şükela:  tümü | bugün
  • vücutta bir kemik adı. çok güzel bir kemik.

    (bkz: çaylaklık dönemi entryleri)
  • kürekçi bir büyüğümün sözleriyle:

    "başka hangi sporda geçtikten sonra rakibini görebilirsin ki..."
  • denizi olmasına rağmen izmirde klüp bazında yapılmayan bir spor, sanırım türkiye'de istanbul, ankara, adapazarı ve kocaeli'nde var. bunun yanı sıra takım ruhunu gerektirdiği ve desteklediği için çoğu dış ülkede kürek sporuyla uğraşıyor olmak işe alımlarda tercih sebebidir
  • dünyanın en eski su sporlarından ve en prestijli takım sporlarından bir tanesi.

    13. yy'da venedik'te bir festival sporu olarak botlarla icra edilmeye başlanmış ve ilhamını buradan almış, ancak gelişme hikayesi çok daha ilginç. 18. yy sonlarında ingiltere'nin thames nehri üzerinde feribot ve taksicilik yapan kürekçilerin nehir üzerinde birbirleriyle yarışması zamanla halkın aşırı ilgili ve izdihamına yol açarak küreği popüler kılmış; spor önce tüm avrupa'ya, ardından amerika'ya kadar yayılmış.

    organizasyonları 1892'de kurulan fisa - uluslararası kürek federasyonu - tarafından yönetiliyor, ve 1900'den beridir de olimpiyatlarda bir spor dalı olarak yer alıyor.

    pekin'de kürek yarışlarından tam 20 ülke madalya çıkardı; aralarında denizi gölü olmayan ülkelerden, nehir idmanlarıyla yetişmiş birçok takım vardı.

    biz mi? biz de işte bildiğiniz gibi kürekçi dövüyoruz, tayt giyiyorlar diye..
  • kosmayla beraber, guzel havalarda yapilacak en uygun spor. sadece gelistirmek istediginiz kaslar icin degil; ruh halinize ve hayattan ogrenmek istediklerinize gore ikisinden de cok sey kapabilirsiniz.

    kosmak kesinlikle meditatif. biraz kendi basiniza kalmak istediginizde; akliniza minik sinekler gibi konup ucusan dusuncelerle basbasa kalmayi ve sakinlesmeyi istediginizde en uygun secim. insanin hem vucudunu(kalbini) hem de beynini daha dikkatli bir sekilde takip etmesi icin (bkz: mindfulness) ideal. bir yandan kondisyonunu fark ediyor ve fiziksel kalbine kulak veriyorsun; diger yandan (eger biraz dikkat etmeye calisirsan) beynine konan dusuncelerin hizina sasiriyor ve hicbirinin duygusal etkisi altina girmemeyi ogreniyorsun.

    kurekte bu sefer, kosmanin aksine takimda beraber oldugun insanlarla dengeyi saglamaya calisirsin. sen kosturup gitmek isterken digerleri daha yavas ve sakinse el mahkum kendini onlarin hizina indirmeyi ogrenirsin, yada tam tersi durumda hizini arttirmayi. zaten dengeyi yitirdiginiz anda bot sallanmaya baslar; beraber hareket etmenin onemini bot sana surekli hatirlatir. bu yuzden kurek de yuksek farkindalik isteyen bir spordur. kendi bedenine, durusuna ve hareketlerinin koordinasyonuna dikkat etmeye calisirken bir yandan da takim arkadaslarinin hareketlerini takip etmen gerekir.
    ozellikle hareketlere ve koordinasyona dikkat acisindan bana tai chiyi animsatiyor kurek. gundelik hayatta alistigin gibi keskin, ayrik ve sert hareketlere yoneltiyor vucudun seni ama hem bot, hem takim arkadaslari hem de kendi vucudunu mukemmel bir uyum icinde tutabilmek icin sakin ve birbiriyle uyumlu, sureklilik halinde hareketlerle cekmek zorunda kaliyorsun kuregi.

