şükela:  tümü | bugün
  • sonra bir avukat, "bize kurallardan bahset..." dedi.

    ve o cevap verdi:

    "siz kurallar koymayı çok seversiniz,
    ama kuralları bozmayı daha çok seversiniz.

    tıpkı okyanus kıyısında sabırla kumdan kuleler yapan,
    sonra da kahkahalarla onları deviren çocuklar gibi.

    ancak siz kumdan kulelerinizi yaratırken, okyanus
    kıyıya kum taşımaya devam eder.

    ve siz onları yerle bir ederken, okyanus da sizinle birlikte güler.

    gerçekten de okyanus, daima masum olanla beraber güler.

    fakat yaşamı bir okyanus ve insanların koyduğu kuralları kumdan
    kuleler olarak görmeyen kişiler için ne diyebiliriz?

    onlar için yaşam bir kaya, ve kanun bu kayayı kendi isteklerine göre
    oyup şekillendirmek için kullanacakları bir keski gibidir.

    danscılardan nefret eden yeteneksiz biri için ne diyebiliriz?

    veya boyunduruğundan hoşnut olup, ormanındaki geyiği başıboş
    bir serseri olarak yargılayan bir öküz için?

    peki, derisini dökemediği için, diğerlerini çıplak ve ahlaksız
    olarak niteleyen yaşlı bir sürüngene ne demeli?

    veya bir düğün şölenine erkenden gelen, iyice karnını doyurduktan
    ve yorulduktan sonra, yemekleri ve eğlenceyi kötüleyen biri için?

    bunlar hakkında söyleyebileceğim tek şey, hepsinin güneş ışığı
    altında oldukları halde, güneş'e sırtlarını dönmüş olduklarıdır.

    onlar salt kendi gölgelerini görebilirler ve bu gölgeler, onların kanunları olur.

    ve onlar için güneş, bir gölge yaratıcısından başka ne olabilir ki?

    ve onlar için kurallara uymak, başlarını yere eğip, toprak üzerindeki
    gölgelerini izlemekten başka bir şey değildir.

    ancak yüzünü güneş'e çevirmiş olanlarınızı, toprak üzerine
    çizilmiş imajlar durdurabilir mi?

    eğer rüzgarla yolculuk ediyorsanız, hangi rüzgar gülü yönünüzü çizebilir?

    eğer boyunduruğunuzu kırarsanız, ama başka birinin hücresinin
    kapısında değil, hangi kanun sizi sınırlayabilir?

    ve eğer dansederseniz, ama başka birinin zincirlerine takılıp
    sendelemeden, hangi kanun sizi korkutabilir?

    orphalese halkı, davulun sesini boğabilir, bir lirin tellerini
    gevşetebilirsiniz,ama bir tarla kuşuna şarkı söylememesi
    içinkim emir verebilir ki?"

    (bkz: ermis)
  • douglas macarthur demiş ki; "you are remembered for the rules you break." (kırdığınız kurallar için hatırlanırsınız)...
    katharine hepburn demiş ki; "if you obey all the rules you miss all the fun." (bütün kurallara uyduğunuzda eğlenceyi kaçırırsınız)...

    bu insanların ne dediğini bilen insanlar olduklarını varsayarsak, demek ki kuralları çiğneyerek gerçekten hatırlamaya ve hatırlanmaya değer, eğlenceli vakit geçirmek mümkün...

    dire straits de der ki; "then came the churches then came the schools, then came the lawyers then came the rules..." (sonra kiliseler sonra okullar geldi... sonra hukukçular sonra kurallar geldi...)

