şükela:  tümü | bugün
  • clarissa pinkola estes ablamızın okunduğunda ufku bir kaç katına çıkaracak kitabından alıntılarımı, altını çizdiğim satırları ayrı bir başlıkta paylaşmanın uygun olacağını düşündüm.

    öncelikle (bkz: clarissa pinkola estes)(bkz: kurtlarla koşan kadınlar)

    kitaba kitapçıda dolaşırken denk geldim, karıştırırken kendimi kaptırdım, o hışımla aldım ve okudum. kitabı aldığım günlerde, takip ettiğim 4-5 farklı kitap vardı ama hepsini bir kenara itip bu kitaba yoğunlaştım.

    kitap okurken, beğendiğim satırların altını kitap ayracı ile çizmek gibi obsesif kompulsif bir takıntım var. bu kitapta altı çizilmemiş bir cümlenin/paragrafın olduğu bir sayfa yok.

    ismi itibarı ile kadınlara hitap eden bir kitap gibi gözükse de, kendini ve diğer insanları anlamak/tanımak isteyen her insanın okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. daha 50-60. sayfalarındayken en çok tavsiye ve hediye ettiğim kitap olmuştur kendileri. fiyatı 45 lira civarı, o yüzden biraz bütçemi zorluyor ama kitabı okuyan kızlarımın yüzlerindeki ışıltı/tebessüm paha biçilemez. bence türkiye'de öcelikle kız çocukları olmak üzere tüm çocuklarımızın 21 yaşını geçmeden önce kesinlikle okuması gereken bir eser.

    ben coğrafya öğretmeniyim, bu kitabı okumadan önce çocuklara: tüfek mikrop çelik ve ulusların düşüşü kitaplarını okumadan mezun olanlara, eğer hakkım varsa helal etmiyorum derdim. bu kitabı okuduktan sonra, kendinize bir iyilik yapın ve lütfen bu kitabı okuyun, paranız yetmiyorsa ben sizlere alırım demeye başladım.

    bu arada kitabı okuyan yazarlardan alıntıları ile destek olmalarını bekliyorum.

    buyurun alıntılara:

    1-) kendimiz olmamız, diğer pek çok kişi tarafından dışlanmamıza neden olur, buna karşılık başkalarının isteklerine boyun eğmemiz de kendi kendimizden sürgün edilmemize yol açar.

    2-) jung bir keresinde, insanlar bilinçlendikçe, tanrı'nın da daha bilinçli hale geldiğini söylemişti. insanların, kendi kişisel iblislerini gün ışığına çıkmaya zorladıklarında, tanrı'nın karanlık yanına da ışık tuttuklarını düşünüyordu.

    3-) güçlü olmak, kas geliştirip şişirmek anlamına gelmez. insanın, kaçmadan kendi tanrısallığıyla buluşması, kendi kafasına göre vahşi doğayla iç içe bir hayat yaşaması anlamına gelir. öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek anlamına gelir. dayanmak ve yaşamak anlamına gelir.

    4-) kimi zaman bir sözcük, bir cümle ya da bir şiir, bir öykü o kadar derinlikli ve berrak o kadar yerli yerindedir ki, en azından bir an için gerçekte özümüzün ne olduğunu ve gerçek evimizin neresi olduğunu anımsamamızı sağlar.

    5-)bir kadının psişesinin yolu, kulağına gelen tınılar ya da geçmişte maruz kaldığı zulümler veya yerüstünde daha geniş bir hayat yaşamasına izin verilmemiş olması yüzünden çöle düşmüş olabilir. bu durumda kadın çoğunlukla, üzerinde parlak kırmızı çiçeğiyle bir kaktüs dışında, 500 kilometrekarelik bir alanda başka bir şeyin bulunmadığı bomboş bir yerde yaşadığını hisseder. ama 501. kilometreye giden kadınlar için, orada daha fazlası vardır. küçük, güzel bir ev. eski bir ev. orada sizi beklemektedir.

    6-)uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık.

    7-) öfke, iyi bir şeyin ortaya çıkabileceğine dair güvenimizi aşındırır. umut etmek için bir şeyler olmalıdır. ve umudun yitirilmesinin ardında genellikle öfke vardır; kızgınlığın ardında acı; acının ardında ise bazen yakın zamanlarda yalanlanmış, ama çoğunlukla uzun süre önce meydana gelmiş şu ya da bu türden bir eziyet yatar.

