şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yazdığım ve oynadığım tiyatro oyunu oluyor kendileri. prömiyer 13 nisan 2017 ortaköy afife jale sahnesi nde olacak. heyecanlı ve iddialıyız; bakalım neler olacak :)
    küründen kabare web sitesi

    yazan-oynayan: seyhan arman
    yönetmen: melisa iclal yamanarda
    dramaturg: sinem özlek
    sahne-kostüm tasarım: aslı ersüzer
    ışık tasarım: cem yılmazer
    yönetmen yardımcısı: ilsu olcahan kubak
    reji asistanı: figen adıgüzel
    müzik direktörü: ceren özkarataş

    dış ses: engin alkan

    “küründen kabare”; bu gün hala toplumsal şiddetin en açık şekline maruz kalan bir trans bireyin hikayesini bu kez farklılıklar üzerinden değil, benzerlikler üzerinden anlatmayı seçiyor ve seks işçiliği de yapmış, tacizler, karakollar, dayaklar da görmüş geçirmiş, sonuçta belki herkesten fazla ama aynı zamanda herkes gibi hayatta kalmak için direnen serpil’in trajik ama bir o kadar da ironik hikayesini, gerçek olaylarla kurguyu iç içe geçiren bir oyunla sahneye taşıyor ve aslında pek çok biçimde iliklerimize kadar işlemiş toplumsal iki yüzlülüğümüzle bizi bir kez daha hesaplaşmaya çağırıyor.
  • seyhan arman çok güzel performans sergiledi. hele erkek rolü bayağı iyiydi. oyun boyunca çok güldürdü. son dakikalarda üzdü bizi.

    bu sene birkaç lgbti tiyatro gösterisine gittim. bu içlerindeki en beğendiğim performanstı. sahnedeki kolilerin kullanımı çok etkileyiciydi.

    oyun bayağı geç gösterime girdi. sezon bitmek üzere. seneye bol bol gösterimde olmasını diliyorum.
  • yeniden istanbul'da oynanmasını dört gözle beklediğim oyun.

    son anda haberimiz olmasından mütevellit gidemediğimiz, dünkü gösterimden mahrum kaldığımız için çok üzüldüm.

    7 mayıs günü izmir - karşı sanat merkezi
    18 mayıs günü ankara - çağdaş sanatlar merkezi

    ankara ve izmirli arkadaşlar şanslı olsa gerek.
  • tiyatro ve sinema/dizi oyuncusu seyhan arman'ın yazıp oynadığı kabare'nin ismi
    lubunca kür'den geliyor. yani yalandan kabare ama hikaye gerçekçi çünkü ötelenen transların hayatını çok görmediğimiz şekilde veriyor, oyunu da bir trans kadın ilgiyi canlı tutarak önümüze koyuyor.

    kabare isminden de anlaşılacağı üzere seyirciyle konuşan, gullümlü bir oyun.

    şarkılardan:

    "diyarbakırlı deli serpil

    söyleneni yap serpil

    kumaş kösele jöle

    hadi serpil kız yap serpil

    hadi serpil kız... siktir et serpil"

    "serpil 1 numara

    çarklarda yapıyor binbir hava

    ankarada domezdi istanbulda mama

    bu hayat böyle kıskanma abla"

    transların hayatına uzaksanız ya da daha yakın olmak istiyorsanız, transfobikseniz *, gullümü seviyorsanız ve kabare de izleyeyim diyorsanız kaçırmayın.

