şükela:  tümü | bugün
  • "kurtuluş kayalı'ya naat"

    doğu batı dergisi'nin 11. sayısı. mayıs 2000. türk düşünce serüveni: araftakiler. hala elimin altında duran nefis bir sayı. oğuz atay, mehmet ali aybar, cemil meriç, idris küçükömer, hikmet kıvılcımlı ve kemal tahir... hepsi erdemli, hepsi namuslu bambaşka hayatlar...

    kemal tahir'in devlet ana'sını yeni bitirmişim. sağım solum kemal tahir. hakkında ne bulursam okuyorum. eskişehir'de yediler kültür merkezi doğu batı'nın bütün sayılarını getiriyor. bu sayıyı da ezbere alıyorum. içinde upuzun başlıklı bir kemal tahir portresi: "kemal tahir gibi yerli bir entellektüeli doğru anlamanın yolu düşünsel konumunun farklılığını kavramaktan geçer."

    yazıyı ezberliyorum. metin doç. dr. kurtuluş kayalı'ya ait. bu ismi de aklıma yazıyorum ama zaten bir yerden yabancı gelmiyor. anadolu üniversitesi kütüphanesi'ndeyken bir akşam hatırlıyorum. sinema üzerine bir şeylere bakarken, kurtuluş hoca'nın yönetmenler çerçevesinde türk sineması kitabını görmüştüm. içinde bir yılmaz güney yazısı var. ölümünün ardından yazılmış. yazının başlığı: acı olan şimdi yüklenmektir. ama yazı kitapta yok, birisi yırtıp atmış ya da almış. alacak adam fotokopisini de alır. ihtimal bir güney düşmanı aklınca iş yapmış.

    sonra bizim okulda bir sosyoloji kongresi düzenlendi. akademisyenler bazında. mersin üniversitesi'nden ayşe azman'dı. ahmet mithat efendi hakkında atıp tutmuştu galiba. birisi söz aldı. resmen akademik bir solo attı. tek kişilik gösteri. sözü bittiğinde yüzümde tebessüm. duymak istediklerimi söylemişti. birisi işte kurtuluş hoca gerçeği deyince "puzzle"ın parçaları birleşti. bu hoca bizim koridorlarda salı günleri 2 dakika görünüp kaybolan hocaydı. o makale, o kitap, bu hoca... tamam dedim. işte bu.

    yanına gidip utanarak tanıştığımı ve hemen uzaklaştığımı hatırlıyorum. 9 sene olmuş. sonra bütün kitaplarını buldum okudum. günü geldi, siyasal iletişim dersini aldım. sabri ülgener'den girip, david hume'dan çıkıyor, attila ilhan'ın şiirinden bahis açıp gramsci ile bağlıyordu. althusser'i murat belge değil de başkası tanıtsaydı misal nasıl olurdu? diye de soruyordu. söz dönüp dolaşıp metin erksan sinemasına bağlanıyordu. ders bitiyordu. yüzümde yumruk yemiş bir hal ama mutlak tebessüm.

    hocamla uyuşamadığım taraflar vardı. hala var. hiç de dert değil. misal ecevit üzerine sefkatli cümleler. bir kitabında "kültür adamı ecevit" portresini okumuştum hatta. türkiye solunun hoş bakmadığı bir metindi. ben de hoş bakmamıştım.

    sonra başka dersler. türkiye'nin toplumsal yapısı, türk sosyologları. dtcf'ye yolum düştükçe de cumhuriyet dönemi tarih anlayışları dersi. burada öğrencilere verdiği sevimli ayarlar.

    ben hocamın dizinin dibinde. o nereye ben oraya. kongreden kongreye koşuyorum. ankara-eskişehir arası mekik dokuyorum. artık beni tanıyor. karşılaştıkça çay ısmarlıyor. memleket meseleleri, türkiyeli aydınlar... soruyorum sabırla anlatıyor. ihtimal de kafasından geçiriyor: nereden çıktı bu çocuk?

    sonra bir gün okulda bir küçük söyleşi düzenliyorum, cemil meriç hakkında. hoca kırmayıp tamam diyor. fakültede bir güzel söyleşi düzenliyoruz. bitince yine çaylar poğaçalar. yavaş yavaş hayatından bahsediyor. öğretmen anne baba, üniversitede okuyan kızlar. hayat şartları... yıllarca birileri tarafından ertelenen profesörlüğünün nihayet gelişi: "kazara beni profesör yaptılar, dalgınlıklarına geldi" diyor. çoktan hak ettiğine geç de olsa kavuşuyor.

