şükela:  tümü | bugün
  • kısaca hacı sami. kuşçubaşı eşref olarak da bilinen ünlü teşkilat-ı mahsusaeşref sencer kuşçubaşı'nın kardeşidir. o da bu gizli örgütün üyesidir. abisi ile birlikte süleyman askeri'nin önderliğinde balkan savaşları sonrasında bati trakya turk cumhuriyeti'nin kurulması için çalışmıştır. 1927 yılında öldürüldüğü güne kadar hızlı bir teşkilat-ı mahsusacı olarak kalmıştır. sami, teşkilat-ı mahsusa'nın ajanı olarak ilk önce hindistan'a gönderilmiş oradan da, orta asya ve çin'e geçmiş savaş yılları boyunca pan türkizm ve pan islamizm savunucusu ve propagandacısı olarak çalışmıştır. savaş sonrasında enver paşa ile biraraya gelince batum konferansı konusunda onun aklını çelen ve anadolu üzerinde düşünmesini sağlayan kişi hacı sami olmuştur. enver paşa'yı sona götüren yola o çıkarmıştır. hatta enver bile belli bir noktadan sonra içine girdiği saçma durumun sorumlusu olarak hacı sami'yi gösterecektir günleklerinde. enver paşa'nın türkmenistan'da kızıl ordu makinalılarına karşı giriştiği süvari kılıçlı saldırıdaki trajik ölümünün ardından kızıl orduya karşı mücadelesini sürdürmüştür. ancak daha sonra afganistan'a çekilmek durumunda kalır. afganistan'dan sonra yunan adalarına geçerek etrafında adam toplamaya çalışır.
    ardından da başlarına gelenlerden sorumlu tuttuğu mustafa kemal'e karşı, gerilla savaşı düzenlemek (ya da izmir suikastini gerçekleştirmek) için anadolu'ya geçtiğinde, ölüm onun için kaçınılmaz olmuştur. tam anlamıyla bir macera adamıydı.
  • enver pasa'nin en yakinindaki isimlerden biridir. 1921-24 arasinda enver'in örgütlemeye çalistiği orta asya'daki pan türkist hareketin en önemli elemani olarak taninir. 1908 öncesinde eşref'le birlikte izmir ittihat ve terakki cemiyetinin kurucularindan olmuştur.. eşref'le birlikte teskilat-i mahsusa'nin balkanlar'dan ege'ye, arap yarimadasi'ndan orta asya'ya kadar hemen tüm kritik operasyonlarinda ve coğrafyalarinda rol oynayan önemli figürlerinden biridir... teskilat'in arabistan'li lawrence'idir... talihsizliği başarisizliğidir...
  • kendisi ve ana mücadele alanlarıyla ilgili bir yazı: (bu yazıda birinci düya savaşı sırasında orta asya, hindistan ve çin-şangay maceraları yer almamaktadır)

    o, kafkasya'dan göç etmiş sencer adlı bir vubıh ailesinden olan sultan abdülaziz'in kuşcubaşısı mustafa nuri bey'in küçük oğlu, bir devrin efsane isimlerinden kuşçubaşı eşref bey’in de kardeşiydi. daha küçük yaşlardayken başı beladan eksik olmamış, siyasi faaliyetleri sebebiyle 1899’da hicaz’a sürülen ağabeği ve babasıyla birlikte o da gitmişti.

    balkan savaşı feci bir akıbetle aleyhimize neticelenmiştir. bulgarlar neredeyse istanbul’a girecek kadar ilerlemişlerdir. çaresizlik içerisinde kıvranılan o günlerde enver paşa, hemen kuşçubaşı eşref, ibrahim şehbendere ve o’nunla bir fedai grubu oluşturur: emirber çetesi. komutan eşreftir. ilk görevleri, murat dağları’ndaki bulgar bataryalarını susturmaktır. enver paşa, ne pahasına olursa olsun onların mutlaka başarılı olmalarını istemektedir. ordudan nizami bir birliği de katar çeteye, taksim kışlası’nda da eğitim yapmalarını sağlar.