    oyun takvimi için [https://www.kurundenkabare.com/ https://www.kurundenkabare.com/]
  • birkaç gün önce kadıköy emek sahnesi'nde izlediğim, demir leblebi gibi bir oyun. yutsan da yutmasan da o boğaz yırtılacak, acıyacak biliyorsun. acıdıkça da anlıyorsun. ögreniyorsun. diyarbakırlı deli serpil'in öyküsü. aslında ne diyarbakırlı, ne deli, ne de serpil. onun da deyimiyle, hayat bir tiyatro sahnesi, evet. bize biçilen rolleri oynuyoruz. işte küründen kabare; rolünü beğenmeyip, isyan eden deli cesaretlilerin hikayesi, varoluşunu reddetmeyen, bunu sergileyebilecek cesareti gösterebilen "öteki"lerin. "normal" olanlarla, "normal" olanı seçenlere nanik yaparak "ben buyum" diyebilenlerin. benim kim olduğuma ve nasıl yaşayacağıma leş gibi kokuşmuş sisteminiz karar veremez diye düşünüp, ölene kadar bunu savunanların. hayır, maalesef "ölene kadar" ı pekiştirme amaçlı kullanmadım. onlar gerçekten ölüyorlar. şey, yanlış oldu. öldürülüyorlar. iki yüzlü muhafazakâr ahlak sisteminin iki yüzlü bekçileri tarafından acımasızca öldürülüyorlar. "erkek olmak sana bahşedilmiş bir ayrıcalıktır. nasıl daha düşük bir seviyeyi; kadın olmayı tercih edersin? bu, 'erkek'liğimize bir hakarettir" alt metniyle. onlar hissetmediği halde "erkek" rolü yapacak kadar iki yüzlü olmadıkları için cezalandırılıyorlar. peki ya onları arabalarına alıp, onlarla ilişkiye giren, varoluşunu reddedip, "erkek" rolü oynayanlar? ben söyleyeyim, onlara hiçbir ceza yok. arabasına aldığı trans birey yargılanır/yaftalanır/parmakla gösterilirken -mâlum halk olarak işaret parmağımıza pek düşkünüz- arabasına alan "erkek" özgürce yaşamına devam edebiliyor. çünkü onlar tüm bunları yapıp, evde eşiyle dostuyla televizyonda trans birey haberi izlerken "vay be ne günlere kaldık, bu insanları yakmalı, asmalı" diye ahkâm kesiyorlar. varoluşlarını kirli bir maske altında, ustalıkla gizleyebiliyorlar. hissetikleri gibi olmanın bedelini çok ağır ödeyen, bu uğurda yıllardır kanlı bir mücadele veren, nüfus cüzdanında yazan cinsiyeti ömür boyu taşıma zorunluluğu olmadığının farkında olan, ağır bedeller ödese de hissetiği gibi yaşayan tüm "deli cesaretli"leri kalbinden öpüyorum. cinsiyetçiğilin/ yargılamaların/ yaftalamaların/ ötekileştirmenin olmadığı bir dünyada o çok istediğin ama bir türlü sahip olamadığın kırmızı bisikletinle güneşi yüzünde hissederek, papatyaların arasından geçtiğin bir gün gelir umarım serpil. ben seni ve hikayeni biliyorum. hiç tanışmadık ama seni çok seviyorum. oyunda emeği geçen herkese ve "serpil" karakterini canlandıran, iki saat boyunca hoplayıp, zıplayıp, dans edip, şarkı söyleyip, duygu geçişleriyle oyunculuğuna hayran bırakırken bir an bile nefes nefese kalmadan inanılmaz bir performans sergileyen yetenekli oyuncu seyhan arman'a sevgilerimle... tek kişilik oyunlarda, sahnenin tek oyuncusu olarak seyircinin dikkatini oyun boyunca kendinizde tutmak çok zordur. seyhan arman bunu başarıyor. hayatımda izlediğim en etkileyici oyunlardan biriydi. yönetmeninden, oyuncusuna, kostüm tasarımcısından, ışık tasarımcına; iyi ki varsınız. iyi ki sanat var. iyi ki sanat yapıyorsunuz.
  • oyundan bir çok meselemi halletmiş olarak çıktım..

    iyi tiyatro böyledir.
  • yaklaşık bir saat önce abimle, sisteme,dönemin polisine(dönem; okul bitsin bari de hiç değilse mezun olamadı demesinler.) insanların çiğ süt emmişliklerine, kahpeliklerine, perde boyu kahkahanın ardından, gözyaşına karışık küfürle söverek çıktığımız oyun.
  • son yıllarda izlediğim en etkileyici oyun. hatta belki hayatım boyunca izlediğim en etkileyici oyun bile olabilir. seyhan arman'ın performansından kostümün ve dekorun kullanımına kadar her şey harikaydı. çok güldük, çok ağladık, çok hayran olduk seyhan arman'a.