    insanın anarşist olası geliyor...
  • sorumsuz insanin cezasi, sinik adamin ödülüdür.
  • bunları (bkz: kurallar) 'krallar' koyar.
  • çoğu kez, yaşamı çekilmez kılan yazılı ya da yazısız olabilen emir ve yasaklardır.montaigne kurallar konusunda ‘’neden bu kadar kanun var ki, sürekli değişen bir hayatla, asla değişmeyen kurallar sisteminin ortak bir yanı olamaz zaman içinde.bu kadar çok kural yerine doğaya uygun genel kurallar kalsaydı onunla kıyas yapılsaydı’’demiş. zira birbirinin aynı iki olay çok az vukuu bulur, en azından detaylarda farklılıklar vardır. bir de değişen, devinen yaşamda eskide kalmış kanunlarla düzeni sağlamak cidden acınılası bir sonucu kaçınılmaz kılıyor. en basit bir örnek, ceza hukukunda şu an internet suçlarıyla ilgili hiçbir müeyyide yok, kural yok. zamanla olacak sonra onlar da tarih olacak. ideal insan diye bir şey varsa o seviyeye ulaşma yöntemleri de farklılıklar göstermeli ve de kendi kurallarını kendisi oluşturmalı ’’ ideal insan’’. zaten görünmez iplerle bağlı olduğumuzu düşünürsek birbirimize ve her şeye, topyekun bir kurtuluş ya da ideal yaşam olacak ya da hiç. bireysel mutluluk diye bir şey söz konusu olmayacak. mutluluk parfümü sürmüş bireylerden oluşan toplum mutludur, paylaşım da sonsuz olduğundan parfümün başka istenmedik kötü kokularla hissedilmez olacağı aşikardır. pagan dininde, budizmde ve semavi dinlerde aslında hep doğa ile uzlaşan bir insan figürü tasvir edilir ama her şeyi dondurup kalıplara sokan öylece anlamaya çalışan insan bazen bu doğallığı kurallara bağlamaya kalkışınca yönünü kaybeden doğallık, baskıcı, yıldıran, herkesi iten bir hal alır. kurallarını kendi şartlarına göre koyan ve uygulayan ve bundan dolayı sıkıntı duymayan başka bir deyişle kendiliğinden akan yaşamla birlikte akabilme formülünü bulmuş insanlar için kural diye bir şey yok sadece yaşamın kutlanması gereken sihri vardır. o insan o sihirdeki kendine ve diğer tüm canlı ve cansız her şeye karşı kutsal bir şeymiş gibi bakar ve korur, yoketmez. bu insanlarla sadece kelimelerde olan barışı da kozmoza davet etmiş oluruz ancak ve ancak. yani kural yok barış var !
  • sözlükte gittikçe artmaya devam ediyorlar.

    kurallar iyidir. topluluk içi düzeni sağlama ve topluluğun dinamiklerini sağlamlaştırma açısından iyidir. ama bir yere kadar!

    kurallar "usülen" ve "genellikle" zararlı bir olayın tekrarını engellemek, yahut toplulukta öngörülen olası bir zararı bertaraf etmek için koyulurlar. kulağa çok faydalı geliyor değil mi? başta öyle aslında. ama çok soğuk bir cismin el yakması gibi, yararlı bir şeyin fazlası zarar verir mi? bence verir.

    mesela bir zamanlar özgürlüğün ülkesi olan amerika birleşik devletleri. acaba insanlar o sınırlarda hala eskisi kadar özgür mü? kulaklıkla müzik dinlerken araba sesini duymayıp bir insan hayatını kaybetti ve o eyalet sınırlarında artık yolda yürürken müzik dinlemek yasak. vatandaşının can sağlığını düşünen nazik bir eyalet kuralı. dar kıyafet giyen bir kadın dengesini kaybedip köprüden düştü ve artık kadınların dar kıyafet giyip yürüyüş yapması yasak. iyi niyetli bir kural daha. peki zaman içinde gelinen nokta ne? banyoda şarkı söylemek yasak, polise yan bakmak yasak, başkasının çocuğunu sevmek yasak, trafik polisi durdurursa araçtan inmek yasak, yasak, yasak... sonuç ortaya sınırlar içinde yaşayan robotumsu insanlar çıkarmaktan başka bir şey değil. özgür mü şimdi onlar?

    aslında ekşisözlük'te yaşananlar da bu durumdan hiç ama hiç farklı değil. devlet içinde yaşananlar makro yasaklar ise sözlük içinde yaşananlar da onların ufacık boyutluları. aynı başlık altına aynı entry yazmak yasak. e süper lan, aynı şeyi tekrar tekrar okuyacak değiliz ya! götümüze girebilir olmaz! e yani yazmak istiyosak açık olması lazım sözlüğün değil mi! bakınız fasilitesi ile konuşmak yasak, hatalı başlığa ayar vermek yasak, yasak, yasak...

    şimdi bir de tüm dünyada tartışılan nefret söylemi çıktı piyasaya*. diğer konan her kural gibi bunun da haklı bir sebebi var doğru. iyi ama bu yasakların sınırı ne? karar mercii kim? ben "bu kural şarttı, ama tamam bundan sonra abartmaya gerek yok" diyebilirim. ama başka biri çıkıp o benim kafamda koyduğum keyfi sınırın aşıldığını iddia edemez mi? ben çıkıp "sol frame'i sikip atıyorlardı iyi oldu" diyorum tamam. ama başka biri çıkıp bana "senin o yasakçı zihniyetini sikeyim, sizin gibiler yüzünden bu haldeyiz" diyemez mi? zaten kimseye gerek yok; o başka biri bizatihi ben de mevcut!

