şükela:  tümü | bugün
  • national geographic'in yayımlandığı bir belgeselde ayrıntılarıyla işlenen konudur. buna göre en basitinden kuran'ın "indirilmiş" halindeki cümle bozuklukları bile düzeltilmiştir. (bkz: allah'ın yanlışını düzeltmek) ayrıca kuran'ın içindeki pek çok sözcüğün dönemin arapçasında bulunmayıp süryaniceden geçtiği ve hatta bazı bölümlerin süryanice okunması halinde başka anlamlara geldiği anlatılmaktaydı belgeselde.

    ayrıntılı bilgi için (bkz: inside the koran)
  • sana'a'da bulunan dünyanın en eski kuran-ı kerim'i var. peygamberin ölümünden yaklaşık 70 yıl sonrasına ait. detaylı bilgi:

    [http://en.wikipedia.org/wiki/sana'a_manuscripts http://en.wikipedia.org/wiki/sana'a_manuscripts]

    şöyle bir arkadaş çalışma yapmış, güzel bir derleme olmuş:

    http://ahmetdursun374.blogcu.com/…akildi-mi/8662715

    son olarak da sana'a'da bulunan dünyanın dünyanın en eski kuran'ı ile ilgili bir video var, izlenmesi ve düşünülmesi amacıyla

    http://www.youtube.com/watch?v=yumkloe78kw

    kabul edelim, beşer şaşar. allah aracı koymadan direkt elimize yazılı metni verseydi o zaman bir sıkıntı olmayacaktı.

    edit: link düzeltme
  • sırf daha az zarar görme düşüncesi ve korkusuyla körü körüne inanmak isteyen köhne beyinlerin her platformda yokluğunu savunduğu ihtimal.

    halbuki iki yıl öncesinin kitabından bahsetmiyoruz, taa ne zamanın kitabından bahsediyoruz.

    biraz gözü açık olun lan.
  • kesinlikle doğru önermedir. insan idaresini baz alıpta bugüne kadar yine insanlar tarafından zamanla ihtiyaçlara göre ya da kendi çıkarlarına göre değiştirilmemiş bir yazılı kaynak olduğuna inanıyor musunuz?

    (bkz: allah/@sertmertdert)
  • tarihi tartışmaları, hz. osman'ı, sana'a müshafını falan boş verin. üç nokta üzerinden değineceğim ve iddia ediyorum, kimse de inkar edemeyecek bu gerçekliği. ironi falan yok. gayet anlaşılır bir dilde, teker teker açıklıyorum:

    1) önce kanıtın kendisini irdeleyelim: çeviriler ve mealler.

    dünyada 1.5 milyar müslüman, öte yandan anadili arapça olan yaklaşık 300 milyon insan var. haydi, sonradan arapça öğrenmiş kişileri de bu toplama katalım ve tahminimizde cömert davranalım, 500 milyon olsun. (aslında 300 milyon rakamından da düşülmesi gereken bir miktar var, ama ona az sonra değineceğim.)

    bu demek oluyor ki, geriye yaklaşık 1 milyar arapça bilmeyen ve kendini müslüman olarak gören insan kalıyor.

    peki, bu arapça bilmeyen 1 milyar insan dinini öğrenmek için kuran okumak istediğinde ne yapıyor? eline kuran'ın kendi diline çevrilmiş bir baskısını alıyor. peki çeviri nedir? çeviri sırf kelimelerin teker teker tercümesini yapmak değildir - çeviri, aynı zamanda yorumlamaktır. veya, kısaca: çeviri tahriptir.

    günümüzde kuran'ın kaç farklı türkçe çevirisi vardır? ya türlü türlü farsça, azerice, özbekçe, malayca, endonezce, boşnakça, ingilizce, fransızca, ispanyolca, almanca çevirilerine ne demeli? 100, 200 hatta 500 küsür farklı çeviri var desek, pek de yalan söylemiş olmayız, öyle değil mi?

    peki, bu çevirilerde kelimelerin hepsi aynı şekilde mi çevrilmiş, noktalama işaretlerinin yerleri hiç mi kaymamış, gramerde, tonlamalarda hiç mi değişiklik olmamış? bunu iddia edebilecek tek bir mümin var mı? bir çevirmenin "dayak" dediğine, diğeri "hafifçe dokunma" demiyor mu? ötekisinin "perde" diye çevirdiğini, beriki "örtü" diye çevirmiyor mu?

    lafı dolandırmayalım. buradan çıkartılacak sonuç: arapça bilmeyen yaklaşık 1 milyar küsür insan için kuran kesinlikle değişmiştir.