    kisaca,hem ruha hem de vucuda iyi gelen bir spor kurek, kosmak gibi. eger universitenizde/sirketinizde falan kurek kulubu varsa firsati kacirmayin mutlaka deneyin derim. gunes de aciyor artik zaten kuzey kuremize. gunluk hayatimiz hep o kapali mekandan bu kapali mekana, beton/metal baloncuklar icinde geciyor, bari artik mevsimi gelmisken kendimizi atalim disariya. ne o oyle hamster gibi kosu bantlarinin ustunde, spor salonlarinda falan...
  • dünyanın en zor 5 sporu arasındadır. vücuttaki tüm kas gruplarını çalıştırmaktadır. sanıldığının aksine %60 bacak gücüne %40 kol gücüne dayanmaktadır. vücuttaki yağ oranını minimuma indirmektedir. (erkekler için %6) istanbul'da bumed'in kursları kaliteli ve profesyoneldir. ülkemizde federasyonu bulunmaktadır.
  • durgun su sporudur, dolayısı ile açık denizde yapmak çok akıl karı değildir çünkü çok hassas olan teknenin dengesi en ufak dalga ile bile bozulabilir. çok akıntısı olmayan bir göl, akıntısı az bir haliç veya durgun bir akarsu bu sporun yarış ve antrenmanları için idealdir.

    bu sporu yapmak isteyen insanların, uzun kol ve bacaklarının olması, kol bacak koordinasyonlarının yüksek olması, genel vücut denge duygularının olması, anaerobik kapasitelerinin aerobik kapasiteleri ile oranlı olarak yüksek olması, güç/ağırlık oranının olabildiğince yüksek olması çok büyük avantaj sağlar.

    tekneler, tek çifte, iki çifte, iki tek, dört çifte, dört tek ve sekiz tek olarak sıralanabilir. burada rakam teknedeki kürekçi sayısını, tek, kürekçi başına tek kürek düştüğünü, çifte ise kürekçi başına iki kürek düştüğünü gösterir. birden çok kürekçinin olduğunu teknelerde ayrıca dümenci de olabilir, fakat dümencili tekneler ile dümencisiz teknelerin yarışları farklıdır.

    antrenmanları, kara ve su olarak ikiye ayrılır. kara antrenmanları, az ağırlık çok tekrar dar interval prensibi ile fitness, orta tempo uzun mesafe koşu ve kara küreği olarak ta geçen ergometre antrenmanlarından oluşur, hedef anaerobik kapasite ve dayanıklılığı arttırırken yanında güçlenmeyi de sağlamaktır. su antrenmanları ise daha çok denge, koordinasyon ve tekne farkındalığını arttırma amaçlı yapılır ve genelde uzun solukludur.

    ne kadar yetenekli olunursa olunsun bu spora başlandığı gibi başarı çok mümkün değildir, en az iki sene hiç bir şey beklemeden, deliler gibi yorucu, sert ve uzun sürelerle antrenman yapıp, yediğine içtiğine uykusuna dikkat eden bir insan türkiye çapında başarılı olabilir, fakat balkan ve avrupa yarışmaları türkiye nin çok çok ötesindedir, çok nadir olarak bu seviyelerde sporcularımız çıksa da, ülkemizin spora ve sporcuya bakışı sebebi ile çok ciddi başarılar elde eden sporcularmız maalesef yoktur.

    vücutta çalıştırmadığı kas yoktur, ama bir fitness gibi tombul tombul kof kas değil, sıkı boğum boğum ve sporu bıraksanız dahi kendini salmayacak bir kas yapısı sağlar. eğer sporun size verdiği acıdan zevk alıyorsanız kesinlikle sporunuz budur, yapmış olduğum, atletizm, yakın dövüş ve basketbol sporlarının en ağır antrenmanları ortalama bir kürek antrenmanı kadar kıçınızdan kan çekmez. dolayısı ile kendini zorlama noktasında bir sporcu gibi düşünmeyen insanlar en çok bir ay dayanır bırakırlar.

    vücudu güzelleştirmesi dışında, ellerinizi tamamen nasır kaplar, öyle ki belli bir noktadan sonra, yanan sobaya ellerinizi dayayıp on on beş saniye elinizde ısı hissetmemeniz normal hala gelir. bunun dışında çok değişik bir amele yanığı vardır, çorapların olduğu yer, tişört ve taytın kapattığı yerler bembeyaz, bacakların arkası az bir kahverengi, geri kalan her yer bildin kapkara olur. dolayısı ile yazın bir kürekçiyi yüz metre öteden tespit edebilirsiniz.