    8-)düşler telafi edicidir, çoğu zaman yitirilmiş olanları ve hala düzeltme ve dengeleme ihtiyacında olunanları yansıtan derin bilinçdışına ayna tutar. düşler aracılığıyla bilinçdışı sürekli olarak öğretici imgeler üretir. böylece, efsanevi kayıp kıta gibi vahşi düşler ülkesi de uyuyan bedenlerimizden yükselir; hepimizin üstünde koruyucu bir anavatan yaratacak şekilde buhar salarak ve akarak yükselir. bu bizim bilgeliğimizin kıtasıdır. benliğimizin ülkesidir.

    9-)ağlamaktan hasta düştüm, yoruldum, durdurmak istiyorum." oysa gözyaşlarını yapan onun ruhudur ve bu gözyaşları onun koruyucusudur. o halde ihtiyaç zamanı bitene kadar devam etmelidir. bazı kadınlar ağladıklarında bedenlerinin ürettiği su miktarına şaşırırlar. bu sonsuza kadar sürmez ve ruhun bilgece kendini dışa vurmasıyla birlikte sona erer.

    10-) psişik olarak en olumsuz anlamıyla kış, dokunduğu her şeye ölümün öpücüğü -yani, soğukluğu- getirir. soğukluk, herhangi bir ilişkinin bitişini ifade eder. eğer bir şeyi öldürmek isterseniz, ona karşı soğuk durmanız yeterlidir.

    11-)madde bağımlılığı fazlasıyla gerçek bir tuzaktır. uyuşturucu ve alkol size önce iyi davranıp sonra da fena halde döven, özür dileyen, bir süre size iyi davranan, ardından tekrar pataklayan istismarcı bir sevgiliye benzer. buradaki tuzak, kötü olanı görmezden gelirken, iyi olan için dayanmaya çalışmaktadır. yanlış. bu asla işe yaramaz.

    12-)bir başarısızlıktan nefret ederek zamanınızı harcamayın. başarısızlık, başarıdan daha büyük bir öğretmendir.

    13-)"kalbimi parçala ki, sınırsız sevgi için yeni bir oda yaratılabilsin."

    14-)sevgiyi sadece olumlu biçimiyle yaşatma arzusu, sonunda sevginin azalıp temelli ölmesine yol açar.

    15-)en değerli sevgili, en değerli ana baba, en değerli arkadaş, en değerli "vahşi adam", öğrenmeyi isteyendir. öğrenmekten zevk almayanlar, yeni fikirlere ya da deneyimlerin çekimine kapılmayanlar bulundukları konumu aşıp gelişemezler. acının köklerini besleyen tek bir güç varsa, o da bu ânın ötesinde öğrenmeyi reddetmektir.

    16-)cehalet hiçbir şey bilmemek ve iyinin cazibesine kapılmaktır. masumiyetse her şeyi bilmek ve yine de iyinin cazibesine kapılmaktır.

    17-)bir hayat çok fazla kontrollü olduğu zaman, kontrol edilemeyecek kadar az hayat kalır.

    18-)çocuklarını istismar eden ana babalara yalnızca 'katı' denildiği; iliklerine kadar sömürülen kadınların ruhsal yaralanmalarına 'sinir krizi' adı verildiği; sımsıkı korselere sokulan, sımsıkı gemlenen ve sımsıkı dizginlenen kız ve kadınların 'edepli,' 'zarif' görüldüğü bir zamandı ve hayatın sayılı anlarında yakalarını kurtarmasını beceren diğer kadınlar ise 'kötü' damgası yediler.

    19-)dünyada hala çok fazla kölelik vardır. kimi zaman böyle adlandırılmaz, ama bir kişi "terk etmek" te özgür olmadığında, "kaçarsa" cezalandırılacak olduğunda, bu köleliktir. birinin her aklına estiğinde insanlar "kapı dışına konuyorsa" bu da kölelik durumunu gösterir. eğer bir kişi kendi çıkarları uğruna degil de, temel varlığını korumak ya da sürdürmek amacıyla acı verici işlere ya da alçaltıcı seçimlere zorlanıyorsa, bu da kölelik oluşturur.

