şükela:  tümü | bugün
  • selcuk altun un kis(s)a romanı
  • (dikkat: spoiler uyarısı. okumadan önce düşünün taşının, öyle harekete geçin sevgili sözlük okurları. buyrun.)

    zeki, iyi eğitimli, kibirli, hafifçe puşt bir elemanın ülkenin en büyük medya karteliyle kapışmasının özet nitelikli öyküsünün anlatıldığı roman. elemanımız tolga aydoğan genç yaşında köşeyi dönmüştür, tablo ve gayrımenkul kovalayan fazlasıyla kültürlü bir heriftir. açtığı bar kısa sürede büyük bir başarı yakalar, bu da bir süre sonra tolga'yı iblisle karşı karşıya getirir, olaylar gelişir.

    şimdi efendim kitabın ilginçliği 8. bölümünde başlıyor; zira değişik isimler altında doğan holding'in ve doğan medya grubu'nun kısa ve kirli tarihi gözler önüne seriliyor birdenbire, damdan düşercesine. kuruluşları, simavi olayı, vatan gazetesi, grubun akp üzerine güttüğü yayın politikası, herşey. bu noktada erdoğan yalav adı altında ertuığrul özkök en yoğun darbelere maruz kalan isim oluyor, patronları gibi kendisinin de kısa geçmişi aktarıldıktan sonra şu anki konumuna nasıl geldiği, neler yapıp nasıl yazılar yazdığı ince ince anlatılıyor ve de kendisine kimi isabetli yakıştırmalar yapılıyor: yavşak, yalak, "şeybiti", (dön)erdoğan (bu arada selçuk altun epey kelime oyunu kasmış, özellikle parantez kullanımıyla çift anlamlı melez kelimeler yaratarak laf sokma hususunda çığır açmış, bu da anlatıcı tolga'nın ağzından anlatılan öyküye tolga'nın kişilik özelliklerini iyice işlemiş gibi)... özkök'ün önce patronlarıyla beraber, sonra da bireysel olarak itin götüne girip girip çıkmasını izliyorsunuz zevkle, gülerek. aslında kitaba kıssa sıfatını kazandıran, hatta ona belgesel niteliği kazandıran bir kısım bu anlattıklarımdan müteşekkül. romanın ilerleyişi içinde, henüz meşhur 8. bölüme gelinmeden, doğan grubunun kullandığı caydırma, bastırma amaçlı yöntemler detaylı bir şekilde irdeleniyor, gözler önüne seriliyor. ne var ki adamımız şanslı, o da kendi hamlesini yapma fırsatı buluyor. hamle yapmaktan bahsedince, bir de tolga'nın fedaisi davut var ki o apayrı bir tartışma konusu. tolga, memleketlisi, babasının şöförünün oğlu davut'u adam edebilmek için ona kitap okutuyor, her ne kadar davranışlarını tasvip etmese de onu kurtarmaya çalışıyor. tabii bu süreç içinde davut "bey"ine daha da çok bağlanıyor. işin ilginç yanı, davut'un en sevdiği eserin ince memed olması; hatta romanın sonunda kendisi de bir ince memed'e dönüşüyor ve "bey"inin savaşımına o da, ancak farklı bir yolla, kendi yoluyla katılıyor.

