şükela:  tümü | bugün
  • vasat bir film.
    bu kadar didaktik göze sokan şeyler yapmasanız olmuyor mu?

    abla rolündeki hatunu 'önce bir boşluk oldu kalp gidince ama şimdi iyi'de izlemiştim seneler önce ve çok beğenmiştim "ne kadar iyi bir oyuncu" diye düşünmüştüm. bu filmde aynı rolü aksansız oynamış. demek ki bunu oynayabiliyor sırf, ki bence oyunculuk aynı karakteri aksanla oynamak değil karakter yaratabilmektir.. ama ben anlamıyorumdur oyunculuktan da, ödül alan oyuncumuz da buysa..

    --- spoiler ---

    karakter tv karşısında uyurken melih gökçek'in kürtaj beyanatı duyulsun, ikinci gece uyurken ise türkiye'de kadın cinayetleri istatistiği paylaşılsın. kadın filmi.

    woooow kadın filmi çekmişler. woow müthiş film çünkü odak kadındaydı! wooow bikiniyle bedenlerinden utanmadan ekrana çıktılar wooow. (türk olmayan bir film için bunlar övgü olabilir mi yaa?)

    1- 45 dakika boyunca çalıp da açılmayan telefon yabancılaştırma öğesi diildir. pek sevgli piriniz nbcniz de bunu 3 maymunda yıldız tilbe melodisiyle yapmıştı. eh eytere beah yaaa.. yapmayın şunları işte. repetitif sesle, çalıp açılmayan telefon klişesiyle yabancılaştırma falan yapmayın. yapıldı bitti bunlar yaa. 2014teyiz.
    2- ciyak ciyak bağırmak sinir krizi ya da iyi oyunculuk değildir, gürültüdür. sinir krizi geçiren ve bağırıp çağıran karakter güçlü bir karakter kompozisyonu çizmez ya da kendiliğinden derin olmaz. psikolojik altyapısını böyle kuramazsınız karakterin. uzaklara bakarak da olmaz o iş.
    3- madem sembolik takılıyorsun o zaman sonunda seri katil filmi ya da stv ibret kuşağı gibi açıklamayacaksın. "o adam bana tecavüz etti ve sen yetişemedin sonra da onu öldürdün abla!!", "sen ne kadar bencilsin ya ben birini öldürdüm senin için".. bu ne? woow metafora gel araba artık bozulmuştu, bozuk arabanın farları gizlenen karanlıkları aydınlatıyordu. flashback yap bişiy yap madem..

    pasif agresif uzun sessizlikler üstü sinir krizsel patlamalar!
    azıcık psikoloji okuyun yaaa.. bu kadar klişelere oynamayın..

    ama işte izleyici de bunu istiyor napacaksın.. wooow ne kadar yaratıcıydı tecavüze uğrayan karakterin babaaanne kıyafetleriyle kadınlığını yadsıması, wooow amerikada bulunduğunu strand çantasından anladığımız abla tepkisini nasıl da sahilde sanki erkeği siker gibi cinselliğini dışavurarak yaşadı, wooow yanına gelen teyze nasıl da toplumdan kaçılamayacağını gösterdi, wooow abla kardeş arasındaki rekabet nasıl da diyaloglara yansımıştı(!) (karikatürize oluşuna falan girmiyorum).. woow denize girme metaforu, wooow telefonları açılmadığından atlayıp başka şehre gelecek düşkünlükteki sevgilinin "ben bir geceliğine bacaklarını açtığın yabancı diilim" diye bağırması (bu nasıl bir karakterdir ya, bu nasıl bir replik, tutarlılık, mantık??) üzerine gelen kötü oyunculuklu sinir krizinin katarsisle denize girmeye varması.. woow bozulan boruları tamir edenler erkek woow bozulan arabadan anlayan erkek, her yer bozuk her yer erkek wooow..