    2) ha, diyeceksiniz ki şimdi, çeviriyi bırak, asıl önemli olan orijinal metin.

    iyi de, tüm müslümanların arapça bilmesi farz mı? e değil. öyle bir dini hüküm yok. kelime-i şahadet getirirsin, istersen dinin şartlarını da uygularsın, yeter. "kuran'ı orijinal metninden okumayan müslüman değildir" diye bir hüküm yok. ki, zaten böyle bir hüküm insan doğasına da aykırı olur. o 1 milyar insanın kaçının kapasitesi bilmedikleri bir dili sonradan a'dan z'ye öğrenmesine yetecek?

    ve yine sonuç: arapça bilmeyen, dolayısıyla kuran'ın çevirilerine bel bağlamış yaklaşık 1 milyar küsür insan için kuran kesinlikle değişmiştir.

    3) gelelim zurnanın zırt dediği yere:

    okuryazarlık seviyesinin yerlerde süründüğü coğrafyalara kitap indirsen ne yazar, indirmesen ne yazar, bu kitap değişime uğrasa ne yazar, uğramasa ne yazar?

    anadili arapça olan 300 milyon insak dedik ya az önce. bu çerçevede şu haritaya göz atmakta yarar var: http://en.wikipedia.org/…le:literacy_rate_world.svg

    okuryazarlık seviyesinin %80 sınırını zorladığı kaç arap ülkesi var? en fazla iki-üç tane, ki bunlar da zaten bol göç alan petrol zengini küçük emirlikler. diğer taraftan, bu seviyenin %50 sınırlarında gezdiği, hatta %20'lere, 10'lara indiği kaç arap ülkesi var? saymakla bitmez. hatta, araplardaki okuryazarlık seviyesini de geçelim: okumayı öğrenmiş olup da, gerçekten eline kitap alıp okuyan kaç müslüman var dünyada?

    buradan çıkarılacak sonuç şu ki, hadi farz edelim kuran'ın orijinal metni korunmuş olsun (sizi mi kıracağım), bu orijinal metni layıkıyla okuyup anlayabilen müslüman sayısı, dünyadaki toplam müslüman sayısının %1'ini geçmez. geriye kalan %99'luk kesim için kuran ya imamların, mollaların, şıhların, şeyhlerin kendi yorumlamalarını da kattıkları sözlü gelenekten, ya da tahrip edilmiş çevirilerden ibarettir.

    yani, arap olsun-olmasın, müslümanların %99'u için kuran kesinlikle değiştirilmiştir ve hala değiştirilmektedir.

    ---
    edit: ironin böylesi. hani şu kulaktan kulağa oyunu yok mu? fransızcası neymiş bunun biliyor musunuz? (bkz: telephone arab)
  • bu konuyla ilgili soyle bir anket var;

    http://sites.eksiduyuru.com/anket/poll.php?id=8696
  • hakkında güzel bir incelemeye şurada rastladım. burada da paylaşayım:

    --- alıntı ---

    ** kuran’ın muhtemelen değişmiş olması sorunsalı

    islam dünyasının en büyük gurur kaynaklarından biridir kitaplarının eksiksiz ve değişmemiş olması. zira özellikle hıristiyan dünyası zaten bir dönem kendi kitabını kendisi elemiş, değiştirmiştir, ve bunu kabul etmektedir. ancak, din bilimi açısından incelendiğinde kuran’ın en azından “eksiksiz” olmadığı görülecektir. hz. muhammed zamanında “vahiy tamamlanmadığı için” toparlanmayan kuran kısmet çeşitli kişilerin (sahabeden) hafızalarında, kısmen ise deri veya başka nesneler üzerine yazılmış şekilde bulunuyordu. hem hafızaya atılmış kısımların, hem de yazıya dökülmüş kısımların bazıları birden fazla kişide, bazıları tek bir kişide bulunuyordu. hz. muhammed öldükten sonra “vahiy tamamlanmıştır” kabul edilip her şey tek bir kitapta (mushaf denir) toplanılmaya çalışıldı. hz. ebubekir önderliğinde toplanan vahiy kâtipleri ve dönemin “ulema”sı, kuran’ı önce yazılı olan kısımlardan, sonra ezberden yazıya geçirilen kısımlardan kaynak alarak tek bir parça haline getirdiler. ancak hem yazılı, hem ezber kısımlarda tek tük de olsa değişiklikle vardı, ve kitabı tek parça haline getiren insanlar bunu tartışarak, “doğrusu şu olmalı” diyerek zaman zaman genel mantık ile, zaman zaman da geçmişteki olaylara ve referanslara dayanarak mümkün olduğunca kesinlik sağlayıp gerçekleştirdiler. ancak yaşayan veya merhum vahiy katiplerinden gelen kaynaklarla kesinleştirilemeyen noktalar vardı, ve buralara işaretler koydular.

