şükela:  tümü | bugün
  • bu kavramı özel tv'ler çıktığından beri duyarım. takribi 91 senesine falan denk geliyor. star'da kırmızı koltuk vardı ilk orada duymuş olabilirim hatta. ulan kırmızı koltuk'tan beyaz futbol'a geldik diye goygoy yapıcam da o da bok gibi programdı yapmıyorum o yüzden.

    işte küreselleşmeyle, "dünya küresel bir köydür" lafını duymam aynı döneme denk gelir sanırım. bu lafın mcluhan'a ait olduğunu öğrenmem içinse üniversitedeki siyaset bilmemne siki siki, sınavına girmem gerekiyordu ki bu da yaklaşık o günden 11 sene sonrasına, günümüzden 13 sene öncesine denk geliyor. her neyse konumuz bu değil.

    bunca yıldır, küreselleşme, dünya küresel bir köydür, fukuyama, globbaly yours sik sok kavramları bana tartışma programlarında konuşulacak ya da işte sınavlarda yazılacak cevap şeklinde gelirdi. ta ki annem gerçek küreselleşmenin ne olduğunu açıklayana kadar.

    normal standartların dışında bir annem var. bundan 15 sene önce saçını kazıttırıyordu bana. öyle misafirliğe gitmeyi falan sevmez. geçen yaz bahçenin arkasındaki erik ağacını kesmeye gelen belediye memurlarını dövdü. facebook'ta yazdığım, "o yaz o bisikletle sahilde çok gezdim, aşık olduğum kızı düşünürken bu şarkıyı dinledim vik vik vik" yazısının altına, "hee sonra da o bisikleti çaldırmıştın" yazıp troller falan. işine geldiğinde teknolojiyle arası benden iyidir. hemen hemen benimle aynı zamanda msn messenger kullanmaya başladı o derece.

    neyse bu bi gün brezilyalı bi kız arkadaşından bahsetti. ne alaka dedim? işte bi şekilde facebook'ta tanışıp arkadaş olmuşlar. dedim anne nasıl anlaşıyorsunuz: "e google translate var" dedi. "ya kız google'dan çevirip ne yazabilir ne muhabbetiniz olabilir" dedim. "öyle deme çok iyi kız" dedi asdfaffa. kız da bi acaip mısırlı bi sevgilisi var. müslüman olacakmış. o yüzden bilimum müslüman ülkeden arkadaş ediniyor. ajan mıdır nedir? arada bakıyorum şiirleri falan translate üzerinden tükçe'ye çevirip facebook duvarında paylaşıyor. hah yine baktım profiline annesiyle bi fotoğraf paylaşmış, beğenenler annem, kız kardeşim ve teyzem fsgsgs. tabi ailenin istanbul ayağı olduğum için beni de ekledi facebook'tan. arada köpeğimle çekilmiş fotoğraflarımın altına "beautiful" falan yazıyor.

    işte bu kız geçtiğimiz yaz türkiye'ye geldi annemi görmek için. türkiye dediysem, istanbul, antalya falan değil kocaeli'nin başiskele ilçesi'nin, yeşilkent beldesine geldi. kız 11 bin kilometreden bahçecik'e kısır yemeye geldi lan. fotoğraflara bakıyorum, annem, teyzem, adriana, kız kardeşlerim, üst komşu ayşe abla oturmuş kısır yiyolar. amk küreselleşme bu değildir de nedir?

    dönerken bana uğradılar bir kaç saat istanbul'da kalıp oradan mısır'a uçacak kız. adriana tek kelime ingilizce bilmiyor türkçe de hak getire. e benim kardeşte de portekizce yok. dedim nasıl anlaşıyorsunuz? akıllı telefonlar üzerinden çeviri yaparak konuşuyorlarmış. onları da telafuz edemediklerinden yazıp birbirlerine gösteriyorlar. bunu yapmaya üşendikleri anlarda da birbirlerine bakıp gülüyorlar. cidden o gece üç saat boyunca bakışıp bakışıp güldük. kız salonun ortasında oturup sağa sola gülücük dağıttı.