    öeh ya.

    wooow o sondaki "türkiye toplumunda kadının yeri"ne vurgu yapan müthiş (!) dolmuş sekansı da nasıl çılgındı.. ağır ağır yol alıyorlardı kadınlar bir köşede bir sürü erkek diğer köşede woooow.
    --- spoiler ---

    böyle izleyiciye böyle kadın filmi.. napalım..

    demek daha iyisi de çekilemiyor ki ödül alıyor ama bari şu işlere güzel muhteşem şaheser falan demeyin.
  • --- spoiler ---

    ocak ayının ortasında, istiklal caddesi'nde bize ilkyazı ve çeşme'yi yaşatmış filmdir. genel olarak çok güzel bir filmdi, ama soruların cevaplandığı ve bence oyunculukların doruğa çıktığı son kavga sahnesi beni derinden etkiledi ve işledikleri cinayetinin sebepleri-sonuçları üzerine düşüncelere götürdü. ışık olarak sadece arabanın uzun farlarının kullanılması bana bir zamanlar anadolu'da karanlıkta ceset aradıkları sahneleri anımsattı. ayrıca alaçatı'nın durmak bilmeyen rüzgarı da son sahnede çok güzel kullanılmış, bunu da eklemek gerek.

    ayrıca film boyunca arabanın çok güzel bir imge olarak kullanıldığına da değinmek gerek. filmin başında arabanın ikaz sinyali vermesi güzel bir foreshadowing örneği. arabanın tutukluk yapmasını, lale'nin gidip gelen psikolojisiyle özdeşleştirmek de mümkün. evin önünde arabanın marşına bastıkça çalışmaması ve daha sonra yan komşu kerim'in gelip "biraz bekleyin, sonra tekrar deneyin" demesinden sonra bu tavsiyenin gerçekten işe yaraması da, kerim'in lale'yi hayata döndürmek için ne denli önemli bir rol oynadığını gösteriyor. yasemin'in bu ikaz sinyallerini devamlı görmezden gelmesi ise, lale'yi yıllarca arayıp sormaması ve tek başına bırakması üzerine bir metafor aslında. en son sahnede arabanın tamamen durması ve lale'nin "burada her şey bozuk" laflarıyla birlikte film boyunca beklediğimiz duygusal patlamayı yapması da, yasemin'in ihmalkarlığının lale'nin hayatında nasıl sonuçlar doğurduğunu gösteriyor.

    --- spoiler ---
  • klasik tabirle ''sanat'' filmlerinde mütemadiyen sembolizm,metafor aramayı,arayıp bulunca onları inci gibi dizmeyi film izlemek sanan insanları anlamıyorum.he yönetmen bunları yapmıştır ayrı konu ama benim nazarımda çokta fifi.demin izlediğim film gayet eli düzgün ve etkileyici bi filmdi.iki kadın oyuncuda çok başarılıydı.
  • şahane oynayan iki kadın oyuncusuyla hayran bıraktı beni kendisine. ramin matin, hiç sarkmayan sekanslarla örülü, neredeyse ''kompakt'' denilebilecek doğru düzgün bir senaryoyla, göz doldurucu ışık kullanımı ve etkileyici ses tasarımının da yardımıyla çok iyi bir iş çıkarmış. kesinlikle bir kere daha sinemada seyredeceğim, çünkü çok lezzetli geldi. çok iyi filim.

    son dönemde türk sineması, orta yaşlı ve genç yönetmenleriyle tam anlamıyla uyandı. bu, mutluluk verici.
  • frances ha'nın sonunda nasıl yere çakıldıysam aynısı kusursuzlar'da da oldu. oysa ki daha ilk dakikalarından bu kadar konsantre olup içine girebildiğim türk filmi sayısı çok az.

    filmin anlatmaya çalıştığı çok şey var ve bunu son on dakikaya kadar derli toplu yapıyor.

