şükela:  tümü | bugün
4 entry daha
  • okumak eylemi okunan şeyi anlamayı gerektirdiği gibi, temelde ondan başka amaç içermiyormuş gibi görünür. doğrudur bu. manasını artık içselleştirmişse, nasıl yapmış olursa olsun cümlesine, kelimesine varıncaya değin anlaması gerektiğini düşündüğü şeyi anlamışsa, türkçe okumasına gerek yok haliyle. temel amaç anlamak, ulusal & arı dil gösterisi yapmak değil. ancak okumadan kasıt, öğrenilen arapça harfleri anlamından yoksun bir şekilde biteviye okumak ise, burada eylem, dili ilk öğrenirken kullanılan harfleri öğrenme amaçlı aktivitelerden biri olmaktan geçemez. hayatı boyunca harfleri tekrarlayan insanları düşününüz, ben tanıdım böylesini. okumak böyleleri için, "nasılsa kuran değil mi, allah'ın kelamı olduğu için manalı şeyler barındırıyordur içinde" teslimiyeti anlamını taşır. okumak böyleleri için salt kabullenişin ikrarı gibidir. oysa okumak, belli bir düzene göre gözleri harfler üzerinde gezdirmekten öte bir şeydir; okurken anlamayı, anlarken okumayı arzular okuyucu. aksi halde, yukarıdaki resmin gösterdiği üzere, kuran okuyucusunun durumu "nasılsa kutsal sözler"i tekrarlıyor görünmekten öteye geçemeyecektir.

    bunun yanında kuran okumak'la ilgili şöyle bir tespitim daha var. kuran okumak bizim kültürümüzün temel unsurlarından biri; aslına bakılırsa kuran okumanın kendisi de değil, bizzat kuran okuma eyleminin kültür mirasında içerdiği anlamın kendisi temel unsurlardan biri. nasıl ki çalışan batılı kafalar gece gündüz eski ve yeni ahit okumadan, içeriğinden kimi parçaları kendi kültür hayatına yedirir de, isa'yla, süleyman'la, yahya'yla, paulus'la ilgili meselleri hem sosyal hayatına hem de edebî, sanatsal, ilmî, siyasî söylemlerine yedirirse; kısacası bir şekilde kendi var oluşunu "ben bu kültür içinden çıktım, buna göre varım ve bir neticeyim" şeklinde dile getirirken geleneğin dinî mirasını ürettiği ürünlere yedirirse, biz de bu topraklarda kuran okumadan da sanki sürekli etrafımızda okunuyormuş gibi hissetmek durumunda kalabiliyoruz.

