyasa oyunculari aylarca bekleyisini surdurdu. usd/try paritesi 1.75 kadar indi. 1.75 civarinda cukur yaptiktan sonra tekrar yukselmeye basladi. piyasa oyunculari, hedef nokta 1.92 yi tekrar test ettiler. piyasa oyunculari, try'den cikis yaparak usd gectiler ve usdtry 1.92 zirvesini de asarak gunumuzde 2 liraya kadar geldi.

    eger bir merkez bankasi taban veya tavan sinir koyarsa veya merkez bankasi baskani ilk defa gorevine basladigi zaman, piyasa oyunculari onu test etmesini cok sever. para piyasasinin ozunde bu vardir. piyasa oyunculari merkez bankalariyla oynamaktan ve onu zorlamaktan hoslanir. tabi tcmb'nin sanssizligi piyasaya mudahaleyi kendi parasiyla degil, amerikan dolari ile yapacakti. amerikan dolari sinirli kaynaktir. cunku tcmb olarak sen basamazsin. o yuzden su an piyasa oyunculari topa hakim. usdtry paritesi 2 liraya kadar cikardilar. bu durum turk ihracatcisini sevindirirken, turk ithalatcisini uzmektedir. oyunun kuralini koymak istiyorsan uretim, uretim, uretim ve daha az enerji bagimliligi ya da enerji bagimsizligi. baska caresi yok. ne zaman cari fazla verirsen o zaman oyunun kuralini istedigin gibi koyarsin. faizleri artirmak zorunda kalmazsin. faiz koridoru da olmaz, faiz lobisi veya kaos lobisi mobisi de kalmaz. guvenli liman olursun. piyasa oyunculari, tabiri caizse kamyonlarla para getirir ve faizlerin duser. paran degerlenir. o zaman istedigin zaman tabiri caizse para basip paranin degerini duserebilirsin. butun kozlar senin elindedir.

    toparlamak gerekirse, neden japon yeni ve isvicre frank'i cok degerleniyordu da , turk lirasi deger kaybediyordu? (fed'in tum finans piyasalarini yonlendirme etkisini goz ardi edersek) japon ve isvicre paralarinin degerlenmesinin baslica sebeplerinden biri de japonya ve isvicre'nin cari fazla vermesiydi (gerci su an nukleer santrallerin kapanmasi ve disaridan enerji almasi sebebiyle japonya dis ticaret acigi vermektedir. ). turkiye ise cari acik veriyordu. tabi, piyasa oyunculari bu ekonomik durumu bildikleri icin hic affetmediler. kimilerinin para birimlerinin degerini yukseltiler, kimilerinin para birimlerinin degerini dusurduler.

    ayrica

    (bkz: fed)
    (bkz: carry trade)
    (bkz: hedge fund)
    (bkz: quantitative easing)
    (bkz: parasal genisleme)
    (bkz: dis ticaret acigi)
    (bkz: dis ticaret fazlasi)
    (bkz: cari işlemler dengesi)(bkz: cari denge)
    (bkz: cari açık)
    (bkz: cari fazla)
    (bkz: para politikası)
    (bkz: sicak para)
    (bkz: usd)
    (bkz: chf)
    (bkz: try)
    (bkz: eur)
    (bkz: jpy)
    (bkz: avrupa merkez bankası)
  • ingilizcesi currency war'dir.
  • "currency war, also known as competitive devaluation"

    competitive devaluation tabiri beni benden alan ve yüzüme bir gülümseme getiren modern para politikası seçeneklerindendir.

    bazı ülkeler vardır ki, sağlam ihracat yaparlar ve ekonomileri resesyondadır. sonra derler ki, ulan madem bu kadar ihracat yapıyorum, diğer kurlara nazaran kendi kurumun değerini düşüreyim de, ihracat yaptığım adamlar kendi kurlarıyla eskiden 1 mal alacaklarına artık 2 mal alsın. yani ihracat mallarımı diğer ülkelere göre ucuzlatayım. böylece dışpazarda da benim mallarım kalitesini korurken, fiyatları ucuzladığı için tercih edilir, böylece topraklarımdaki her sanayi bacası da tütmeye başlar, ekonomim canlanır kafasındalardır.