    kısa bir süre sonra hazırlıklar tamamlanır ve yola çıkılır. ama veli efendi çayırı’na vardıklarında içlerinde bir isyan başlar. bir yüzbaşı, kendilerine padişah kumanda etmezse, birlikte hareket etmeyeceğini bildirir. karargah bir durum değerlendirmesi yapar ve o’nu bu işi halletmekle görevlendirince de o hemen galatasaraylı gençlerden oluşan bir gönüllü taburu ile sessizce gerekeni yapar. art niyetli kişilerin maşası olan yüzbaşıyı ve 10 arkadaşını tesirsiz hale getirir.

    cepheye varılır, plan yapılır ve harekat başlar. ortada eşref, sağında o ve solunda da cihangiroğlu vardır. bulgar ordusu sekiz saat süren savaş sonunda bozguna uğrar ve zafer kazanılır. zafer sonrasında enver paşa ve eşref kuşçubaşı, hurşit paşanın karargahına giderler. hurşit paşa, zaferden memnundur ama asıl amacın istanbul’u kurtarmak olduğunu söyleyerek ordunun enes-midye hattına ilerlemesini teklif eder.

    eşref bey, edirne’nin geri alınmasının bir vefa borcu olduğunu, şehit kanlarının boşa gitmemesi için bunun gerekliliğinde ısrar eder. enver paşa da eşref’i destekler ve hurşit paşa zorla da olsa ikna edilerek, yola çıkılır. istanbul hükümeti ise onları durdurmaya çalışmaktadır.

    eşref, kuvvetleriyle edirne önlerine gelir ve bulgar komutanından teslim olması ister. “hayır” cevabını alınca da o’nun komutasında 25 kişilik bir ekip kurar. tam teçhizatlı ekip arda nehri’ni geçip düşman tabyalarının altından geçerek şehre yaklaşır. eşref bey harekat emrini verir. ayşe kadın kışlası’na girilir ve edirne tamamen ele geçirilir.

    bu gelişme üzerine rusya ve romanya “edirne’nin geri verilmesini, aksi halde saldıracaklarını” bildirirlerken eşref, cihangiroğlu ve o ise bulgar’a aman vermemek için ani bir baskınla habibçe’yi ele geçirirler. ve ilk mahalli idare burada kurulur. bu idare, daha sonra kurulacak olan batı trakya cumhuriyeti’ nin de temel taşı olacaktır. enver paşa burada süleyman askeri ve dr. tevfik rüştü beyleri görevlendirirken o, yenice’ye baskın yapıp ele geçirir. harmancık ovasında mevzi almış bekleyen bulgar kuvvetlerini de arkadan çembere alıp dağıtır.

    istanbul hükümeti bu başarıları asla sahiplenmemektedir. hurşit paşa akınları durdurarak geri dönmelerini ister. nitekim geri dönerler. ama boşaltılan yerlerdeki türklere bulgarlar büyük zulüm ve işkenceler yaparlar. enver paşa, tekrar geri dönüp akınlara devam etmelerini emreder. hemen cepheye koşulur. bulgar çetelerinin büyük bir kıyım başlattığı papaz köy ilk hedeftir. domuzciyef çetesinin yaptığı katliamları durdurmak için harekat başlar. o, amansız bir baskınla bu çetenin bütün elemanlarını yakalar ve idam eder.

    o’nun yeni hedefi kırcaali’dir ani bir baskınla bu kasabayı da ele geçirir. yakaladığı bulgar alay komutanını şehir meydanında idam eder. gittiği her yerde eğittiği gençlerden milis güçleri oluşturmaktadır. çünkü, artık geri dönüşün mümkün olmadığına, bu yolda sonuna kadar mücadele edilmesi gerektiğine inanmaktadır. hükümet ise dönmeleri için sıkıştırmaktadır. bunun üzerine o, arkadaşlarına, ileri harekata devam edeceğini ve hükümete de şehit olduğunu bildirmelerini söyler. o’nun şahadet haberi istanbul’da büyük yankılar yaratırken o akıl almaz gerilla taktikleri ile gümülcine’yi ele geçirir.