    çok kısa, ama okunası bir kitap kurşun lezzeti. yazarın "değişik bir dil kullanayım, ilginç olsun" kasıntısı hiçbir şekilde can sıkıcı olmuyor aslında, hatta önceden belirttiğim gibi romana da ayrı bir tad veriyor: ağır, metalik, zehirli, ama tuhaf şekilde çekici. kitabın beni çekmesinin en önemli yanı da şimdiye kadar ustalıkla gözden kaçmayı başarabilmiş bir devin marifetlerini ve özgeçmişini afişe etmesiydi galiba. tabii bu taşhir işleminin de yapı kredi yayınlarının, doğanlara rakip bir kuruluşun bir yazarınca gerçekleştirilmiş olması düşündürücü... yine de belgeselimsi boyutu için dahi olsa -dediğim gibi- okunası.
  • bariz bir $ekilde aydın dogan ve onun etrafında dönen !!! medya personeline göndermelerde bulunulan, selçuk altunun sel yayıncılık'tan çıkan romanı.
  • herhangi bir zeka pırıltısı ve kurgu içermeyen, edebi bir metin olmaktan uzak, sadece medya sahibi bir grubun bankasında çalışıldığı için olacak, rakip medya patronunu ısırmak amacıyla yazılmış olduğu sanılan, olmak isteyip olunamamış ama kenarından köşesinden geçilen bir hayatın anlatıldığı, okunmasa da olur bir kitap. zamanımıza yazık, entry okuyalım, entry yazalım, eski teksas tommiksleri tekrar devirelim bin kat daha iyi.
  • beş altı yıl önce aldığım bir kitapla gelen ya da kitapçının birinden alışveriş ederken edindiğim çok güzel bir kitap ayracı vardı. koyu kırmızı, ince dikey çizgili -fitilli diyesim geliyor- dandik karton parçası veya takvim artığı olmaktan çok uzak, güzel bi ayraçtı. okuduğum her kitapta özenle kullanırdım. ayraçta tanıtılan kitap selçuk altun - ku(r)şun lezzeti'ydi.

    iki ay önce sahafın önünden geçerken metal bir kasaya yığılmış, tanesi 3 ytl'den satılan kitaplara bakayı dedim. iki kitap seçmiş kurcalamaya devam ederken bir baktım kurşun lezzeti. aha dedim bu kıymetlimiss ayracımızdaki kitap. ekledim sepete.

    daha yeni elime alıp okudum ki yahşiymiş. anlattığı kurgu görünümüdenki gerçekler ve anlatışı darbeli matkap. gerçi yazarın kitaptaki kahramanına söylettiği görüşü; türkiye'de dönen dolapların halka kitapla, gazeteyle, yazılı metinlerle anlatılmasının yararsız olduğu idi ama ben çok süfer buldum. gerçi bazı grupların ülkeyi soyduğunu pek tabi biliyordum fakat yöntemlerinin ayrıntılarını bilmiyordum. benim gibi banka, finans, fâiz, factoring, leasing, kıl, tüy konularına hiiç kafası basmayan birini bile bu kadar etkilediyse, iktisatçı, işletmeci kişileri kalbinden vurur.

    zeka pırıltısı göz alıyor, kurgusu şahane. edebi olarak pek öveme belki ama beni rahatsız da etmedi kıs(s)a, ku(r)şun, (b)ela gibi kelime oyunları ya da cümlenin içinde yüklemden önce sıfat olarak kullanılan soru eki mi'ler.

    kitapta anlayamadığım bir şey var:

    --- spoiler ---
    mavi tonunu bile aynen kopyalayıp, kadrosunun bir kısmını da transfer ederek çıkardıkları gazeteyi (radikal söz konusu diye düşündüm) hangi gazeteye, alternatif/rekabet için çıkarıyorlardı?
    el cevap: yeni yüzyıl'mış söz konusu gazete. *
    --- spoiler ---
  • (bkz: allah allah kontesi kim sikti)

    selçuk altun denen (z)at, bu meşhur fıkraya uyarak kitabı bu isim(i)le yayınlatsa olurmuş hani. sadece dönemin rakip medya grubuna vurma amaçlı ve (y)avan kurgu maalesef beklenilen etkiyi yap(a)madı. unutuldu gitti. eee bankacı selçuk bey, edebiyatın (n)isyanı çarpıcıdır.
  • bir parantez, bir ikiz çocuk saplantısının gırla gittiği akıcı eser. güzel olmuş ama bu takıntılar. sıkmamış; renk katmış esere.

    --- spoiler ---

    tolga'ya göre kötülükler ile iyiliklere ulaşılamaz; ancak davut da % 100 haksız değil. çünkü doğruyu yapmak her zaman doğru değil.

    "yaşasın kötülük!" bir şiar olmamalı..."
    "kamunun, milletin, hakkını da gaspedeni kanunla dümdüz etmek gerek. zira insanlarımız en güzelini hak ediyor."

    --- spoiler ---

    edit: yazım ve noktalama.