şükela:  tümü | bugün soru sor
  • daha en başından ezeli, ebedi ve allah kelamı olduğu ifade edilen bir kitapta bulunan söylemler. işin komik tarafı bu nefret söylemlerini içeren kitabı savunanların her negatif durumda olduğu gibi olayı şartlar veya cımbızlanma savunmalarıyla desteklemeleri.

    ilk olarak arkadaşlar dinlerde ve özellikle islam'da da "o dönemin şartları" vs gibi bakış açıları yoktur. kendisinin de defalarca belirttiği felsefesine aykırıdır. hadi diyelim inandığınızı söylediğiniz kitabın dediklerine inanmayarak "o zamanın şartları öyleydi muhterem" konulu bir savunmaya girdiniz; peki o zamanın şartlarına göre yazılmışsa, nasıl evrensel ve nasıl tüm zamanları ilgilendiren bir kitap olabilir? "o zamanın şartları"na göre yazılmış bir kitaba 1400 yıl sonra bugün nasıl ve neden inanıyorsunuz?

    ikinci olarak islam'ın kutsal kitabını okumuş, okumayı geçtim göz gezdirmiş; ki günümüz teknolojisinin imkanlarıyla ilkokul bebeleri bile kolayca yapabilir bunu; her insan bu kitabın yahudiler ve hıristiyanlarla ilgili dost edinilmemesi ve onların direnenlerin katledilmesi konusundaki yaklaşımlarına bilmektedir, bilebilir veya bilmiyorsa öğrenebilir. çocuk pornocusu ve seri katil olanları için mi bu yaklaşımlar belirtiliyor da, cımbızlama iddiaları ortaya atılıyor. eşcinsellere veya inanmayanlara veya inanmaktan vazgeçilenlere aslında bir hoşgörü var da bu mu atlanıyor? burada bir başka çelişki daha devreye giriyor. bu tip tartışmalarda, müşrikler ve eşcinseller için olmasa da, kitabın başka yerlerinde müslüman olmayan kimseler için yazılmış daha ılımlı yaklaşımlar öne sürülüyor. e o zaman da kusursuz ve insanlığın mucizesi olarak gördüğün kitaptaki çelişkileri kendi elinle ortaya koymuş olmuyor musun?

    küçük bir ek olarak; evet bu çeşit nefret söylemleri, ayırıcı ve "öteki"ni olumsuzlayan söylemler hemen hemen tüm dini kaynaklarda bulunabilir. bunun sebebi de çok basittir. etkilemek istediği kitle hedefini yüksek tutan her bir dini akım ve dahi çoğu düşünsel akım; kendinden önce hakim olanları kötüler, kötülemek durumundadır. zira o akımın etkiledeği ve/veya etkileyebileceği kitleyi kendisine çekmek ister. amma velakin en insanlık dışı, en hastalıklı ve en zararlı düşünsel akımlar bile doğru olmasa dahi tutarlı ve az ya da çok insan zihnini ikna edebilecek veya insan hırsını, ateşini körükleyebilecek, duygu ve/veya düşüncelerini yönlendirecek argümanlar ortaya koymak durumundadırlar. kastım şu, nazizm gibi tarihin gördüğü belki de en hastalıklı ve katil akımlar dahi bir tutam da olsa tutarlılık barındırmak durumundadır. atıyorum nazizm bile yahudi nefretini ortaya koyarken bu nefreti tabii ki yalan ancak tutarlı ve destekli bir sebeplendirmeyle açıklamak durumundadır. ancak konu inanç akımları olunca, referansınız gaipten gönderildiğini iddia ettiğiniz kelamlar olunca bütün bu gereksiz ideolojik yükümlülüklerden dahi kurtulabilirsiniz. zira o insan kaynaklı değildir, kutsal yaratıcı tarafından yollanmıştır ve eğer bir saçmalık, bir tutarsızlık varsa veya insanoğlunun evrensel değerleri ve yine mantık ve biraz erdem sahibi bir kişinin savunamayacağı fikir ve talimatlar içeriyorsa; bunu ya siz anlayamamışsınızdır ya da "vardır bir hikmeti."
  • kuran-ı kerim'de gerçekten bulunan söylemlerdir. ama şöyle ki:

