şükela:  tümü | bugün
  • milliyetçiliğin ırkçılık cenahında seyrettiğine dair üretilmiş son dönem kültürel ürünlerinden biridir.

    yazarının macit gürbüz isimli bir gazeteci olduğunu belirttikten hemen sonra bu eserin lanse ediliş şekline dair bir açıklam yapıp devam edelim. bilimsel etiket sahibi ülkücü cenahın sol beklerinden orhan türkdoğan'ın saha araştırmasını da içine alan bu kitabın yaşar kemal'in türk olduğu yolunda bir iddia ile yola çıkmasını reklam babında anlayışla karşılıyoruz. biraz daha derine daldığımızda ise zazaların aslen türk olduğuna dair bir savlamanın şoku ile sarsılıyoruz. bu kadar yeter şimdilik. sıra şimdi sorularda..

    halihazırda etnik kimliklerine dair bir ifadede bulunmuş olan, bunu dilleri ile yaşayış ve politik tercihleri ile de somutlaştırmış olan insanlar üzerine türk damgası basma çabasının nasıl bir açıklaması olabilir..? soru havada. çabam taktir edilsin.

    güneş dil teorisi diyorum ağabey, türk tarih tezi diyorum. biliyor musun..? ırkçılık diyorum, tarih diyorum. neo-faşizm diyorum. bunlar anahtar sözcükler..anlayıp birleştiremeyeceğini de biliyorum.. korkma ve dahi kızma bana. yanlış bir hareket yapma.. sadece sakinleş. git dolaptan bir bardak kımız al taze sağılmış. otağı evvelden kurduk zaten.. kürşad da kopuzu da çalmaya başladı biraz önce. başını kaçırdık bari ortasına yetişelim.
  • türklerin kürtleşmesi açısından da bakılabilecek, cumhuriyet tatihinin en önemli sorunu olduğunu türksolu'nun o klasik yazısından * öğrendiğimiz güruhtur.

    ancak cumhuriyet döneminde neyse ki tedbirleri alınmıştır. işte o yazı: (http://www.turksolu.org/89/basyazi89.htm)

    gerçek sorun: türklerin kürtleşmesi

    fakat buraya nasıl geldiğimizi sorgulamamız gerekmektedir. türkiye bugün bir kürt sorununu, hem de başbakanın ağzından ortaya koyuyorsa, bir yerlerde yanlış yapıldı demektir.

    bizce de bir kürt sorunu vardır, o da türklerin kürtleşmesi sorunudur. cumhuriyet’in ilanından bugüne, bir dönem ivme kaybetse de, türkler kürtleştirilmektedir.

    tarihi olgular ve rakamlarla bu durumu ortaya koyalım. cumhuriyet ilan edildikten dört yıl sonra 1927 yılında nüfus sayımı yapılır. o nüfus sayımında 11 milyonluk türkiye’nin 1 milyonu kürtçe konuşmaktadır. kabaca türkiye’nin %10’u kürttür. bu kürt nüfusun, yani 1 milyonun yarısı güneydoğu’da oturmaktadır, kalan yarısı ise tüm türkiye’ye dağılmış durumdadır. kürtlerin büyük çoğunluğu güneydoğu’da yaşamaktadır ama güneydoğu’nun bile %25’i türktür.

    1924 ile 1938 arasında 16 tne kürt isyanı çıkar. 1930 ağrı isyanı devleti çok uğraştırır. isyan bastırılır ama bölgede yeni bir isyan beklenmektedir. 1932 yılından başlanarak türk devleti bu mesele üzerine eğilir. başbakan ismet inönü, 1935 yılında doğu gezisine çıkar. gezide tespit ettiklerini raporlaştırarak atatürk’e sunar.

    rapor’da bölgede kürtlerin hızla çoğaldığı, türk bölgelerin içine girip türkleri zorla kürtleştirdiği, kürt hareketinin bir istila hareketi halini aldığı, bölgede türk dayanak noktaları yaratılarak, bölgede hızla bir türkleştirme seçeneğinin uygulanması önerilir.

    gerçekten de 1927 yılından 1935’e gelindiğinde güneydoğu’da 206 bin olan türk nüfus, 228 bine çıkmış, buna karşın 543 bin olan kürt nüfus 765 bine çıkmıştır. bu doğum oranları arasındaki farkla açıklanamayacak bir olgudur. kürtler türklerin 10 katı artmıştır. bununsa tek bir sebebi vardır, türkçe konuşanlar dillerini yitirmekte, kürtçe konuşmaya başlamakta ve yavaş yavaş kürtleşmektedir. işte devlet, atatürk’ün başında olduğu devlet sorunu böyle ortaya koymuştur.