    yani işte sonuç olarak annem benim 99'dan beri yapamadığımı yapıp yurt dışından yabancı kız getirdi memlekete. hem de brezilyalı!
  • s: küreselleşme nedir?
    c: lady diana 'nin ölümüdür.
    s: nasi yaa?
    c: bir ingiliz prensesi misirli bir işadamiyla beraberdir. belçika mali bir iskoç viskisi ile sarhoş olmuş bir fransiz şoförün kullandiği alman mali bir arabadadirlar. japon mali bir motosiklet kullanan italyan bir paparazzi tarafindan izlenir ve monaco 'da kaza geçirirler. kazadan sonra amerikali bir doktor, yaralilari brezilya mali ilaçlarla tedavi etmeye çalişir. ve bu olayi okuduğun sözlük sana, taiwan teknolojisini çalan bill gates 'in kurduğu sistemi kullanan bir türk tarafindan gönderilmiştir.
  • ingiltere prensesi diana'nın veliahtı el fayed'le fransa'da alman yapımı bir arabada giderken ve italyan paparazzileri tarafından takip edilirken belçika yapımı bir yere çarparak ölmesi ve bu olayın benim gibi bi türk tarafından aktarılmasıdır.
  • kültür emperyalizminin sevimli mi sevimli görünen maskesi.

    - selami memleketi sen mi kurtaracan evladim ? bak güzel kizlar falan var,onlara takil.teknoloji de geli$ti,bilgisayarin var.hep globalle$me (bkz: globallesme) sayesinde oluyor bunlar.
    - sacettin abi uzak dur benden.
  • gerçek adı piramitleşmedir. sömürenler tepede ve sömürülenler tabandadır. küreselleşme, tepedeki zırtoların kullandığı kelimedir.
  • sınırların tüm dünya için kalkmasına, kültürel ortaklıkların artmasına enternasyonalizm denir,
    bu iddiada bulunan küreselleşme ise, bir avuç zenginin kendileri için sınırları kaldırması, sınırsız, kuralsız, ahlaksız ve hukuksuzca kendi dışındakileri sömürmesinin olanaklarını oluşturmasıdır.

    daha net bir ifadeyle, oluşturulan anlamıyla küreselleşme; zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olmasıdır.
  • ukrayna yapımı, moldova tescilli antonov** adlı uçağın, amerikan kontrolündeki ırak'a düşmesi sonucu, içindeki türklerin ölmesidir.
  • xx. yüzyıl, yaklaşın 2 yüzyıldır süregelen sanayi devriminin ardından, ürünlerin kolayca pazarlanabilmesi ve küresel çapta her yere dağıtılabilmesi, bir çeşit modern tüketim toplumunu oluşturmuştur. bir insanın istediği bir nesneye ya da bilgiye dünya'nın neresinde olursa olsun ulaşabilmesi küreselleşmenin en somut örneği olarak gösterilebilir.

    küreselleşme hareketi her ne kadar gözler önünde gerçekleşiyor olsa da aslında bu durum sadece yüzeysel bir görüntüdür. günümüzde gelişmiş sekiz dünya ülkesinin oluşturduğu bir komisyon olan g-8, dünya'nın çeşitli kentlerinde gündemi çoğu zaman küreselleşme olan zirveler yapıyor. aslında bu toplantılar sağlıklı bir küreselleşme hareketini en rahat şekilde oluşturmak amacıyla yapılıyor. en son g-8 zirvesi geçtiğimiz günlerde italya'nın cenova kentinde yapıldı. geçmişte yaşanan küreselleşme karşıtı gösteriler nedeniyle şehirde haftalar öncesinden yoğun güvenlik önlemleri alınmaya başlandı. bu durum her ne kadar dünya liderlerinin daha huzurlu bir ortam içerisinde çalışmalarını sağlamak amacıyla yapıldıysa, aynı şekilde şehirde yaşayan milyon insanın yaşamlarını aynı şekilde altüst etti. bu durum g-8 zirvelerinin küreselleşme karşıtlarından ziyade, bir çok normal insanın huzurunu bozduğunun en büyük örneği oldu. italya'da küreselleşme konusu bir yana, rahatsızlık vermesinden dolayı hiç bir sivil toplum örgütü çıkıp da polisin bunca güvenlik önlemini eleştirmedi, bunlara karşı bir eyleme girişmedi. bunlar bir yana, basın sürekli g-8 zirvelerini destekler bir hava takındı. oysa basının hiç bir kimse ya da kuruluşun yanında ve tarafında olmadan haberi yorumsuz olarak kitlelere ulaştırması gerekmez mi? ne yazık ki küreselleşme karşıtı protestocuların şehre gelişinde, onlar sanki toplumun artıklarıymış gibi haber ve eleştirilerin yapılması basın açısından üzüntü verici bir durumdu.