    aşırı kuralcılığın sonu bir nevi faşizmdir. kuralları tümüyle reddetmek ise anarşizm. çoğunluğun ortada durduğunu varsayarsak, o durulan noktanın kararı her zaman sözlük elitleri tarafından belirlenecek, artık bunu kabul edelim. biz zaten yapı olarak buna alışkın değil miyiz? ülkenin yasaklarını da ülkenin elitleri koymuyor mu?

    velhasıl kelam ben bu kurallar silsilesinin işlevselliği konusunda kararsızım. ha şimdi bu durum bana niye bu kadar dert oldu? yok lan çok da sikimde değil aslında. behzat ç.'yi izler yatarım zaten ben.
  • hukuk-kurallar-bürokrasi-faşizm

    hepside aynı kuramlar yığınıdır kanımca.hepside birbirinden sıkıcı kavramlarla anlatılmaya çalışılır.birde öyle özel terimleri vardır ki anlamayıp,düşünmeyipte uyasınız diye ayarlanmıştır sanki.

    yaratım neyse zıt anlamıda işte bu sözcükler yığınıdır.herkim gidipte ararsa yaratıcılığa ulaşmanın yollarını bunlar tersi adına engellemeye koyulanlardır.

    kurallar ve düzen olmasaydı belki bu dünya daha kanlı,karanlık olacaktı lakin en kötü bu denli hergün aynı olmazdı.hergün insanlar bu denli aynı şeyleri düşünmek,yapmak için komut içinde yaşamazlardı.hatta belki çevreyi siktir edip donsuz gezibeceklerdi.kimileri kimilerine işkenceler,tecavüzler edecekti.ama bana sorarsanız birbirlerinden içten içe izole edilmiş,aynı işe odaklanmış,duyguları alınmış insanlar yığınıda olmazdı öyle bir düzensizlik içinde süzülseydik zannımca.

    nerden yakarsan yak işin ucu boka sokulmuş saptan öteye gitmeyen biri ütopik biri varolan yaşantıdır gidiyor işte.

    düzensizlik varolsaydı dünya daha kötüye giderdi belki lakin yaratıcılık kesinlikle aksine daha iyiye belkide.

    bürokratik ve hukuk kurallarının geçerli olmadığı bir dünyada insanların istediklerini yapabilmesi pekala mümkün olsaydı herbirininde kendince becerebildiği haltlara,kabiliyetlere odaklanması yada onları bulması kesibnlikle daha kolay olurdu kanımca.

    ''yaratım yaratım diyorsunda geç bunları herkes sanat,icat,yaratım yapmayı istemek için doğmuyor be güzelim'' diyenler için geliyor

    bahsettiğim gerçekten istemeyip para niyetine günde en az 8 saat masa başında muhasebecilik yapacağına,çok para var diye hukukçu olacam sevdasına istanbul,marmara üniversitelerine göz dikeceğine,adım çevrede başarıyla dolansın namınada tıp okuyacağına ilerde

    yaşamının çoktaçokunu kapsayacak,hatta bırakın kapsamını böyle anılacağınız işle övünmektense o saatleri geçirirken ahenkle kafayı yemişler gibi kıkırdayarak dans eder misali yaşamanızdı,seks yapar gibi şehvetle dolmanızdı.hatta o uyuşturucu,alkol kullananlara özgü kahkahalarla mutluluktan salaklaşmanızdı.
  • genel kurallar
    --- spoiler ---

    bir şeyin ters gitme olasılığı varsa, ters gidecektir.
    bir şeyin birkaç şekilde ters gitme olasılığı varsa, hep en kötü sonuç doğuracak şekilde ters gidecektir.
    bir şeyin ters gidebileceği olasılıkları engelleseniz bile, anında yeni bir olasılık ortaya çıkacaktır.
    bir şeyin olma olasılığı, istenme olasılığı ile ters orantılıdır.
    er ya da geç olası en kötü koşullar zincirlemesi
    vuku bulacaktır.
    ne zaman bir şeyden vazgeçseniz, vazgeçtiğiniz o şey size geri gelir.
    olmuyorsa zorlayın, kırılırsa zaten değişmesi gerekirdi.
    ne kadar beklersen bekle istenmediği zaman gelecektir.