    bununla beraber bu politikaya yönelen ülkeler genel olarak sermaye sahibi ülkelerdir. kurlarını devalüe ederken aslında enflasyonlarını da (eğer deflasyon varsa, mesela japonya) daha sağlıklı bir seviyeye çıkartıp insanları da hercamaya iterler veyahut bir süre kabul edilebilir derecede arttırırlar. zira 0'a yakın enflasyon pistir, kakadır, gdp düşmanıdır. iç pazardaki durgunluğa müdahele etmenin başka bir yoludur.

    ha türkiye gibi kallavi cari açık sahibi ülkeler için bu politika yemez. her sene ekonomisinin 5-6% sı kadar finansman ihtiyacın varsa, bunun yanında da ihraç ettiğin ürünler pahada değerli değilse bu politikayla sadece kendi kurun üstünden borcunu büyütürsün. ki zaten kol gibi de enflasyonun var, daha nereye kurunu ucuzlatıyorsun?

    ayrıca japonya bir süredir oldukça başarılı bir şekilde devam ettirmektedir.

    neden "war" olduğunu anlatmayı unuttum. kurlarını ucuzlatan bir ekonomiyi gören diğer rakip ekonomiler de tabi ki kurbanlık gibi öyle melül melül bak(a)mazlar. kendi ihracatlarını korumak durumundadırlar, ve domino etkisi gibi herkes paralarını ucuzlatmaya, faizleri indirmeye başlarlar. bu da kur savaşlarına sebep olur.
  • yeni bir kur savaşı başladı
    abd versus s.arabsitan rusya iran venezuela

    bu kur savaşının adı ''petrol''

    temmuzda 100 dolar civarında olan petrolün şu anki fiyatı 69 dolar civarında

    opec şu anda dünya petrolünün 3 te 1 ne sahip ülkelerden oluşmakta
    opec de 1973 sonra s.arabistana petrolü dengeleme görevi verildi
    s.arabistan dünyada en çok petrolü çıkaran ülke,bu durum ilk defa sekteye uğramak üzere
    abd teksas petrolleriyle 2016 en fazla petrol çıkaran ülke olacak
    hemen özet geçeyim
    ortadoğu ülkelerinin petrol maliyetleri 30 dolar civarı
    abd petrol maliyetleri 50-70 dolar yelpazesinde gezmekte
    bilindiği gibi 2008 de abd başkanlık seçimleri öncesinde petrol fiyatı 120 dolardan 30 dolara kadar düşmüştü
    opec müdahalesi sonucunda tekrar denge fiyatı olan 90-110 dolara geldi
    müdahale şöyle oldu; petrol üretiminde kısıtlama sonucu fiyatların yukarı çıkması (günde 10 varil üretirken 6 varil ürettiler )
    bu sefer durum biraz farklı
    s.arabistan petrol üzerindeki hakimiyetini kaybetmek istemediğinden
    petrol fiyatını bu sevilerde hatta biraz daha altı seviyelerde tutabilir (58 dolara kadar gidebilir )
    maksat çok açık abd petrol üreticileri patlatmak
    daha dün putinden söyle bir açıklama geldi
    petrolün düşmesinden memnunum
    rusya s.arabistan kardan zarar etseler de abd üreticilerin iflasına sebep olacaklarından doğal olarak
    kapanmalarından sonra piyasada üretim düşeceğinden fiyatlar tekrar denge noktasına 90 dolara hareketlenecektir...

    şimdi bu savaşta 2 önemli nokta var
    1. abd yaralı barnağa işemeyeceği
    2. kaya gazı, shale oil ve füzyon muhabbetinde abd ne kadar ileri gittiği

    kısacası komplo teorilerinde yıllarca abd petrole saldırdı ( iran ablukası kuveyt ırak libya vs vs )
    şimdi ise abd beklenmeyen bir hamle ile petrol üretimini arttıyor
    petrol ithalatında opec'in payı 1985'ten bu yana en düşük seviyesi olan 40%'a geretiyor

    sizce de bu durumun altından yeni bir teknoloji çıkması olası değil mi ?

    not:petrolün önemini yitirmesi vs bunlar hemen olacak şeyler değil bi 5 yıl geçsin bir daha değerlendiririz

    oi mos