    kuran'a ilişkin dinî referanslar kültür alemimizin bir yönünü belirler, dahası bu yönün kesin sınırlarının çizilmesi de mümkün değilmiş gibi duruyor. bir sosyolog çıksın da, fatiha suresinin ya da "üç kulhu bir elham"ın bu toplumun zihninde ne gibi bir anlam ifade ettiğini çözmeye çalışsın. işe besmeleyle başlamanın erdemine ilişkin, sokaktaki insanların neredeyse hiçbirinin bir fikri yoktur; ama bu yaşamın bir parçası olmuştur. kendisi besmele çekmiyorsa, yanındaki çekiyordur. o da çekmiyorsa, onun babası vardır. o yoksa, anneannesi, dedesi vardır. olmadı komşu, esnaf, patron vardır. evlıyalara ya da sahabelere ilişkin anlatılanlar, kuran söyleminin içerdiği ibretlik vakalar toplumu oluşturan bireylerin genlerinde dolaşır. dahası muhafazakâr idarenin iradesi ve mahalle baskısı gibi unsurları da düşünürseniz, ezan okunurken müziğin sesini kısma zorunluluğunun kendisi bile, din söz konusu olduğunda bireylerin birer sınırlarının olduğunu gösterir. "evet bunun böyle olması gerekiyor, nedenini sorma; böyle gelmiş böyle gider" denilip işin içinden sıyrılırlar; batıda isa'yla, haç'la ve çarmıhla ilgili kafalardaki mengene bizde de karşılığını büyük ölçüde kuran söyleminden buluyor. aslında bu mengenenin sokaktaki adam için kuran'dan besleniyor oluşunun da bir anlamı yoktur, o sadece öyle kabul edilmiştir; o öyle kabul edilirken bazen kuran'la çelişse bile o öyle bırakılmalıdır; çünkü o yani bireyleri yontan dinî mesel geleneğin bir mirasıdır. bu yüzden geleneğin mirasını, kimi kuran söylemlerle çeliştiğini göstererek incitmemek adına kuran okuma eyleminin yüceliği bile göz ardı edilebilir. önemli olan kuran'ın okunması değil, duvardaki dantelli mahfazası içindeki görüntüsüdür. boynunda haç taşıyan her zihin gece gündüz yeni ahit okuyor değildir, onun imaj olarak ağırlığı bile yaşama standardının belirlenmesi açısından önemlidir. sola scripta'nın (salt kutsal metinler) özünde yatan telâş da buna yöneliktir; okunacak metinden ziyade, metinden çıkarıldığı düşünülen adetin kutsallaştırılması! kişi bir tavır içindeyse, onu öyle kabul etmiş demektir; onu o şekilde gelenekten almıştır. sözün özü, şuraya gelmek istiyorum: gelenek bütün yüceliklerin üstünde olup, en yüce tasarımların bile yontucusudur. kuran okumanın erdemi de, geleneğin süzgecinden geçtiği ölçüde insanı sarar.

    uzmanca kuran okumanın ne kadar keyifli olabileceğini yakından bilen biriyim. uzman olduğum için değil de, zorunlu olarak içinden bazı bilgileri -bilinçli bir şekilde- almak zorunda olduğum için bu böyle. eski ahit ve yeni ahit'i vulgar dilinden yani sonraki çevirileri olan latincesinden başından sonuna okumak durumunda kalıyorum sürekli. i.s. 1-5. yy. aralarını ve roma'da hıristiyan geleneğin gelişimini başka türlü anlayabilmemin imkânı yok. ortaçağ'ın sınırlarına giriyorsanız, çantanızda her daim yine bu kitapları taşımak durumundasınız. yeniçağ'a geliyorsunuz metinlerin tamamına yakını kutsal kitaplardan alıntılarla dolu; erasmus ile martin luther uzlaşmazlığını düşününüz örneğin. "kutsal kitabı ulusla dilde mi okumalı, yoksa latincesiyle mi?" "kilise bölünerek mi yoksa birleştirilerek mi isa'nın zamanındaki hava yakalanabilir?" gibi anlaşmazlıkarı yeni ahit okumadan çözmek mümkün müdür? renaissance aydını, 17. yy. sonu aydınlanma'sında kutsal kitapları tartışmaya açarken de onları iyi bilmek zorunda olduğu için okumuştur. "okuma" başlı başına yüzyılların bir otak paydasıdır; okursun, genlerine işler ancak reddedersin.

    okumak, bir şeyi anlayabilmenin şartı olmakla birlikte onu kabullenmenin teminatı değildir. bizde sanki böyle anlaşılıyormuş gibi hissediyorum; kuran okumak sanki ona inanmakla eşmiş gibi düşünülüyor. zira hayata bu gözlükle bakıyor: "ben bir şeyi sadece onu kabul etmek ya da etmemek için yaparım" ya da "ben bir şeyi sadece onu kabul ettiğim ya da etmediğim için yaparım" düşüncesi hakim oluyor. temel kaide "öğrenmek ve ona göre tavır almak" değil de, "işin iç yüzünü öğrenmeden alınan tavrı (çoğu kere ideolojilerin dürtüklediği budur) destekleyecek verileri öğrenmek" oluyor. böyle olunca okunan kuran da olsa, feuerbach metni de olsa; ondan alınan şey sadece alınmak istenen oluyor. bu da zaten kuran'ı dantelli mahfaza içinde duvara asmakla aynıdır.
118 entry daha