    konuyu bir yana bırakıp küreselleşme hareketinin politik ve sosyolojik taraflarını inceleyelim. biraz geçmişe gitmek gerekirse xv. yüzyıl sonunda, coğrafi keşifler'e uzanalım. avrupa'nın teknik açıdan doğu'dan geri olması, sürekli doğu'nun tehdidi altında yaşaması, onları o devirde düz sanılan dünya'da batıya doğru ilerlemek zorunda bıraktı. sonuç olarak amerika kıtasının keşfi, orada kurulan koloniler, afrika'dan getirilen siyah köleler avrupa'da birçok sömürge devletini ortaya çıkardı. zenginleşen avrupa kısa süre içerisinde oralardaki kaynakları tüketmeye başladı. sanayi devrimi'nin ardından, ürünleri dünya pazarına açmak sömürgeciliğin ikinci kademesini oluşturdu. artık sadece yeni keşfedilen yerler değil, sanayileşememiş tüm ülkeler birer sömürge durumuna düştü. yeni ürünlerin ucuza ve hızlı maledilmesi, eski geleneksel yöntemlerin önüne geçti ve o sanayileşememiş ülkeler çabucak bir pazar haline geldiler. ardından xx. yüzyılda çıkan dünya savaşları neticesinde sömürülen sanayileşememiş ülkeler hızla bağımsızlıklarını kazanarak kapılarını yabancı mal girişine kapadılar. milliyetçilik akımının da etkisiyle insanlar yerli mallarına özendirildi. bu durum xx. yüzyıl sonlarına, sovyetler birliği'nin ekonomik olarak çökmesine kadar sürdü. kapılarını tam 72 yıl boyunca batı'nın kapitalist ekonomisine kapatan sovyetler sonunda yenik düştü ve belki de istemeden serbest piyasa ekonoisine yani kapitalizme geçti. işte o günden bu yana sınırları soyut olarak kaldırmaya çalışan küreselleşme hareketi devam etmektedir. bu da sömürgecilik hareketinin üçüncü kademesini oluşturuyor kanımca.

    gelelim tekrar italya'daki g-8 zirvesine. basın bir hafta boyunca toplantılardan ziyade, yarım milyon küreselleşme karşıtı protestocunun polisle çatışmasıyla ilgilendi. dünya'nın en demokratik, insan haklarına en saygılı ülkelerinde bile polisin protestocularla çatışmaya girmesi anında şiddet kullanması üzücü bir geçek. bir önceki zirvede isveç'de yaşanan çatışmaların ardından, italya'da ilk kez bir gösterci hayatını kaybetti. aslında öldürüldü demek daha doğru olur, çünkü çekilen görüntülerde italyan gencinin jandarma tarafından bilinçli olarak vurulduğu gözleniyor. bunun yanı sıra göstericilerin kaldıkları okul binasından polis tarafından zorla ve işkence yapılarak götürlmeleri gerçekten dünyanın (en?) gelişmiş sekiz ülkesinin hala, toplumsal olaylara nasıl müdahele edilmesi gerektiğini bilmediğini gözler önüne seriyor.

    her ne kadar insanların gözleri boyanarak küreselleşme adı altında birbirlerini sömürmeleri için zirveler yapılsa da, kimi karşıt göstericiler aynı şekilde gözleri bağlanarak eylem yapmaya teşvik ediliyor. oysa her bireyin, bu konu hakkında oturup düşünmesi, hiçbirinin kimsenin dolduruşuna gelmemesi ve hiçbir kimseye boyun eğmemesi gerekir. gerçek dünyanın kuralları her ne kadar bir koyun sürüsünde uygulanan kurallar kadar basit olsa da, bireyin bir şekilde bu sürüden kurtulması gerekir. ancak o zaman arkasına dönüp kendisini soyutlamış, üçüncü bir kişi olarak insanları inceleme fırsatını bulabilir.