    --- spoiler ---

    kardeş olmanın sanrıları var (özellikle abla olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlar, o sorumluluk duygusunu anlatmamın mümkünü yok) kadın olmanın zorlukları var, sonra türkiye'de gece yarısı tek başına yürüyüşe çıkmanın bir kadın olarak ne kadar radikal ve zor alınan bir karar olduğu...vs. tüm bunları son derece titizlikle yerleştirmişler filme. bu çok hoşuma gitti.

    komşu haluk da hiç gereksiz değildi. yasemin haluk'a sexually attracted olurken lale'nin yaşadıkları sonrası güvenebileceği bir erkek görmesi ve haluk'u aralarında buna rağmen paylaşamamaları kardeş olmanın sanrılarındandı bence.

    plajdaki erkeğe yasemin'in tavrını not etmek istiyorum. diyebilirim ki o sahne benim için masumiyet'teki haluk bilginer tiradı kadar ağzıma sıçan bir sahne oldu.

    arada çemberimde gül oya'dan beri görmediğim mehmet ali nuroğlu'nu görme mutluluğunu yaşadım ki bence film içerisindeki en gereksiz karakter de ne yazık ki mehmet ali'ye rağmen ferit'ti.

    sene 2014 hala böyle sevgiliyi görmek istemiyorum çünkü moralim çok bozuk ama aslında o da it oğlu itmiş mesajı koymasınlar şöyle güzel filmlere ya.

    ve sonra muhteşem bir arka planda geçen kapanış diyalogu. iyi güzel hoş da film boyunca söylenmese de vuku bulduğu bilinen tecavüzün sözcüklere dökülüşü..vs. olmasa daha iyi olurdu yine bence.

    yoksa erkek dolu dolmuşa binip birbirlerinin yanında olduklarını bilmenin güveniyle eve doğru yola koyulmaları son derece manidardı.
    --- spoiler ---

    ama asıl güzel olan deniz, deniz, deniz...
  • 50. antalya altın portakal film festivali'nden en iyi film ödülünü cennetten kovulmak ile paylaşan, filmin yönetmeni ramin matin'in film-yön en iyi yönetmen ve en iyi yönetmen ödüllerini aldığı bir kardeş-kadın-insan filmi. takipteyiz...
  • sonuyla pik yapmış film olarak göze çarpan yapim. başından sonuna kadar belli bir ivmeyle gerilimi yükselmiş ve aslında bu ülkede kadın olmanin ne demek olduğunu hikayenin alt metninde oldukça iyi anlatmış film de diyebiliriz. filmde bir kaç noktanin gizemli bırakılması seyirciyi düşünmeye sevk ediyor.
  • ne göklere çıkarılacak kadar iyi ne de yerin dibine sokulacak kadar kötü olmamakla birlikte izlenebilitesi var filmin.
  • kusurlu bir kadın filmi.

    kadın oyuncular berbat. hele bir sahnede karşılıklı bağrışmaları var ki uğur arslan'ın yayınında psikopata bağlayan kadın bunlardan daha iyi. söyledikleri hiçbir kelime anlaşılmıyor. safi bağırış çağırış.
    kerim'i canlandıran eleman olmasa filmde tümden oyunculuk yok diyeceğim de, adam kurtarıyor biraz. zaten filmdeki bir iki mizah çabası da bu adamın sayesinde amacına ulaşıyor.

    lale ve yasemin'in diyalogları çok zayıf. hiçbir sohbetleri gerçekliğe ulaşmıyor seyircinin gözünde, bu sebepten çatışmaları da çok zorlama ve yapmacık.
    lale içine kapanık cinsel kimliğini reddetme çabasında, yasemin ise dışa dönük ve kadınlığını yaşayan bir tip (hesapta).
    sahildeki kabinde yaşanan sevişme sahnesi de görmelere seza. cesurca bir sahne çekeyim şanım yürüsün diye yola çıkılmış ama olabilecek en korkak sevişme sahnesi çekilmiş. yeşilçam'ın meşhur, adam kızı öper, yere yatırır sonra kamera çiçeğe zoom yapar sahnesiyle halletseydiniz oldu olacak.
    önce kadının sonra adamın kabine girmesi, bir süre sonra da kadının üstünü başını düzelterek kabinden çıkması yeterli olurdu halbuki. ama yok, illa kadının saldırgan sevişmesinden kareler görmemiz lazım! çok da gördük ya!