    örnekler
    yere düşen her şey ulaşılması en zor köşeye yuvarlanır.
    ne zaman arabamı yıkasam yağmur yağar, yağmur yağacağı için arabamı yıkamadığımda yağmur yağmaz.
    reçelli bir ekmeğin yere düştüğünde reçelli kısmının yere gelme olasılığı yerdeki halının değeriyle doğru orantılıdır.
    özür dilemek, izin almaktan daha kolaydır.

    uyuyan bir bebek, anne babası uykuya dalınca uyanır.
    bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.
    insanların seni seyretme olasılığı düştüğün komik durum ile doğru orantılıdır.

    yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.
    patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.
    gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür.

    sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.
    duşa girip ıslandığında telefon çalar.
    birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.

    bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.
    kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.
    sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.
    ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.

    herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır.
    bir şeye ulaşmak istediğinizde ve ulaşamayıp umudunuzu kestiğiniz anda,bir yerden bir şekilde size gelir.
    işler yolunda gittiği zaman mutlaka bir terslik vardır.

    aradığınız şeyi baktığınız en son yerde bulursunuz.
    24 tercih yaparsın istemeden yaptığın tek tercih gelir.
    herhangi bir bilgide sayılar çok doğru gözüküyorsa boşuna kontrol etmeyin, yanlıştırlar.

    bir teklifin gerçek olması güvenilir olmasını gerektirmediği gibi, güvenilir bir teklifin de gerçek olması gerekmez.
    telefon çalmasını beklediğin süreler boyunca çalmayacak, ancak başından ayrılıp başka bir işle meşgul olduğun anda çalıp seni bölecektir.

    siz sınavlara istediğiniz kadar çalışın, sonunda her zaman çalışmadığınız bir yerden çıkacaktır!
    ne zaman sınavlara çalışacak olsanız uykunuz gelir, sınavdan sonra uykunuz açılır.

    dakikalarca beklediğin otobüs sen tam sigara yaktığında gelecektir.
    sigara dumanı herzaman sigara içmeyen kişiye doğru gelir.
    ne zaman sınava girmeyecek olursan o sınav çok kolay olur.
    --- spoiler ---
  • ''chema topla oynuyordu, top chema’yla oynuyordu, top bir renk dünyasıydı ve dünya, özgür ve çılgın, uçuyordu, havada dalgalanıyor, nerede isterse orada zıplıyor, sıçraya sıçraya, buraya düşüyor, oraya fırlıyordu, ama annesi geldi ve durmasını emretti.

    maya lopez topu yakaladı ve sakladı. chema’nın mobilyalar için, ev için, mahalle için, meksiko kenti için tehlikeli olduğunu söyledi ve onu ayakkabılarını giymeye, uslu uslu oturmaya ve okul için ödevlerini yapmaya mecbur etti.

    -kural kuraldır, dedi.

    chema başını kaldırdı:

    -benim de kurallarım var, dedi ve ona göre iyi bir annenin çocuğunun kurallarına itaat etmesi gerektiğini söyledi:

    -canım ne isterse oynayayım, çıplak ayak gezmeme karışma, beni okula ya da ona benzer bir yere gönderme, erkenden yatmaya zorlama, her gün ev değiştirelim.

    ve tavana bakarak, sanki hiçbir şey istemiyormuş gibi, bir şey istemeyen biri gibi ekledi:

    -sevgilim ol. ''
    zamanın ağızları s.59

    ''kuralları her zaman güçlü olanın koymasını düşünüyorum.

    anne-baba olmanın nasıl bu gerçeğin ötesinde yapılabileceğini, yaşanabileceğini düşünüyorum.

    yılda bir bayramlarının olmasının, bir iktidar koltuğuna bir çocuğu oturtmanın ne ifade ettiğini-etmediğini, erkenden, filizlenmeden kurallarla yitirilen saflıkları, masumlukları, hayalleri, çocuk olmayı, büyüklere rağmen çocuk olmanın zorluklarını düşünüyorum.

    çocuklarının isteklerine karşılık, aklılarına gelen ilk sözcüğün “hayır” olduğu büyükleri, yaşamın ağırlığıyla çökmüş omuzların üzerindeki kafanın, hayal ve oyun dünyasında kaybolan, mutlu, küçük yaratıklara duydukları anlaşılmaz yadsımayı, kızgınlığı, onları dönüştürme çabalarını düşünüyorum.

    kaybeden birileri oluyor her zaman. çıplak, toprağa basan ayaklar örtülüyor, rengârenk, gökkuşağı gibi toplar karanlık bodrumlara sürgüne, çocuklar kapıların ardına, ders çalışmaya gidiyor. neşe, sevinç, mutluluk, özgürlük uzaklardan bir yerden bakakalıyor.

    içi boşalıyor “sevgilim” sözcüğünün.

    aklımızın, duygularımızın labirentlerinde bir soru dolanıp duruyor;

    “neden bu kadar mutsuz bu insanlar?”

    (bkz: eduardo galeano)
  • neredeyse tamamı özgürlüğüne düşkün oluşumlardır.