şükela:  tümü | bugün
  • barısmak ıcınden gelmez, ama kus kalmak da rahatsız eder, huzunlendırır halı.
  • önceden küs kalırdım 15 yaşlarımda falan şimdi hiç kalmadı öyle şeyler
  • cocuklarda gozlemlenen durum. bi de bende:)

    sinirleniyorum, konuşmuyorum.
    sonra icime batıyo.
    bi yanak ver de barısalım:)
  • çok büyük bir kusur bu.ne kadar güzel bir şey gibi gözükse de.
    siz bunu ne kadar çok tekrarlarsanız bir gün olduğunda bundan vazgeçmek istemeniz o kadar zor olur.
    küs kalamadığınız kişi tarafından hep adım beklenen taraf olursunuz.karşı taraftan beklediğiniz adımlar zaman geçtikçe kıymık gibi batar içinize.
    ah kinci insanlar, içimize işlediğiniz kadar empati yapmayı da öğrenseniz keşke.
  • ilişkinin türü her ne olursa olsun, küsmek çok saçma bir şey. ben küs kalamam, sular duruluncaya kadar beklerim ve hayatımdaki konumu önemli biriyse mutlaka konuşurum, değilse umursamam ve köprüleri atarım. yok saydığım biriyle küsmüş sayılmam.
    küsmek karşı tarafın bir adım atması beklentisidir, aynı şekilde o da sizden adım bekliyor olabilir. neticede birinin adım atması gerekir.
    ne demiş adnan ziyagil, "çocuklar küser, barışır. büyükler yara alır, iyileşmesi biraz zaman alır."
    konuştuktan sonra kırgınlığın geçmesi biraz zaman alıyor ama belirsizce beklemekten iyidir.
    o nedenle küs kalmamak en doğrusu.
    konuşun ve çözün, çözümü yoksa ilk sapaktan dönün.
  • bu benim galiba, kimilerine bu hal ilkesizlik gibi gelebilir, ancak ben öyle yaşamıyorum, insanlarımı zihin arşivime onları en sevdiğim halleriyle arşivlediğimden olmalı, geçiyor, geçmekte olan..

    nasıldı o dizeler,
    ölüm geliyor aklıma birden ölüm
    bir ağacın gövdesine sarılıyorum

    diyor ya cemal süreya, ben de ölümün, hayatın varlığı varken, küs kalmak bana lüsk geliyor, iletişimi sürdürmek için onurumu koruyarak çabalarım sonuna kadar, sonra dururum elbette, ama tekrar bana geldiğinde sessiz kalamam, kalmam daha doğrusu, ölüm var kapıda pusuda bekleyen çünkü.

    bilmez miyim, bu en çok beni üzer, ama olsun, ölüm var yaşamın bir yerlerinde ve evet en büyüğü emek var...

    emeğimi, emeği hep baştacı yaptım ben, başkası olmaz.

    edip cansever'in ester'in söyledikleri içerisinde kendine seslenişi aklıma geliyor, kendime , budur:

    kimseye karıştım mı? hiç karışmadım
    bu ki bana tuhaf sayılmadı
    gözleyip sordum mu hiç? hayır sormadım
    bu ki bana yalan sayılmadı
    acımak işim miydi? hayır
    bir evden olmak kötü müydü? hayır
    zamana zamanla bakmak ne idi ki
    baktım

    tarlayı tarlayla ölçtüm
    meyvayı meyvayla ölçtüm
    denizi denizle ölçtüm
    göğü gökle ölçtüm
    zaten insanı insanla ölçtüm ki
    buruk bir tat mı duydum
    ve duydum
    her şey ki bir yorumdu, sonuç değildi
    sonuç ki zaten yoktu

    sen ki kim
    beni bütün bırakma.
  • (bkz: ölüm var)
  • istemesem de ya hep ya hiççi olduğumdan birisi ya hayatımdan çıkar ya da suçsuz bile olsam gönlünü alırım. ya da gönlümü aldırmaya çalışırım. *
  • müslüman ahlakıdır.

    kolay gibi gelir, insan kendimi o kişilerden sanar ama uygulaması zordur. karşıdan bekle der nefsi insana.
  • ya hep ya hiç bende. arada olmak bana göre değil. kedi gibiyim sanıyorum, illa ki hissettirmem lazım duygularımı. açılmam lazım, bunu yaparken de zul duymuyorum. ne kaybederim diyorum. hayatı sorguladığımız tuhaf dönemlerden geçerken gereksiz mesafeler koyarak gönlümüze yük ediyoruz aslında.