    istanbul hükümeti’nin olumsuz tavrı üzerine de kurtarılan bu topraklar üzerinde bağımsız bir türk devleti kurma kararı alınır. o, eğer imkan verilse adriyatik denizi’ne kadar gidebileceğine inanmaktadır.
    tarihte ilk defa kurulan bu türk cumhuriyeti devleti’ni, hem yunanistan hem de bulgaristan tanır. sınırları: ortaköy köprüsü- kırcaali –makas- mesta karasu ve iskeçe üzerinden akdeniz’e, enez’den gümülcine -iskeçe- dedeağaç- karağaç- fere’ye- koşukavak- mestanlı ile çevrilidir. başkent, gümülcine olur. kuvay-ı milliye tabiri ilk defa batı trakya mücadelesinde kullanılır. o, “kuvay-i milliye kumandanı”dır.
    istanbul’da başlayan osmanlı-bulgar görüşmeleri sonunda, 29 eylül 1913 tarihinde imzalanan barış andlaşması gereğince osmanlı hükümeti, batı trakya’yı 25 ekim 1913 tarihine kadar bulgarlara teslim edeceğini taahhüt eder. batı trakya türk cumhuriyeti’nin toprakları, general lazarof komutasındaki bulgar kuvvetlerince 30 ekim 1913 tarihine kadar tamamen işgal edilir ve bu devlet sona erer.

    1921’de enver paşa, maiyetine o’nu da alarak buhara’ya geçer. burada ruslarla işbirliği yapmakta olan buhara emiri tarafında kontrol altına alınmak istendiklerini anlayınca kısa bir süre sonra ceylan avına çıkıyormuş gibi yaparak basmacılar’a katılmak üzere 8 ekim 1921’de buhara’yı terk ederler. cilligöl’e vardıklarında abdülhakim toksaba’nın evinde “türkistan’ın mukaddes davası uğrunda yapılan mücadeleye katılmaya geldim... türkistan’ın kurtuluşu için bugünden itibaren ölünceye kadar bir birimize sadık kalacağımıza allah’ımız ve namusumuz üzerine yemin ederim” diyen enver paşanın yanında o da vardır. oradan, düşenbe civarında yaşayan kalabalık bir türk kabilesi olan lakay’lara ulaşırlar. ama burada da “rusların, türk topraklarını terk etmekten başka bir gayesi olmadığına” kur’an üzerine yemin edecek kadar cahil bir aşiret reisi tarafından esir alınıp üç ay kadar alıkonulurlar. ve bir gün... serbest bırakıldıklarında ilk işleri etraflarına topladıkları askerlerle düşenbe’ye saldırarak burayı rus işgalinden kurtarmak olur.

    15 nisan 1922’de kafırûn’da toplanan türkistan milli ihtilal kongresi’nden hemen önce enver paşa, o’nu afganistan devleti’nin kendilerine ne kadar yardımcı olacağını öğrenmek üzere kabil’e giden buhara cumhurbaşkanı osman hoca’nın yanına yollar. kabil’de afgan kralı emanullah han ile görüşülür. ayrıca büyük türk hükümdarı babür şah’ın mezarını ziyaret ederler. görüşmeler bitip, bir miktar yardım ile dönerlerken yolda (feyzabad’ta) enver paşanın şahadet haberi ulaşınca o, enver paşanın yerine, türkistan ihtilal orduları başkumandanı olur.

    hiç durmadan darvaz’a geçer. ilk önce enver paşanın kabrini ziyaret eder ve mezarı başında “izinden yürüyerek milli mücadele uğruna candan çalışacağına” yemin eder. enver paşanın şahadeti ile ümitsizliğe düşerek dağılmaya, ruslarla işbirliği yapmaya ve kendi aralarında sürtüşmeye başlayan savaşçıları şiddet kullanarak disipline sokar. ruslara karşı verilen mücadeleye büyük hız kazandırır. bir taraftan da rus işgalinden kurtarılan yerlerde kurulan mahalli idareleri güçlendirmeye çalışır.

    akıl almaz gerilla taktikleri ile sürekli saldırarak perişan ettiği kızıl ordu’yla, kölap’ta giriştiği savaşta büyük bir zafer kazanarak, türkistan’ın kurtuluşu için de bütün ümitlerin bitmemiş olduğunu ispat eder.

