şükela:  tümü | bugün
  • bunca yıllık gözlemlerime dayanarak açıkça söyleyebilirim; belirli bir limiti aşan alışverişlerinizde hemen izzet-i ikrama başlarlar. kuruyemişçi yalakalığı da denebilir bu durum için.

    burada sıkıntı yok, adam ticaret yapıyor, daha fazla alışveriş yapan insana ikramı da olur promosyonu da olur. mesele orası değil mesele tavırdaki çirkinlik... bu çirkinlikten kastımın ne olduğunu yaşadığım bir olayla aktarmaya çalışayım;

    işe elektrikli bisikletle gelip giden birisiyim. toplumumuzda da karşısındaki insanı "altındaki araba, cebindeki telefon" gibi şeylerle değerlendirmek pek yaygındır bilirsiniz. karşındaki kişiye değeri bu ve benzeri kriterlere göre verdiğin için kendini geliştirmekten tek anladığın da arabayı daha iyisiyle değiştirmek, son çıkan telefonu almaktır. neyse;

    dün akşam kafada kask elde eldiven girdim kuru yemişçiden içeri adam köşede çekirdek kavuruyor. beni görünce bir süzdü kaskıma maskıma bakıp, "buyur abi" dedi işiyle ilgilenerek. ben de "biraz kuru kayısı alacağım" dedim.

    adam işiyle ilgilenmeye devam etti, "bekle iki dakika" demenin esnafçasıydı bu tavrı. "işim acil abi iki dakika bekletsem" değildi, tavrından anlamak mümkün bunu ki işi acil de değildi.

    neyse bir süre sonra sallana sallana geldi "250 gram yeter mi" dedi. ben de "yarım kilo olsun" dedim. tarttı, uzatırken "başka?" diye sordu. bir kilo da "hurma alacağım" dedim.
    (evde, ara öğün için atıştırmalık bar yapıyorum, onun için arada bir böyle toplu almam gerekiyor)

    adam hurmayı da tartarken üslubu "başka isteğin var mı abi?" ye dönüştü, tavrı da daha yumuşak bir hal aldı o "işimin arasında derdim senin kayısın mı?" tavrı biraz kırıldı.
    "varsa yarım kilo da kavrulmamış kaju alacağım" dedim daha "alacağım" kelimesinin "ala" kısmını yeni söylemişken kayısının arasına konulmuş bir ceviz uzattı, ikram olarak.

    bunun dışında üç beş siparişim daha oldu, en sonunda "biraz da ay çekirdeği alayım" dediğim noktada adam şu seviyeye gelmişti "abicim, şu yeni kavurduğumdan vereyim, taze taze yersiniz" üslubu pelte gibi, "ben iki de makas alayım" desem hiç kırmadan yanaklarını uzatıverecek...

    neyse tartının tuşuna bastı, ödeme fişini verdi, gittim kasaya ödedim o da o sırada paketleme yapıyor. bir tane naylon poşete doldurmuş, kabuklu cevizi de kağıt poşete koymuş. uzatırken durdu "abi şimdi bu bisiklette yırtılır, dur bunu da koyayım naylona" dedi. sonra bisiklet üzerinden konu açtı, "ben bisikleti unuttum, geldiğinde fark etmiştim de" ile başladı "yokuşlar zor olmuyo mu abi, ooo elektrikli mi, kaç para abi bunlar, ben de düşünüyom da ev çok uzakta" gibilerinden bir sohbete girişti...

    bu ve benzeri durumları o kadar çok yaşıyorum ki özellikle kuruyemişçide, alışveriş yapan kişinin siparişleri çoğaldıkça bir izzet bir ikram.

    tamam ticaret yapıyor adam, tamam çok alışveriş yapan adama promosyonu ne bileyim ikramı olur vs... derdim orası değil, derdim muhtemelen orada maaşlı çalışan adamsın, ben çekirdek alıp çıksam da sana verilen maaş aynı, aliyyülala karışık kuruyemiş alsam da aynı. merhabanı, iyi günlerini esirgeme insanlardan, bisikletle geldi diye başta sallamayıp, sonra oralardan geri nasıl dönerim diye kıvranma. ya da iki yüz bin liralık arabayla geldi diye hemen yaltaklık yapma...

    karşımızdakine değeri bunlara göre vermekten ya da vermemekten bi vazgeçsek vallahi yük kalkacak üzerimizden, daha hafif bir toplum olacağız.