    02/08/2001
  • globalizasyon yandaslari ile realist kesim, surekli birbirlerine belli olculerde karsi cikmislardir. tabii ki globalizasyon karsitlari ile realistleri ayni kefeye koymak olmaz. zira bu farkliliklarin neler olduklarina birazdan detaylica deginecegim.

    globalist gorus, gunumuzde askeri guc kavraminin, eski gucunu yitirdigini savunmaktadir. nukleer silahlarin gelisimi ile savaslari onleyici buyuk birsey ortaya cikmistir. yani, bu silahlar savasa sebep olmak yerine, savasi onlemektedirler. yikici yerine yapici etkileri vardir.

    fakat kullanilabilirligi dusuk olan silahlardir bunlar. uluslararasi guc basliginda da anlatildigi uzere, nukleer silahlarin herhangi bir sekilde mantikli kullanimlari mevcut degildir. birer intihardirlar. daha fazla bilgi icin (bkz: nukleer silahlar).

    geleneksel askeri gucun kullanimi, eski gucunu buyuk olcude yitirmistir. eskiden ufak bir meseleyi halletmek icin cok ufak bir guc yeterli iken (fransa’nin cezair’i 19. yuzyil’da yalnizca 30.000 asker ile yonetimi altinda tutabilmesi gibi), gunumuzde sayilar artik daha bir onemli hale gelmistir (yine fransa, 1930 yilinda cezayir’e 6 milyon asker gondermis, ancak yine de bu topraklar uzerindeki egemenligini kaybetmistir. guncel ornek olarak irak gosterilebilir; 100.000 asker ile halen daha amerika cok buyuk olcude sorun yasamaktadir).

    gucun kullanilabilirligi de gunumuzde buyuk olcude azalmaya baslamistir. amerika haricinde, dunya uzerinde askerlerini cok uzak mesafelere tasiyabilecek hicbir ulke bulunmamaktadir. bu da amerika’yi bu yuzden “dunyanin jandarmasi” konumuna koymaktadir.

    ucuncu dunya ulkeleri ise rahat bir sekilde guclu ordulara karsi koyabilmektedirler. kuzey kore’nin devasa bir ordusu vardir (yaklasik 1 milyon asker, topcu birligi, hatta nukleer silahlar, vb).

    ordulara yeni takviyeler yapmak icin gereken ekonomik kaynaklar artik rakamlarlan ifade edilemeyecek boyuttadir. oyle ki bu askerlere ihtiyaclarini tedarik etmek de bir o kadar zorlasmistir. halklar ise artik savaslarin faturasini (gerek parasal, gerek yasamsal olsun) odemek istememektedirler. zaten artik bircok ulke icin askeri guc, ana korku degildir. ekonomik guc hakimdir. bunun da sebebi, globalizasyon olarak ozetlenmektedir.

    ordularin birincil gorevleri de degismistir. artik guvenligi saglamak birinci derecede onem tasimamakta, ekonomi’nin arkasindan ikinci sirada gelmektedir. eskisi gibi artik bir devletin kari, digerinin kaybi olarak gorulmemektedir.

    hepsinden ote, globalistlere gore bir devletin dis iliskiler politikasi, artik o ulkenin icisleri uzerinde dominant bir etki yaratmamaktadir. ulkenin kendisine yararli olmaktansa, cikar gruplarina yarar saglamak birinci sirada gelmektedir. bunun en onemli ornegini israil ile gormekteyiz; eger amerika, herhangi bir sekilde israil’e ceza verecek olsaydi, amerikan siyaseti icerisinde kilit rol oynayan yahudi lobisi buna buyuk olcude uzulecek ve tepki verecekti. bu cikar gruplarina ise istediklerini saglamak en onemli gorev haline geldi boylelikle.