    bir şey daha anlatayım müsaadenizle: şimdiye kadar izlediği neredeyse tüm tiyatro oyunlarına burun kıvıran, sadece moda sahnesi'nin hamlet'ini beğenmeye yaklaşan "nerde o bizim zamanımızdaki tiyatrolarcı" annem, oyundan çıkıp eve gelinceye kadar bir yandan gözyaşlarını silip diğer yandan "işte tiyatro dediğin böyle olur", "süper kadın, helal olsun" deyip durdu tekrar tekrar. anlayacağınız, her ne kadar transfobik veya homofobik olmasa da, "eski toprak" bazı düşünce kalıplarından çıkamayan 70'lerinde bir kadının dünyasında sessiz sedasız devrim yaptı seyhan arman. o hep oynasın, biz hep izleyelim; hep anlatsın biz dinleyelim dilerim.
  • diyarbakırlı olmayan, deli hiç olmayan ve serpil de olmayan diyarbakırlı deli serpil’in hayatını, evinde çay içip kısır yerken laflıyormuşçasına doğal bir akışla anlatan sindirmesi zor bir oyun. evet sindirmesi zor zira oyun sadece trans bireylere dayatılan rolleri değil, cinsiyet ve konum fark etmeksizin hepimizin maruz kaldığı toplumsal beklentileri ve bu beklentilere göre bize biçilen rolleri nasıl da bir güzel giydiğimizi gözler önüne seriyor. kaçımızda “döndüysem özüme döndüm” diyecek kadar yürek ya da “kendi olmak” tercihini yapabilecek kadar cesaret var tartışılır doğrusu. çocukluktan itibaren “farklılığı” psikolojik ve fiziksel şiddet görmesine sebep olan serpil’in var olma savaşı samimiyetiyle güldürdüğü kadar düzelt beni artık diye dua ettikçe boğaz düğümleyecek hatta birdenbire ağlatacak kadar da insanı çarpıyor.

    serpil’in yaşadığı şehirden ankara’ya oradan da istanbul’a savrulan hayatından, kimileri için tanıdık kimileri için tanımadık ama gerçeğin ta kendisi birçok macera geçiyor. özellikle dj'lik macerası cidden evlere şenlik. bu arada seyhan arman’ın müzikal performansı yabana atılır cinsten değil. üstelik şarkıların söz ve müzikleri kendisine aitmiş. bu konuda ayrıca alkışı hak ediyor.

    ev, işyeri, karakol ve sokak ortasına dönüşen sahneyi dolduran kutucuklar bir nevi göçebe hayatını simgeledikleri gibi son derece işlevsel bir dekor oluşturuyor. aslı ersüzer gerek sahne tasarımında gerekse aksesuar ve kostümlerde iyi iş çıkartmış. keza cem yılmazer de karakterin ruh haliyle dalgalanan ışık tasarımıyla oyunu destekliyor.

    oyunu yazan, oynayan ve internet sitesi dahil her ayrıntıya dikkatle emek veren seyhan arman aldığı ödüllerin hakkını veriyor. tek kişilik performans gibi zorlu bir işte seyircinin ilgisinin kopmasına müsaade etmediği gibi rolden role geçerken enerjisi bir an bile düşmüyor.

    nihayetinde tek perde ve yaklaşık 80 dakikalık oyunun tek cümlelik özeti nedir deseler, serpil’in ağzından çıkıp boğaza oturan cümlelerden en içe saplananıdır derim.
    “bu ülkede her gün insanlar seçemedikleri şeyler yüzünden öldürülüyor.”
  • hakkında yapılan güzel yorumlardan dolayı fazlasıyla merak ettiğim, izmir'de yaşayan birisi olarak seyhan arman'ın buralara da uğramasını temenni edip dört gözle beklediğim oyun.