    2005'te diplomayı alana kadar her hafta salı günleri kampüste buluşuyoruz. derslerine giriyorum, sessizce dinliyorum. ben giderek değiştikçe, hocayla aramızdaki düşünsel farklılık büyüdükçe daha çok seviyorum. her şey bir tarafa mizah üzerine yazdığı yazıların isabetini anlıyorum. müthiş espriler, kimi zaman çaktırmadan bir lafıyla ortalığı yıkıyor.

    askerlik zamanı. dağıtımım ankara. hoca da ankara'da. yaşasın. hocanın adresi belli. çarşı izinlerinde zafer çarşısı'na gidiyorum. küçük taburelerde çay üstüne çay. bazen de mülkiyeliler lokali'nin karşısındaki eski dost kitabevi'nin oralarda yemek. gurbette artık hocalık değil babalık yapıyor. kitaplar, isimler, siyasetler, akademinin hal-i pür melali. akşam olunca beni karargah'ın köşesine bırakıp evinin yolunu tutuyor. koltuk altında kırışmış bir gazete.

    kurtuluş hoca, bu laftan anlamaz fakiri elinden tutup handiyse adam ediyor. yaz mevsimi gelende izmir'e yolu düşüyor, konferans, panel vs. için istanbul'a. nerede olursa bir şekilde buluşuyoruz. yine ayak üstü sohbetler. bayramlarda arıyorum.

    arada bir yolum ankara'ya düşüyor. seviyorum ankara'yı zira. insanların, hele istanbulluların ankara nefretini de hala anlayabilmiş değilim. ne güzel şehir. neyi eksik? denizi mi? yahu oradaki sıcaklık, dostluk kaç denize bedel. konuyu dağıtmayayım. her ankara'ya gidişimde sevdiğim bir sürü arkadaşımı görüyorum, bir de müsaitse kurtuluş hoca'yı. çay içiyoruz, sohbet ediyoruz. yarım saat bazen üç dört saat.

    unutulmaz sorularla, zarif bir babalıkla, leziz bir sohbetle, vicdanlı bir aydın sorumluluğuyla bizi yolcu ediyor. her şeye yetişiyor. her kitaba, her makaleye.

    düşünerek, kafa patlatarak, türkiye üzerine kaygılanarak bir metin mi yazdınız? hiç merak etmeyin o metin yerin yedi kat dibinde bile kalsa onu bulup çıkartacak ve hakkını verecek olan kurtuluş kayalı'dır.
  • meşrutiyetten cumhuriyete düşünce tarihimizin mütevazı vakanüvisi. mülkiye kökenli. şimdi dtcf'de. başında türk kelimesi bulunan bütün mevzularda söyleyecek sözü, yazacak cümlesi var. türk sineması, türk edebiyatı, türk mizahı, türk karikatürü vesaire... lakin şurası mühimdir ki kurtuluş hoca'nın tasavvurunda türklük etnik ya da siyasal bir elementten ziyade kültürel bir yapıdır.

    lütfi ömer akad, kemal tahir, metin erksan, yılmaz güney, baykan sezer, hilmi ziya ülken, behice boran, niyazi berkes, şerif mardin, idris küçükömer gibi bu ülkenin damarlarında yolculuk yapmış nice ismin portreleri, kitapları, filmleri ve söyledikleri üzerinden türkiye'nin toplumsal yapısını ve entelektüel imkanlarını anlamaya çalışır. yorulmaz bir işçidir. "düşüncenin coğrafyası 1" adını verdiği son kitabında yer alan makalelerin büyük çoğunluğu türkiye kelimesi ile başlamaktadır. sol düşünce geleneğinden gelir. bu konudaki ısrar ve tutumu ile ayrıca saygıya değerdir.

    yüreği solda atar, vicdanı solda durur. yıllarca anadolu'yu dolaşmış öğretmen anne babanın evladı olarak bu topraklarda çok toz yutmuştur. daha sonra kütüphanelerin tozunu yutmuştur, hâlâ da ankara-eskişehir arasında ders verir, kürsülerde, anfilerde, kimi zaman kaloriferi yanmayan sınıflarda dirsek çürütür. özellikle mizah kültürü üzerine uzmanlaşmış, türkiye'de karikatürün tarihini yutmuş biri olarak kendine has mizahıyla misal "modernleşme" tarihini anlatırken kullandığı yarı mizahî yari hüzünlü metaforlarla o her an sıkıcı olabilecek derslere renk katar.

