şükela:  tümü | bugün
  • barış bıçakçı, ayhan geçgin ve behçet çelik'in birbirleriyle edebiyat üzerine yaptıkları yazışmaların (sanırım e-postalar yer alacak, maalesef kitapla ilgili fazla bilgi yok henüz) yer alacağı kitap.

    iletişim yayınları'ndan çıkacak kitap dört mart'ta raflarda olacak:

    http://www.idefix.com/…asp?sid=jdzgd2d8t7cpudluex50
  • barış bıçakçı, behçet çelik ve ayhan geçgin'in edebiyat ve yazmak üzerine mektuplaşmalarını içeren ve aynı zamanda üç yazarın kendi kişisel edebiyat yolculuklarını anlatan iletişim yayınları 'ndan çıkacak kitap.

    kitaptan tadımlık bir bölüm için:

    kurbağalara inanıyorum
  • dün itibariyle nihayetine erdiğim kitaptır. farklı izleklerin, uzak biçemlerin üç yazarının birbirlerine değen, çoklukla ayrışan yazın, yazar, dil, nedenler ve çıkışlar, çıkışsızlıklar üzerine yazışmalarını, çoklukla yeni soruları ortaya koyan konuşmalarını okumak güzel oldu. barış bıçakçı hakkında okuduğum kitapları bana temas etmediğinden önyargılarım vardı, bu kitap sonrasında kendisiyle aramdaki mesafenin azaldığını hissettim, hayırlı bir haber midir, ben bilmem. behçet çelik'i yeterince dikkatle okumamışım, onu keşfetmek için bir sebep oldu böylece. çelik zaman zaman biraz zorlayıcı bir dil ile sohbet eylemiş, neticede kendi bildiğidir. ayhan geçgin ise, oturup sessizce karşılıklı sabaha dek çay içebileceğim bir adam. özellikle kitabın, hepimizin hayatlarını derinden etkileyen, kimilerinin zerre umurunda olmayan, diğerlerinin ise bayram ettiği acıların, yıkımların başladığı noktada artık bir yazın tartışmasından, yazının oluşunun anlam/anlamsızlığından aniden, acilen bir siyaset kitabına dönüşmesi, geçgin'in kendini tutma çabasına rağmen hissettiği acının etkisiyle konuşmaların değiştirdiği yön, kitaptaki bir çok sorunun cevabını da barındırıyordu. kitap bu haliyle kendi içine doğru bükülürken, yazar, yazı, okur, hepimiz, patlamanın şiddetiyle bir an uğultu dışında bir şey duymazken, sonra yavaşça, dünyaya gelmişiz gibi, bazı sesler duymaya başlıyorduk. ayhan geçgin kurbağaların şarkısını söylüyordu.

    --- spoiler ---

    kurbağalar diriliyor

    --- spoiler ---
  • yanında rakısı eksik.
  • metinlerini tutkuyla okuduğumuz, zamanla “ne yazsa okurum” noktasına geldiğimiz yazarların hayatlarını, nasıl yazdıklarını, günlük alışkanlıklarını, edebiyat ve dünyanın diğer meseleleri hakkındaki düşüncelerini de merak ederiz sıklıkla. bu, metin karşısında (tabii ki iyi metinler) içerisine girdiğimiz okur şaşkınlığını bir nebze de olsa hafifletir. metnin arkasındaki dünyayı tanımak, metni daha anlaşılır kılarken, bir yandan da okurun eser karşısında daha özgüvenli durmasını sağlar.

    barış bıçakçı, behçet çelik ve ayhan geçgin’in e-posta sohbetlerinden oluşan kurbağalara inanıyorum, edebiyatımızın son dönem en sıkı takip edilen bu üç yazarının serbest sohbetini sunuyor bize. barış bıçakçı gibi göz önünde olmayı sevmeyen ve sadece metinleriyle konuşulmak istenen bir yazarın iç dünyasını cesaretle açması insanı heyecanlandırıyor. yukarıda bahsettiğim mesele üzerinden düşünürsek, muazzam eserler ortaya koymuş bir barış bıçakçı’nın “ama ben yazarken ne yaptığımı o kadar bilmiyorum ki, okuduğum bütün yazarların, bu yazarlara siz de dahilsiniz, ne yapmak istediğini bildiği hissine kapılıyorum” sözleri okuru gerçekten ferahlatıyor.