    bir diğer anlamadığım konu da şu; sosyal mesaj vereceğim diye neden kör gözüm parmağına bir anlatım tarzı seçilir ki?
    kadına şiddet, hikayenin merkezine alınmış, ya da öyle olması hedeflenmiş. eksik kısımlar -zayıf- diyaloglarla tamamlamaya çalışılmış. tabii ki olmamış.

    film kadına şiddeti falan anlatmıyor, anlatamıyor. ama iki kadının seyirciye yaptığı şiddet ve eziyeti çok güzel anlatıyor. o konuda kusursuzlar.
  • kusursuzlar çok çok iyi bir film. malzemesini müthiş dengeli kullanması, bir an bile aşırıya kaçmadan zirve anları yakalayabilmesi, daha da önemlisi gerçekten söyleyecek bir şeyleri olması artıları. etkisinden uzun bir süre çıkılamayan, olabildiğince abartısız ama bir o kadar derin ve sarsıcı başrol oyunculukları da öyle.

    film sıcak yumuşak renk ağırlıklı bir açılıştan sonra francois ozon filmlerini andıran bir sahneyle başlıyor. sonra adım adım, acelesiz bize elindekileri sunmaya başlıyor ki bu da filmden tek bir an bile kopmama nedenimiz. sonrasında ikili ilişkilerde küçük gerilim noktaları geliyor. bu anlar gerilim tonu daha yüksek bile verilebilirdi. filmin sonunda ise açılış sahnesine pek de uymayan yüksek kontrastta bir finalle karşılaşıyoruz.

    --- az sürprizbozan ---

    ama asıl filmi güzel, farklı kılan taraflarından bahsedeyim: 1- filme güzelce yedirilmiş mizah duygusu. sadeliği burada da görülen, filmin dokusuna cuk oturan ayarında bir mizah. örneğin her iki yemek sahnesi de şahane sahnelerdi. (bu noktada komşu kerim'in rolü daha rahat anlaşılabilir.) 2- filmin zirve noktalarının absürd sonla bitmesi. örneğin kumsaldaki vahşi sevişme sahnesi duygusal açıdan en yoğun sahnelerden biri iken sahnenin sonunda yaşlı teyzenin çıkagelmesi ve diyaloglar. bir de finaldeki yüzleşme sahnesinde, o çok sert, tüyler ürpertici anlardan sonra, iki kardeşin dolmuşa binip gitmesi. şok edici hızda normal hayata dönüş. (kardeşlerin nasıl ağlayarak şoförden yardım isediğini hatırlayın.)

    --- sürprizbozan ---

    hasılı, kusursuzlar'da fazla bir kusur bulamadım. çokça beğendim. filmde hissedilen bir eksikliği de -aslında eksiklik denemz, bir tercih- fatih özgüven çok güzel tespit etmiş:

    "film her ne kadar kızkardeşleri ‘selanik tarafları’na havale ediyorsa da, insan bu filmde onlardan daha fazlasını bekliyor, mesela kalkıp şakır şakır oynadıkları bir sahne vb. olmasını arzuluyor. (filmleri karşılaştırmak istemem ama aile histerisinin nefis bir düğünde oynama sahnesinde zirve yaptığı bir film de var.) ‘kusursuzlar’da eksik olan, basit adıyla ‘alaturkalık’. ‘memleket gerçeği’, mahalle histerisi, muhitin şuuraltı bazen bu kadar da basit bir şey. "

    http://www.radikal.com.tr/…en_gerilim_begen-1169979