    kuran’ı arapça’sından okuyanlar özellikle fark etmişlerdir ki, bazı sayfaların sağında-solunda bu tarz işaretler vardır. bu işaretler belli bir ayetin/kısmın eksik olması veya kesinlikle öyle olduğuna karar verilememiş olması anlamına gelir. dolayısıyla islam dünyası kuran’ın değişmiş olabileceğini kabul etmese de, eksik veya karar verilemeyen kısımları olduğunu kabul eder. lütfen konuyla ilgili “sen kuran’la ilgili şöyle şeyler uyduruyorsun” diye gelmeyiniz, bu bilgileri en basit islam tarihi kitabında bile bulabilirsiniz. yani ben demiyorum. kaldı ki kuran’ın içeriğini değil, yapısını konuşuyoruz şuracıkta. neyse… insan hatasının doruklara çıkabileceği en önemli noktaya (hz. osman sonrasına) gelmeden önce bir özet geçelim. ayetlerin önemli bir kısmı hafızlar tarafından “akılda” tutuluyordu, bu birinci insan müdahalesidir. buhari’nin yer verdiği bir bilgiye göre ayetleri ezberleyenlerin önemli bir kısmı daha sonra dinden dönme nedeniyle çıkan kargaşa ve savaşlar sırasında ölmüşlerdi, bu ikinci insan müdahalesidir. hz. ebubekir zamanında görevlendirilen zeyd ibn-sabit ve “çalışma grubu” tarafından incelemeler, araştırmalar ve tartışmalar yapılarak kuran’ın mümkün olan en kesin şekliyle ortaya konulup toparlanması olayı üçüncü insan müdahalesidir.

    dördüncü insan müdahalesi hz. osman zamanında gerçekleşmiştir. lehçe farklarından ve aktarımlardan kaynaklanan problemlerin çözülmesi amacıyla, hz. osman tüm nüshaları inceleterek bu nüshaları tek bir nüshaya indirgetmiştir (hz. ömer’in kızı hafsa’nın sakladığı nüshaya sadık kalınmıştır). geri kalan nüshalar karışıklığa yol açmamaları için yakılmış (bazı kişilerin bunların bir kısmını sakladıkları rivayet edilir, ki olasıdır – muhtemel 5. insan müdahalesi), tek ve gerçek kabul edilen nüsha çoğaltılarak çeşitli bölgelere yollanmıştır.

    şimdi gelelim bu “son” nüshanın en büyük problemine. bu son nüshada noktalama ve “teşkil” bulunmamaktaydı. yani arap harfleriyle az – çok muhatap olmuş olanların bileceği gibi, b harfi ile s harfi (s-t arası peltek bir sesle okunur) aynı şekil ile ifade ediliyordu. daha sonra bunun okumayla ilgili problemlere yol açacağı düşünülüp dört halife dönemi’nden sonra harflere nokta eklendi. bu da yeterli görülmeyip arapça’da sesli harfleri temsil eden, bugünkü resmî “yazılı arapça”da kullanılmayan “teşkil” eklendi. böylece anadili arapça olanların yanlış yapmasını önlemek için harfler noktalanmış, anadili arapça olmayanların yanlış yapmasını önlemek için harekelenmiş bulunuyordu. success! mi acaba?

    kuran’ın yapısıyla ilgili bugün en önemli sorun, biraz önce bahsettiğim 4.5 insan müdahalesine ek olarak, ilk nüshasının noktasız oluşturulmuş olması olarak kabul edilebilir. zira günümüzde bir ayetten bahsettiğimde karşıdan gelen “bir harf bile çok değişiklik yaratıyor, başka çevirilere baktın mı” ifadesine genellikle katılmasam da (ki bakmış oluyorum başka çevirilere genellikle…), üç harfli bir kelimeyi onlarca değişik “anlamlı şekle” sokabilecek “harflerin noktasız oluşu” gibi bir problemi görmezden gelemeyeceğimizi düşünmekteyim. o kelimenin girebileceği bir o kadar çok “anlamsız şekil” arapça’ya hâkim biri tarafından fark edilebilir ve düzeltmesi yapılırken, noktalanırken sadece anlamlı şekiller gözetilmiş de olabilir. ancak bu anlamlı şekillerin hangisinin seçileceğine, o kadar ayet arasında ne kadar kesin ve gerçekçi şekilde karar verilmiş olabilir?

    bununla ilgili olarak kuran’ın müzikal bir eser olmasını kaynak olarak gösterenler de var, ancak bunu çok basit bir deneyle çürütebiliriz. çok sevdiğiniz bir serdar ortaç şarkısını (en kafiyelisi onlar oluyor diye örnek veriyorum, yanlış anlaşılmasın) bazı kelimeleri azıcık değiştirerek okuyup, yine de kafiyeli ve müzikalitesi şaşmamış bir eser(!) elde edebiliyorsunuz. yani müzikaliteden de kurtaramadık. 600 civarı sayfalı bir kitabı, arapça gibi karmaşık bir dilde, yazılı dilin yeni yeni gelişmeye başladığı sıkıntılı bir dönemde anlamsal olarak “kesinlikle toparlayabilmiş” olmak da çok gerçekçi gözükmüyor. yani “context”ten den kurtaramadık.