    20-)yeni birşeyi tekrar etmek ve büyütmek için en iyi topraktır dip. bu anlamda dibe vurmak, son derece acı verici olsa da aynı zamanda tohum ekmenin zeminidir.
  • bazı değişmez entropiler ve yaratılar, içsel döngülerimizin birer parçasıdır. bunlarla eş zamanlı bir şekilde hareket etmemiz gerekir. kalbin odacıklarının dolması, boşalması, boşalması ve tekrar dolması gibi, bu hayat/ölüm/ hayat döngüsü tarafından kurban edilmek yerine onun ritmini “ögrenmeyi öğreniriz”. bunu ip atlamaya benzetebiliriz: ritim zaten vardır,ritmi tutturana kadar öne arkaya doğru sallanırsınız. sonra ipe doğru atlarsınız. bu iş böyle yapılır. artık bir düşlem olmaktan çıkıp gerçeklik kazanır.
  • ...bıçağın kemiğe dayandığı ve artık intiharı düşünen bir kadınla çalışıyordum. verandasına ağını kuran bir örümcek gözüne çarpmıştı. bu küçük hayvancıkta, bu kadının ruhunun etrafındaki buzu kırıp onu tekrar özgürleştiren ve büyüten şeyin tam olarak ne olduğunu asla bilemeyeceğiz. ama hem psikanalist, hem de cantadora olarak çoğu kere en iyileştirici şeylerin doğadan, özellikle de çok kolay ulaşılabilir ve basit olanlardan çıktığına inanıyorum. doğanın ilaçları güçlü ve yalındır; karpuzun yeşil kabuğunun üzerindeki uğur böceği, bir pamuk ipliğindeki nar bülbülü, mükemmel çiçekler açmış yabani ot , kayan bir yıldız doğru ilaç olabilir. devamlılık garip birşeydir: muazzam bir enerji açığa çıkarır, beş dakika durgun suyu düşünmek bile kişiyi bir ay boyunca besleyebilir”...
  • tehlikeli yakınken gerçek bir ihtiyatlılık vardır ve -daha önce yaralanmış olmaktan kaynaklanan yersiz bir ihtiyatlılık söz konusudur. bu ikincisi, hem kadın hem erkeklerin, içtenlikten ve özenden hoşlanacaklarını hissetseler bile alıngan ve ilgisiz davranmalarına neden olur. ''aldatılmaktan'' ya da ''tuzağa düşmekten'' korkan kişiler -ya da durmadan ''özgür olma'' isteklerini bağırıp çağırarak dile getirenler elmasın parmaklarının arasından kayıp gitmesine izin verenlerdir.

    bir erkeğin ona tutkuyla bağlı ''iyi bir kadın''a sahip olduğunu, kendisinin de onu sevdiğini söylediğine pek çok kez şahit olduysam da, bu erkeklerin onun hakkında gerçekten ne hissetiklerini görecek kadar kendilerini ''bırakamadıklarını'' da gördüm. böyle bir kişi için dönüm noktası ''....sa bile'' sevmeye kendini bıraktığı zamandır. sancıları olsa bile, sinirli olsa bile, daha önce yaralanmış olsa bile, bilinmeyenden korksa bile..

    bir hayat çok fazla kontrollü olduğu zaman, kontrol edilemeyecek kadar az hayat kalır.
  • "... kültür, ailenin ailesidir.
    eğer ailenin ailesinin çeşitli hastalıkları varsa, o zaman o kültürdeki bütün ailelerin aynı hastalıkla mücadele etmeleri gerekecektir."
  • mış gibi yapmak üzerine bir kısım:

    "bir kadın hayatını güzel, temiz ve küçük bir pakete tıkıştırmış gibi yaptığı zaman aslında sadece bütün hayati enerjisini gölgeye sokarak yay gibi germektedir. böyle bir kadın 'iyiyim ben iyiyim' der ... biliriz ki iyi değildir."
  • "...insan bağışlayıp bağışlamadığını nasıl bilir? olay karşısında öfke duymak yerine kederlenmek, o kişiye kızmak yerine onun için üzülmek eğiliminde olursunuz. tüm bunlara ilişkin herhangi bir şey anımsamama eğiliminde olursunuz. işin başında bu kırgınlığa yol açan ıstırabı anlarsınız. ortamın dışında kalmayı yeğlersiniz. bir şey beklemezsiniz. bir şey istemezsiniz. bileğinize dolaşıp sizi oradan oraya sürükleyen bir kement yoktur. gitmekte özgürsünüzdür. ' bundan böyle hep mutlu yaşadılar' ile sonlanmasa da, bu günden itibaren sizi illaki bekleyen bir taptaze 'bir varmış bir yokmuş' duygusuna kapılırsınız ..."