    çoğunun bildiği gibi kuran-ı kerim, geçmiş insanların (milletlerin, kavimlerin) yaşamlarından kesitler sunan kıssalar anlatır. bunu yaparken de olayı sanki içinde bulunduğumuz zaman diliminde yaşıyormuşcasına nakleder. aşağıdaki örneğe bir bakalım:

    “bizim gibi iki beşere, îmân mı edelim? ve onların ikisinin kavmi, bize köle olmasına rağmen.” (muminun, 47.ayet)

    bu örnekte nefret söyleminin sahibi; musa ve harun peygamber'i ve onların milletini aşağılayan bir ekabir yani ensesi kalınlar zümresi. görüldüğü gibi bu zalim güruh; musa ve harun'a mensub olduğu milletine göre muamele yapıyorlar, bu iki insanı kendilerine köle yaptıkları ve aşağı gördükleri bir millete mensup olduğu için aşağılayarak; halkı böyle kışkırtıyorlar.

    bununla ilgili kuran-ı kerimden bir çok örnek verilebilir. örneğin bir yasin suresini hatırlıyorum şimdi; kendilerini hakka çağıran elçilere uğursuz (lanetli) diyorlardı. bunun dışında en çok nefret söylemi olarak görülen o ünlü ayet'in mealinden kaynaklanan bir yanlış anlaşılma var. eminim ki burada da defalarca yazılmıştır fakat tekrar etme gereği hissediyorum:

    maide suresi 51. ayete konu olan "yahudi ve hristiyanları dost edinmeyin" emrindeki "veliyyun" kelimesi dosttan ziyade lider, yol gösterici, sahip, himayeci manalarına gelmektedir. bir öğrencinin "veli"si gibi. bu ayette aslında şöyle emredilmektedir:

    "...ey iman edenler; yahudi ve hristiyanları veli edinmeyin (onların himayesine girmeyin). onlar birbirlerini himaye eder, korurlar..."

    yukarıdaki ayette yahudi ve hristiyanların birbirlerinin arkalarını kollarlar diye bahsetmesine en güzel örnek de günümüzdeki abd-israil iş birliği olsa gerektir. peygamber efendimizin medine'de yahudi ve hristiyanlarla komşuluk ilişkileri içinde olduğu da bilenlerce malumdur.

    eğer bu ayet yahudi ve hristiyanlarla dost (arapçada "sahib" kelimesi gerçek mana da "dost" ifadesini karşılar) olmayı yasaklasa idi en önce peygamber efendimiz bu insanlarla ilişkisini keserdi. halbuki peygamber efendimiz'in ehli kitap lan komşularıyla iyi ilişkiler içinde olduğu hadis ve siret kitaplarında yazılıdır.

    edit: imla.
  • kuran-ı kerim'de gerçekten bulunmayan söylemlerdir. bulunmaz ve fakat cımbızlama ya da bağlamından kopartılarak var gibi gösterilir.

    savaş zamanı uygulanacak kuralları sanki barış zamanı uyulacak kurallar gibi göstererek bir nefret söylemi çıkarılabilir. ancak bu zorlama olur. kuran'da olduğundan değil kuran'da görmek istendiğinden varmış gibi gösterilir. savaş zamanlarının kurallarıyla barış zamanlarının kuralları her yerde ayrıdır. savaşta askerden kaçan kişi idam edilirken barış zamanı askerden kaçan kişi hapis yatar kurtulur. bunun gibi bir şey.

    kaldı ki islam dini en güçlü olduğu dönemlerde bile nefret söylemi olduğu iddia edilen ayetleri bugün ateistlerin anladığı gibi ve de bizim anlamamızı istedikleri gibi anlamamıştır. eğer anlasalardı adamın götünden kan alırlardı. tarih var ortada ispat olarak.
  • nefret söylemi içerdiği düşünülen süre veya ayetlerin hangi olay üzerine indirildiğine dikkat etmek gerekir. zira nefret söylemi içeriyor denilen aynı kuran benim dinim bana senin dinin sanadır hoşgörü söylemi de içermektedir.