    eskiden dis iliski politikalari, devlet altinda calisan ufak birimler ve devlet baskanlari tarafindan yaratilmakta idiler. ancak gunumuzde bunun saglanmasi icin butun devletlerde sayisiz ofis bulunmaktadir.

    en onemlisi ise, dis iliskilerin eskisi gibi askeri imajinin yok olmaya baslamasidir. daha once de dedigim gibi, ekonomik cikarlar daha bir onem kazanmistir dis iliskilerde. devletler olayin icindeki tek role sahip degildirler ve cikar gruplari yine on plana cikmaktadir. komik olan, bazi cikar gruplarinin kendi dis iliskiler politikalarinin olmasidir.

    1973’de arap ulkelerinin amerika uzerinde uyguladiklari petrol ambargosu sirasinda amerika, “bize petrol saglayin” demek maksadiyla amerikan petrol sirketleriylen uzlasma saglamaya calismis olsa da, bu sirketler, kendi cikarlari kendilerine gore daha onemli oldugu icin bunu geri cevirmislerdir.

    benzer “kendi dis politikasi olan cikar gruplari” arasinda uluslararasi orgutler (greenpeace gibi) ve terorist* orgutler de mevcuttur.

    devlet hiyerarsileri de buyuk olcude degisim gostermeye baslamistir. belki avrupa birligi, cin halk cumhuriyeti, hatta japonya, artik ekonomik bakimdan gelecekte amerika’nin yerini alacaktir? hic sasirmamak gerek. uluslararasi gucun ana maddelerinden biri olan “guclu istedigini yapar, gucsuz kendisine soyleneni yapmak zorundadir” kurali artik islemez gorunmektedir. komik olan, artik devletlerin kendi insanlarini koruyamayacak, hatta kendi ekonomilerini bile koruyamayacak bir hal almis olmalaridir.

    bir devletin yapabilecekleri, artik bir devletin ne alanda on plana cikabileceginin golgesinde kalmaya baslamistir. yani, bir devlet eskisi gibi asker gucu ile herkesi tehtid edemez olmus, hangi alanlarda tehdit unsuru oldugu daha bir on plana cikar olmustur. “eger isimize yaramiyorsan bugun git yarin gel” mantigi gelmistir.

    guc konsepti, herkesin yine herkese olan bagimliligi uzerine kurulmaya baslamistir. yani, asimetrik bir birbirine muhtac olma durumu sozkonusudur. her devlet birbirine bir sekilde muhtactir. bu angola da olabilir, sili de…

    genel olarak globalizasyon der ki, bir devletin yaptigi, butun devletleri etkilemektedir. bir devlet, artik sadece kendi basina “en onemli” sifatina layik degildir. devletler kendi insanlarini koruyamayacak duruma geldikleri gibi, ekonomik guc, askeri gucten cok daha kuvvetli bir hal almistir.

    oyle ki, eger devletler bu globalizasyon olayinin mantigi dogrultusunda hareket ederler ve sistemden bir sekilde kendilerini cikarmazlarsa (vaktinde sovyetler birligi’nin kendini uluslararasi ekonomik sistemden cikmasi ve laizzes-fare’den bikmasindan dolayi almanya’nin da fasizm ile tanismasi gibi) o zaman buyuk olcude baris getiren bir sistemdir. eger butun devletleri etkileyecekse, butun herseyi altust edecekse, nicin savasa girilsin ki?

    realist gorus ise, globalizasyon yandaslarininkine birazcik ters dusmektedir. her ne kadar globalizasyonun “birbirine muhtac olma” fikrine buyuk olcude destek verse, askeri gucun azalmis olmasi fikrine katilsa, “guvenlik” konseptinin artik birincil onem tasimadigi konusunda hemfikir olsa, herseyin ekonomi tarafindan yonetildigine bile katilsa da, yine de farkliliklar goze carpar.