    aynı şekilde, behçet çelik’in “ne yazacağını bildiğini iddia edenlerin bile yazmaya başladıktan sonra içlerinde bir kâşifin baş göstermesinin kaçınılmaz olması bana daha doğru göründü” demesi yazmaya niyetlenenleri cesaretlendiriyor örneğin. kitap, neden yazıyoruz, nasıl yazıyoruz, yazmanın bugünkü anlamı, sanat ve hayatın bugünkü ilişkisi nedir gibi soru(n)lar üzerinden ilerliyor. kimi yerlerde ağır bir dilbilim ya da edebi yöntem tartışması şekline bürünen sohbet, çokça bir dost meclisi sıcaklığında ilerliyor.

    ayhan geçgin, bir yerde, sosyal medyayla birlikte epistemolojik bir sarsılmaya uğrayan günümüzde, söz ve anlam ilişkisinden bahsediyor: “her anlam bugün boşalmıştır, geriye yalnızca boş bir kalıp kalmıştır. yani, -tuhaf- hiçbir şey söylemeyen bir söyleme yetisi.” artık, anlamdan azade, yalnızca ilgi çekiciliğiyle değerlenen sözün hükmünün geçtiği bir dönemdeyiz sanırım. doğru zamanda doğru yerde sarf edilen sözün, anlamıyla kıymetli sözün önüne geçtiğine şahit oluyoruz. sosyal medya ortamında örneğin, ne yazdığınızdan çok ne kadar yazdığınız, ne kadar görünür olduğunuz önem kazanıyor. walter benjamin’in hikaye anlatıcısı başlıklı yazısında [1] -çok erken bir dönemde- belirttiği gibi, hikaye anlatıcılığı romana, aslında romanı da tehdit eden enformatik iletişim biçimine terk ediyor yerini. deneyimden, süreklilikten ve anlamdan koparılmış sözün hegemonik hale geldiği bir dönemde edebiyatın imkânını sorguluyor geçgin.

    peki neden yazıyorlar? “öteden beri insanların sözlerinin ve görünüşlerinin ardında ne olduğunu merak ederim, o anda neler düşünüp hissettiklerini, sözleriyle ifade ettiklerinin dışında bir şeyler geçip geçmediği içlerinden. iç dünyaları nasıl, derli toplu mu, darmadağınık mı, kendileriyle ilgili neyin ne kadar farkındalar, benim onlar hakkındaki yargılarım yerinde mi, çok mu alakasız, benim onlarla ilgili fark ettiğimi sandığım bir şeyin onlar da farkında mı?” diye yanıt veriyor bu soruya behçet çelik. ayhan geçgin de devamında, benzer bir duygudan hareketle yazarın hayatının olduğundan çok daha hızlı aktığından, bu nedenle yazarın biraz da zamanından önce ölen insan olduğundan söz ediyor. yazmak, varoluşsal bir farkındalığın (ya da farkındalık çabasının) getirdiği bir sorumluluk belli ki. yazmak, “benim duyduğumu başkaları da duyuyor mu” sorusunun bir çıktısı, dünyayı tanıyabilmenin tek yolu yazar için.

    kurbağalara inanıyorum, iyi okurların sohbeti aynı zamanda. üç yazar, birbirlerinin metinleri hakkında da, o dönem -bazıları birbirlerinin tavsiyesiyle- okudukları kitaplar hakkında da konuşuyorlar. çelik’in kahramanları hakkında bıçakçı’nın yaptığı “zihnindekilerle o kadar meşgul ki neredeyse bedeninin bile farkında değil” değerlendirmesi ile geçgin’in uzun yürüyüş romanının kahramanı hakkında çelik’in dile getirdiği “kendisini salt bedene indirgeme çabasında gibi geldi bana, daha doğrusu, zihninden kurtulmak arzusunda” çözümlemesi bu kitapları okuyan/okuyacak okurlar için özgün pencereler açıyor.

    kitabın sonuna geldiğimizde, diyaloğun dönüştürücü ve üretken yönüne bir kez daha inanıyoruz. gerek edebiyatta, gerekse genel olarak düşün hayatımızda diyaloğun ve etkileşimin eksikliğinin farkına varıyor, sosyal medya mecralarında gerçekleşen temasların neden eksik kalmaya mahkum olduğunun anlıyoruz. “hayal etme gücünü yitirdiğimiz için şimdinin, içinde bulunduğumuz durumun aynısını üretip duruyoruz” diyor ayhan geçgin. kimsenin okumadığı/dinlemediği, ancak herkesin yazdığı/konuştuğu bir ortam bizi buna mahkum ediyor sanki. kurbağalara inanıyorum bu döngüden çıkmak için ilham veren bir kitap.