    “karar sizin” demek isterdim, ancak karar sizin değil. yukarıda bahsedilen tarihi bilgiler her türlü eski veya modern kaynaktan teyit edilebilir, yani bilimsel verilerdir, ve islam dünyası tarafından, ve hatta “islam alimi” denilen kişiler tarafından da yüzyıllardır kabul görmekte olan gerçeklerdir. birazdan yapacağım temel istatistiksel çıkarımcıklar dışında hiçbir kişisel görüş, yorum içermemektedir. kuran’ın eksik ve kısmen tartışmalı olduğunun zaten kuran üzerinde belirtildiğini söylemiştik, çıkarımım ise aynı zamanda değişmiş olduğudur. önemli bir kısmı savaşta ölen insanların ezberlerinden, ağaç kabuklarından, deve kemiklerinden toparlanıp, üzerinde “tartışılıp karar verilerek” tek bir mushaf haline getirildikten sonra, birçok değişik versiyonu ortaya çıkmış, ve hz. ömer’in kızında bulunan versiyonu gerçek kabul edilmiş (mesela neden bu da, diğerleri değil?), daha sonra diğer nüshalarının da bazı kişilerce saklandığı iddia edilen, ve noktalama ve harekeleme gibi bugün çok temel olarak kabul ettiğimiz “okuma araçlarının” bile yıllar yıllar sonra yine “tartışılarak ve karar verilerek” eklendiği bir kitap, kanımca “çok çok çok büyük ihtimalle” değişmiştir, ve değişmesinin islam görüşüyle, inançla yorumlanacak bir tarafı yoktur. sonuçta kuran’ın yapısından bahsederken kimin sözü olduğundan, neyi ifade ettiğinden bahsetmiyor ve bunu tartışmıyoruz (başka meselelerde tartışıyoruz da, çaya da bekleriz). allah’ı ve peygamber’i otomatikman kusursuz kabul ettik. sahabeyi de kusursuz kabul etsek bile aradaki muaviye ve tayfasını, halifeleri, halifelerin çocuklarını, vs.yi de “kesinlikle kusursuz” kabul edersek, bence çok çok abartmış olacağız. teknik olarak, bahsettiğimiz kişilerin hepsi “insan” oldukları için, ve çok uzun bir dönem boyunca kuran tarih çizgisine bu “insan”lardan çok çok girdiği ve her biri farklı müdahalede bulunduğu için, kuran çok büyük ihtimalle değişmiştir diyebiliyoruz.

    --- alıntı ---
  • mantıksız bir iddiadır.

    eğer ki bu iddia doğru olsa idi şu anda etrafta nasıl birçok mezheb varsa aynen o mezheb sayısı kadar belki daha da fazla kuran-ı kerim nüshası bulunurdu. bu onlarca nüsha arasından birbirini tekfir eden gruplar ortaya çıkardı ve islam aleminde şu anki gibi bir tevhid olması imkansız olurdu. mezhebler arasındaki ayrımlar sadece pratik uygulamada değil itikadda da farklı olurdu. (şii-sunni olayları bile müminleri birbirine düşürebiliyor bildiğiniz gibi)
    ya da nasıl birçok hadis kitapları varsa, aynı o şekilde "şu sahih ayettir, bu değildir" minvalinde konuşmalara şahit olurduk. fıkh usulünde de bunlara dikkat edilirdi vs vs

    kısacası imkansızdır. aklı mantığı olan ve dinlerle alakalı yüzeysel de olsa bir bilgisi olan insanlar dahi bunu anlayabiirler. illa ki müslüman olmanız gerekmez bunu anlayabilmek için.
  • şimdi birbirimizi kandırmaya gerek yok, sadece müslümanlık değil herhangi bir dine mensup olabilmiş insanlardan inandıkları dogmaları eleştirmeleri beklenemez. ya da beklenebilecek insanlar vardır ama ben bi süredir bu konudaki beklentilerimi pek yüksek tutmamayı öğrendim bu ülkede. o yüzden konu üzerinden kavga etmeye falan gerek yok diye düşünüyorum.

    var olan bir ihtimaldir. hatta turan dursun konu hakkında araştırmalar yapıp kitaplar kaleme almıştır. (bkz: din bu tabu can çekişiyor)