    çok zordur, bazen antrenmana gitmek içinizden gelmez, bazı antrenmanlardan sonra yürüyemeyecek hale gelirsiniz, hatta ergometre üzerinde ne kadar antrenmanlı olursanız olur kusarsınız, ama özellikle sabah erken gidildiyse o göle, gölün dümdüz duruşu, bulutların gölden yansıması, ortamın sessizliği içerisinde suyu yaran teknenin şırıltısı ve küreklerin koordineli çekildiğinde verdiği patlama sesi, ve tabi yarış kazanması, paha biçilmezdir.
  • sanırım yapılabilecek en hardcore spordur. vücuttaki hemen bütün kasları zorlar, üstüne üstlük bu kaslar için hem kuvvet hem dayanıklılık gerektirir. tamam ben güçlüyüm ya da dayanıklıyım demek yetmez. bu yüzden kürekçi olmak için komple sporcu olmak gerekir, triatlon gibi olaylara benzerliği de bu yüzdendir. en muhteşem spor olan bu spor nedense türkiye'ye yayılamamıştır. istanbul, kocaeli, ankara, fethiye, adana illeri dışında kürek şubesi olan spor kulübü yoktur. koskoca izmir'de bile kürek kulübü yoktur.
  • (bkz: rowing)

    bundan 2.5 yıl evvel, erasmus iken gezmek için gittiğim torino şehrinde denk geldim bu spora. po nehri'nin üzerindeki bir köprüden geçerken, suyun üzerinde süzülen iki tek, iki çiftleri izlemek epey keyifliydi. küreklerin aynı anda suya girip aynı anda sudan çıkmaları durumunu pek sevmiştim. göze hitap eden bir spor vardıysa kanımca o da kürek sporuydu. o gün, adını bilmediğim bu sporu deneyebilme ihtimalimi düşünmüştüm, öylesine bir düş olarak kalmıştı orada, anılarımda.

    zaman oldu, o pek estetik gelen sporun kürek sporu olduğunu öğrendim, hani şu zorlu antrenmanlarıyla meşhur olan kürek sporu. okuduğum okulda da kürek takımı vardı ve herkes tarafından müthiş disiplinli antrenmanlarıyla bilinirdi. haliyle denemeye pek cesaret etmedim.

    zaman oldu yine, aklıma çalındı. denemekten zarar gelmezdi değil mi? ben de öyle söyledim kendi kendime. takımdan haber aldım ve geç de olsa antrenmanlara dahil oldum.

    yeni başlayanlar için haftanın dört günü antrenman vardı. iki gün spor salonunda, iki gün de göldeki kayıkhanede antrenman yapıyorduk. ilk günlerdeki antrenmanlardan sonra vücüdumun çeşitli yerlerinde ağrılar olduğunu itiraf etmeliyim, ama bu ağrıların geçici olacağını biliyordum. nitekim öyle de oldu. vücudum yeni olana alışmaya çalışıyordu.

    her antrenmanın birbirinden farklı olması durumu hoşuma gidiyordu. her seferinde beni neyin karşılayacağını bilmeden gidiyordum. biraz yorgunluk, biraz mutluluk arası bir şeyle geri dönüyordum. tabii, antrenmanların uyku saatlerimi düzenleyip beni yola getirmesi de cabası.

    ve uzun zamandır beklenen an gelmişti. dün (18 ekim) ilk kez suya çıktım. dört tekin ikincisi olarak kürek çekmeyi denedim ilk kez. müthiş bir şeydi. henüz acemi olarak kürek çektiğim halde küreğin suya girip çıkması durumunu çok sevmiştim. dahası birinciyle aynı anda kürek çektiğimizdeki uyumun bir parçası olmak, müziğin bir parçası olduğum zamanlarda duyduğum hissi uyandırmıştı. iki farklı sesin bir araya gelip tınlaması gibiydi iki farklı kişinin aynı anda kürek çekmesi de. teknenin dengede kalabilmesi için küreklerin aynı anda suya girip çıkması gerekiyordu. haliyle sağdaki kürekleri çekenlerle soldaki kürekleri çekenlerin birbirlerini dinlemesi, birbirlerinin hareketlerine dikkat etmesi gerekiyordu. bu yüzden de tam anlamıyla bir takım sporuydu. herkes birbirinden sorumluydu.

    bıraksalardı bütün gün suyun üstünde durabilirdim. sınırlarımı aşmak için değil de sonbaharda gölün tadını çıkarmak için.

    1.5 yıl sonra gelen düzeltme: kayık ne yahu? oysa tekneye ne dendiğini anlamak için epey debelenmiştim değil mi?
    düzeltme-2: yazım yanlışı, anlatım bozukluğu.
  • medeniyet açısından anlam ve önemi için bakınız.