    [1] walter benjamin, son bakışta aşk, çev. nurdan gürbilek-sabir yücesoy, metis, s.82
  • “kurbağaların özelliği, nehirlerin kuruduğu mevsimlerde toprağın derinliklerine gömülüp ölüm uykusuna yatmalarıdır. tüm bedensel işlevlerini en aza indirip ölüme en yakın halde yağmur mevsiminin gelmesini beklerler. ve yağmurlar nehirlerin yatağını doldurmaya başladığında, ölüler ülkesinden dönerek on binlerce ağızdan şarkılarını söylemeye başlarlar.”
  • birkaç gün önce edindim ve hemen başladım okumaya. üç usta edebiyatçının sohbetlerinin tadı hemencecik sardı beni. azar azar okuyorum bitmesin diye. bütün barış bıçakçı kitaplarını okuduğum gibi..
  • küçük bir ilçede büyüdük biz. ablamın liseye gittiği, benimse ortaokula yeni başladığım zamanlar... ve beklendiği gibi, ablamın çok özendiğim bir arkadaş çevresi var. blue jean dergisinin dergi olduğu son senelerdi; her ay sırayla biri alırdı dergiyi, sonra genellikle bizim evde toplanıp saatlerce bakarlardı, okurlardı, konuşurlardı, zar zor buldukları/ çektirdikleri kasetleri tekrar tekrar dinlerlerdi. hiç bilmediğim isimler konuşulurdu, hiç anlamadığım bangır bangır şarkılar çalardı, buna “metal müzik” deniyordu, onu anlamıştım da bu müziği dinlerken girdikleri halleri pek çözemiyordum. bir de sanırım, ablamın odamızın duvarlarına astığı posterlerden bazen ürküyordum. işte o toplaşmalarda, aralarına karışıp bir kenarda sessiz sedasız onları dinlemeye bayılırdım. çoğunlukla konuştukları hiçbir şeyi anlamazdım, arada – yine onlardan öğrendiğim - tanıdık gelen şeyler yakaladığımda ise ortak bir dilin içinde olduğum için sevinçten kudururdum. ağzım açık dinlerdim onları, gerçekten ağzım açık dinlerdim. arada varlığımı farkedip çeneme dokunurlardı ve “ağzını kapat, sinek kaçacak” diye dalga geçerlerdi. bana gülerlerdi, ben de gülerdim.

    bu kitabı az önce bitirdim. başından sonuna aldığım tat, o odada aldığım tat ile aynı. edebiyat üzerine tartışırken yaptıkları referansları tam olarak anlayabildiğimi sanmıyorum, alıntı yaptıkları yazarların bazılarını okumadım ve bilmiyorum, altı çizili bir sürü kelime, cümle, yazar ve kitap adı ile doldu taştı sayfalar. ama ne farkeder? ben, o çocuk oldum bu kitabı okurken; benden büyüklerin arasında olduğum için mutlu oldum, anlayamadıklarım için bile sevindim, tanıdıklarla karşılaşınca onlara sarıldım ve hayranlıkla ağzım açık dinledim barış bıçakçı'yı, behçet çelik'i ve ayhan geçgin'i. arada kafamı okşayıp, “ağzını kapat, sinek kaçacak” dediler bana. hatta sonra güldüler, hatta sonra güldük. bana inanmıyorsanız, onlara da sorun.

    coetzee’ye selam olsun buradan. beni de yazsınlar o listeye; çünkü ben, hem o ağzı açık çocuğa, hem de kurbağalara inanıyorum. bana inanmayanlar adına fazladan inanıyorum.
  • barış bıçakçı, behçet çelik ve ayhan geçgin'in edebiyat üzerine yazışmalarının derlemesidir.
  • yazarların, yazarlık konusundaki görüşlerinin öğrenilebileceği, yazarken neyi hedeflediklerini veya bir hedeflerinin olup olmadığı gibi konularda fikir sahibi olunabilecek bir kaynak, kitaptır.

    kitap, barış bıçakçı okurlarına ise kendisinin sohbetine konuk olma fırsatını sunuyor. üç yazarın birbirleri ile olan e-posta trafiğinde aralarındaki samimiyeti görebiliyoruz.

    yazarları ve yazarlığı tanımak için okunması gereken bir kitaptır. bu konuda kitap içinde de birçok referans gösterilmiştir.