    bu sıralar lozan’da, barış antlaşması görüşmeleri yapılmaktadır. türkiye’nin önüne “bu antlaşmanın imzalandığı tarihe kadarki dönem için genel bir af çıkarılması” şartı konur. “uzun pazarlıklar”dan sonra “isimleri sonradan tespit edilecek 150 kişi istisna tutulmak” kaydıyla türk heyeti bunu kabul eder. antlaşmaya göre “...bu 150 kişi, türkiye’deyseler sınır dışı edilecekler, yurtdışındaysalar da yurda girmeleri yasaklanacak ve türkiye’deki malları hükümet tarafından tasfiye edilecektir.”

    23 temmuz 1923’de antlaşma imzalandığında ortada henüz tespit edilmiş bir isim yoktur. bu 150 kişinin kimler olacağı 1924’ün nisan’ında mecliste görüşülerek karara bağlanır ve bu liste 1 haziran günü mustafa kemal tarafından da tastiklenir. hainliği ilkokul öğrencilerine bile ezberletilen damat ferid’in isminin yer almadığı bu listenin 61. sırasına o’nun ismi yazılmıştır. 28 mayıs 1927‘de çıkarılan bir kanunla vatandaşlıktan da atılır.

    mustafa kemal’e, treni bombalanarak yapılacak bir suikastı hazırlamak üzere sisam adası’ndan kuşadası yoluyla anadolu’ya geçer. dokuz gün sonra 27 ağustos 1927’de madra dağı’nda jandarma ile giriştiği çatışmada öldürülür. yaralı olarak yakalanan yanındakilere de suçları itiraf ettirilir.

    20 ekim 1927... ankara’da yapılan chp.’nin 2. büyük kongresi devam etmektedir... mustafa kemal kürsüye çıkar ve nutkunun son kısımlarını okumaya başlar:

    efendiler, açık ve kesin olarak söylemeliyim ki, müslümanları hâlâ bir halife korkuluğu ile uğraştırıp aldatmak gayretinde bulunanlar, yalnız ve ancak müslümanların ve özellikle türkiye'nin düşmanlarıdır. böyle bir oyuna kapılıp hayal kurmak da ancak ve ancak cahillik ve gaflet eseri olabilir.

    rauf bey'lerin, vehip paşaların, çerkez ethem ve reşit'lerin, bütün 150’liklerin, kaldırılmış hilâfet ve saltanat hanedanı mensuplarının, bütün türkiye düşmanlarının, elele vererek aleyhimizde durmadan ateşli bir şekilde çalışıp uğraşmaları din gayretiyle midir?

    sınırlarımıza bitişik merkezlerde yuvalanarak, hâlâ türkiye'yi yok etmek için "mukaddes ihtilâl" adı altında haydut çeteleri, suikast tertipleriyle çılgınca aleyhimizde çalışanların maksatları gerçekten mukaddes midir? buna inanmak için gerçekten kara cahil ve koyu bir gafil olmak gerekir.
  • enver paşa'yi türkistan'a gitmesi konusunda sürekli gazlayan teşkilatı mahsusa elemanı.
  • zeki velidi togan, enver paşa'ya 'paşam buranın türkleri sizin bildiğiniz gibi değildir, burada ordu toplayıp, ruslara karşı savaşmak gayrı mümkündür' deyince, hacı sami, zeki velidi'yi kenara çekip 'paşa'yı buradan avrupa' ya gönderip talat gibi ermeni kurşunlarıyla ölmesini mi istiyorsun' diye sert yapmış, bunun üzerine zeki velidi togan enver paşa'nın türkistan macerasına dair gerçekçi yorumlarını bir kenara bırakmış ve hattâ paşa'ya destek vermek için bölgeye hareket etmiştir.

    onca savaş meydanından sağ çıkan, silahını elinden daha iyi kullanan, çeteciliğin her şeklini akademi'de ders okutacak kadar iyi bilen hacı sami'nin fırtınalı hayatı, anadolu'ya çıktıktan sonra ekmek istedikleri bir konar göçer taifesi ile yaşanan silahlı arbede esnasında son bulmuştur. hayatından on film çıkacak adamlardandır.