    60'lı ve 70'li yılların kültür ve siyaset meselelerine derinlikli bakarken bugünü de ıskalamaz. ayrıca ve özellikle 1980 sonrası neşvünema bulan islamcı siyasetlere, şiir ve fikir hareketlerine karşı sahih ve soğukkanlı yaklaşımı sayesinde fotoğrafı çok iyi çeker. sezai karakoç üzerine söylediklerini birçok muhafazakar akademisyen ıskalamıştır. kurtuluş kayalı halen ankara'da yaşamakta ve memleketin nabzını tutmak için, kitapların, dergilerin, risalelerin, sahafların, insanların peşinden koşmaktadır. yorulmadan, usanmadan.
  • kurtuluş kayalı, 6 aralık'ta kanal 24'e çıkmıştı. o programı izlemek için:

    http://www.stargazete.com/…olculuk-haber-231349.htm
  • eskişehir anadolu üniversitesi sosyoloji bölümü ikinci sınıf dersi olan türk sosyolagları dersini aldığım hocadır kendisi. bizim öküzlüğümüzden ve hoppalığımızdan yeterince yaararlanamadığımız bir hocadır. sanırım senenin 3. dersi falandı ilk ikisine zaten girmemişiz imza falan da bakmazdı o günlerde. "yıl 1973, x dergisi, sayı 78, sayfa 43, ziya gökalp..." diye bir cümleye başladı arasız 3 saat blok ders yaptı.hipnoz böyle bir şey olsa gerek heralde. ne anlattı hatırlamıyorum ama ders bitiminde konu en son karikatürdü. facebookta hayran grubu bile vardır.
  • dersinde soracağınız herhangi bir soruya cevap vermeden önce kontra bir soru sorarak şaşırtan hocamız. o sebeple laf olsun diye soru soramazsınız; soru soracaksınız gerçekten sorunuz daha da önemlisi meseleniz olması gerekir. bir de her şeyi öyle bir heyecanla anlatır ki, kapılıp gidersiniz. velhasıl kendisinden ders almışsanız kurtuluş kayalı'yı çok seversiniz; türk düşünce dünyasında yol izleri ve türk kültür dünyası'ndan portreler kitaplarını öpüp başucunuza koyar, sıkıldıkça bakarsınız. ve elbette yazdıklarının yazmadıklarının çok küçük bir kısmını oluşturduğunu anlar, yeni kitaplarını beklersiniz.
  • buralardan olmayan ama bu ülkenin en çok yerlisi olan adam..yani bir bilge kişi..kısa boylu paytak yürüyüşlü ahir zaman iyi insanı
  • yolda yururken bile bir şeyler okuyan, bir ara üç üniversitede birden ders veren, türkiye'nin en büyük sosyal bilimcilerinden biri. ne var ki ingilizcesi cok iyi degildir. özellikle türk düşünce dünyasını anlattığı "türk sosyologları" dersleri mutlaka izlenmelidir. ama yetmez, kurtuluş hoca derslerinde, her konuda her şeyi aynı anda anlatabilmekteyse de onun asıl tadına doyulmayan sohbetleri dışarda bir yerde, sözgelimi bir kahvede otururken yapılanlardır.
  • bu sene turk sosyologlari dersini aldigim ve mumkunse bi 20-25 sene surekli ders almak icin elimden geleni yapabilecegim "derya" insan, hoca..
    ozellikle turkiye tarihi, turk edebiyati, turk sinemasi, turk dusunu uzerine soylediklerine soz ekleyecek adam yoktur tahminim. insan bir ayrinti hakkinda saatlerce konusabilecek derinlige indimi daha ondan bir yudum su almak icin epey derine bakmak gerek galiba.
    harika bi insan, harika bi hoca.
    yaptiklarindan sahip cikmasi gerektigi durumlar disinda asla bahsetmez, kitaplarini gidip kitapcilardan kendinizin ogrenmesi gerekir, "o" benim soyle bir kitabim var asla demez, benim kitabim var bile demez..geciniz "ben" bile demez.
    taniyamayanlara ve taniyamayacak olanlara uzulurum..
    derslerde surekli ogrencileriyle eglenir ama ozellikle eglenilen ogrenci bunu asla anlamaz, gerisi de biraz zor anlar. eglenirken soyledikleri eglenme amacli ama genelde uzerine mutlaka konusulmasi gereken sorunlardir.
    dedim ya"derya" bu kurtulus hoca!
  • "bu üniversiteler artık düzelmez, düzeltmeyle olmaz. yıkacaksın, yeniden kuracaksın" deyip, bir anda yine kendisine sarılma isteği uyandırmış, hocaların hocası!
  • metin erksan'ın cenaze töreninde yaptığı nefis konuşmanın tam metni, burada.

    "ülkemizin güncelin, yaygın olanın peşinde koşan düşünsel ortamı metin erksan’ın düşünsel serüvenini anlayamaz, kavrayamaz. bir de her on yılda türkiye’nin düşünce dünyası başkalaşım arzettiğinden metin erksan’ın anlaşılması kolayına mümkün olmaz."