    bu sorunun çözüm yolu olaraksa nüfus politikası önerilmiştir. nüfus politikasının bir yanı, güneydoğu’daki ağa ve şeyhlerin, batıya iskanı ile bölgede yoğunluğun dağıtılmasıdır, diğer yanı ise özellikle mübadele ile gelen türklerin bölgeye yerleştirilmesidir.

    bu amaçla iskan kanunu çıkar. belli ölçülerde sonuç alınır. nitekim 1965 yılına gelindiğinde toplam nüfus içinde kürtçe konuşanların oranı %6’ya kadar gerilemiştir.

    fakat 1960’lı yıllarda hızlı sanayileşme ve kentleşme ile birlikte işler yeniden tersine dönmeye başlar. kürtçülük bir akım olarak ortaya çıkar. büyük şehirlere ve batı’ya akan kürtler hemen hemen tüm bölgelerde türklerin içinde erimek ve kaynaşmak yerine, türklerin içinde ayrı adacıklar oluşturmaya, zamanla türkleri tehdit etmeye ve etkisiz hale getirmeye başlarlar. vanlılar, diyarbakırlılır, muşlular vs. hemşehri dayanışması gibi başlayan örgütlenme, kürt istilacılığının başlangıcını oluşturur. bugün tüm batı kentlerinde, türk’ün kafasında bir kılıç gibi sallanan kürt tehdidi işte budur.

    tehdidin çok daha önemli bir boyutu ise kültüreldir. kürtler, özellikle doğu ve güneydoğu’da türk köylerini kuşatır ve kürtleştirir. zayıf türk köyü dirençsizdir. bunu bilen kürtler, zor yoluyla türk köylerini istila ederler. devlet ise buna ancak seyirci kalır.

    şehre gelen kürt önce şehir hayatının çok dışındadır. o varoştaki zavallıdır. türkler, memur ve işçi iken onlar ancak seyyar satıcıdır. fakat şehirde kalma hakkı bulan kürt derhal dayanışma grubunu oluşturur. aynı şehirliler birbirine sırt çıkar. böylece kentler, kürt kabadayıların eline geçer.

    iş kabadayılıkla bitmez. bu kaba güce dayanarak, ticaret sektörüne el atarlar. türk, işçi ve memur olarak ancak sabit gelire talim ederken kürt, inşaattan giyime, yemekten finansa tüm ekonomik alanlarda hızla sermaye birikimi yaratır. böylece şehir kürtleşmeye başlar.

    kürt istilasında bir üçüncü yol ise aleviler üzerinden etkileşimdir. güneydoğu’nun batıya açılan, malatya, erzincan, sivas, tokat, maraş gibi alevi yoğunluklu şehirlerde kürtler aleviler üzerinde hızla tesir ederler. böylece geçiş bölgesinde de kürtleşme yaşanır.

    bugün türkiye’nin hem köyleri, hem şehirleri, hem de geçiş bölgeleri kürtleştirilmiştir. böyle bir noktada ortada bir kürt sorunu, hele hele demokratikleşme sorunu olmadığı açıktır. sorun, türk nüfusun baskı altına alınması ve eritilmesidir. o halde çözüm, türk’ün türklüğünü koruması olmalıdır.

    yusuf halaçoğlu'nu dinlemeyip bugün alay eden, eleştiren zihniyet yüzünden buralara gelindi. keşke o dönemdeki gibi güçlü liderler olsa da buna bir çözüm getirse.
  • "son beş asırda da güneydoğu'nun türkmen aşiretleri hızlı bir kürtleşme süreci yaşamıştır ve ortaya hiç yoktan büyük bir kürt nüfus çıkmıştır."*
    * "hiç yoktan derken, elbette türkler gelmeden önce diyarbakır-hakkâri çizgisinde yaşayan kürtleri biliyorum. hepsi bundan ibaretti. o dönemde urfa, van veya muş'ta kürtlükten bahsedilemez. geri kalan yerler tamamen ve sıkı şekilde ermeni toprağıydı."
    (o.karatay, türklerin kökeni, ankara 2012, s. 18.)
  • bu konuda yeni çıkmış bir araştırma kitabı:

    kayıp türkler - etnik coğrafya bakımından kürtleşen türkmen aşiretleri

    http://www.kitapyurdu.com/…ap/default.asp?id=648499
  • burada daha detaylı bilgiler bulunmakta
  • var böyle bir şey. 2015'ten beri hdp'ye oy veriyorum sakal bıyık kararmaya başladı, saçlarım kumral kaldı. soran olunca böyle açıklıyorum.

    bence aşırı bilimsel bir gözlem. eved.

    not: işbu entry'nin varlık sebebi şudur: #97655428