    oncelikle, dunyada bircok ulke, globalizasyon aginin disinda yer almaktadirlar. bunlara ucuncu dunya ulkeleri adini da verebiliriz. oyle ki bu ulkelerde buyk olcude ekonomi halen daha devletin icinden saglanmaktadir.

    amerika’nin ekonomisinin %90’i yine ic kaynaklardan gucunu aldigi gibi, yine amerika, avrupa birligi ve japonya gibi ekonomi devleri de gdplerinin sadece %10’unu ihrac etmektedirler. oyle ki globalizasyon ne yeni birseydir, ne cok yaygindir, ne de sanildigi kadar kotu etkileri vardir…

    askeriyeye gelecek olursak; realistler, bircok savasin aslinda ana ekonomik sebeplerden yapilmadigi taraftaridirlar. viyetnam savasi`’ni buna surekli ornek gosterirler –ki dogrudur. amerika’nin bu savasin icinde yer almasinin sebebi ekonomik olmadigi gibi, savastan cikma sebebiyse (aslinda tam anlamiylan bir “savas” da degildir diplomatik olarak dusundugunuzde; ortada belli bir savas deklerasyonu yoktur) tamamiylen hicbir cikarinin olmamaya baslamasidir (aslinda buyuk olcude yenildiklerini de nedense kabul etmezler).

    yine de halen daha buyuk olcude guc kullanimi gorulmektedir. oyle ki, soguk savas’in soguk efekti tamamiylen yokoldugu, soguk savas donemini yasamis olan en son insan da oldugu gun, uluslararasi baglamda devletler arasi iliskinin yine eski yontemle, yani savas ile yapilacagi savunulmaktadir.

    devlet kavrami da realistlere gore epey bir degisiklik gostermistir. ancak globalizasyon gorusune pek katilmayan bir degisikliktir bu. globalistler, guvenligin artik birinci derecede onemli olmadigini savunsalar bile realistler, halen daha bir ulkenin gsmh’sinin guvenlige ayrildigini hatirlatmaktadirlar.

    oyle ki bir devlet, artik insanlarin hayatinda eskisinden oldugundan cok daha fazla bulunmaktadir. her alanda devlet goze carpabilir. devletler, bir ulkenin icindeki barisi ayatka tutarlar, bir sekilde devlet icindeki huzuru saglarlar. globalistlerin dedigi gibi “devletler artik kendi insanlarini koruyamamaktadirlar” gibi birsey sozkonusu degildir. zira benim gorusumu soracak olursaniz, devletler insanlarin can ve mal guvenligini korumaya devam eden ana unsur olarak kaldiklari gibi, ekonomik bakimdan artik onlari koruyacak hakikaten kimse kalmamistir.

    devletler halen daha uluslararasi iliskilerde onemli bir yer sahibidirler. yani, cikar gruplari aslinda o kadar da onemli degildir bazi konularda. devletin ulasabilecegi cok daha fazla kaynak mevcuttur cikar gruplarininkine nazaran.

    kisaca, globalizasyon olsun olmasin, devletler arasinda rekabet her zaman oldugu gibi, guc her zaman onemli bir unsur olacak, savas olasiligi ise her zaman mevcut olacaktir.
  • dunya uzerinde yasayan nufusun 2/3 unun en yakindaki telefona ulasmak icin 2 saat yol yurumesi gerekirken hangi kuresellesme , nerede bu insana olan faidesi sorularini sorduran dandik maske.
    basbayaa regionalisation (bolgesellesme) olan, ekonominin tum carkinin triad of blocs yani uc kafadarlar avrupa, amerika ve japonya uzerine dondugu kisaca carkina siciim dedirten sevimsiz sevimli (bkz: japon baligi) bir terimdir globalisation.
    nationwide tycoonlarin multinational, multinationallarin transnational olmasina ve bu vatansiz korporasyonlarin devletlere baski yapabilecek, hatta gerekirse savas cikarabilecek kadar guclu olmasina sebebiyet veren bir olusumun desteklenmesi, "iyi olacak iyi" aymazligi ile karsilanmasi ne menem bir denyoluktur bilemem. (bkz: carlos menem)