*

şükela:  tümü | bugün
  • büyük kütleler uzayı ve zamanı büker, ışığın bile yanlarından bir doğru boyunca geçmesine izin vermezler. (öklid geometrisindeki doğru tabi).

    büyük kütlelerin yanından geçerken ışık doğrultu değiştirir. bu etki, aynı normal merceklerde olduğu gibi, ışığın ait olduğu kaynağın konumunun ya da boyutlarının gerçekte olduğundan farklı gözlemlenmesine sebep olur. kütlecekimsel mercek etkisi budur.

    (bkz: genel gorelilik teorisi)
    (bkz: kutlecekimsel kırmızıya kayma)
    (bkz: fotonun kutle cekimden etkilenmesi sorunsali)
  • mesela gunes tutulmasini bu etkiyi gunesde gozlemlemek icinde kullanirlar ah aklimda degildir ama gunesin yanindan gecen bir isigin bilmem kac derece kirildigini hesaplamislardi
  • ayrica kara delikleri visual olarak tespit etmeye olanak veren bir seydirde
  • galaksi kümeleri de kütleçekimsel mercek etkisi yaratırlar. bu sayede mercek olarak kullanılan kümenin ardında kalan galaksilerin görüntüleri daha büyük görünür. örneğin abell 2218 böyle devasa bir mercekmiş.
  • bilim insanları galaksileri gözlemlerken bu etkinin fazlalığından ötürü aslında galaksilerin göründüğünden çok daha fazla kütle içermesi gerektiği sonucuna varmışlar, böylece karanlık maddenin varlığını farketmişlerdir. şayet kütleçekimsel merceklenme olmasaydı evrenin %28'ini oluşturan kütlenin %23'lük kısmını oluşturan karanlık maddenin varlığından haberdar bile olamayacaktık.
  • (bkz: gravitational lensing)

    supernova patlamalarini onceden tahmin etmeye de yaradigi olur.

    kutlecekimsel merceklenme devasa kutlelerin uzay zaman dokusunu bukup, uzay dokusundan devasa bir mercek imal etmesi gibidir.

    boylece o devasa yildizin/gokadanin/karadeligin arkasında kalan bolge merceklenmeye ugrar. bu sebeple bu bolgenin arkasindaki bazi gokadalar ayni yerde birkac kere gorunebilir.

    hala anlamamakta israr eden suserlar surada 29 saniye icinde jetonlarini iade alabilirler.

    hubble uzay teleskobu datasini analiz eden bilim adamlari, ayni fotografta birkac tane goruntu vermis gokada da bir supernova patlamasini ilk olarak 2014 senesinde gozlemlediler.

    fakat diger goruntude henuz bir patlama gorunmuyordu. zira isik, kutlecekim merceginin etrafindan dolanirken degisik uzunlukta yollar kat eder bilindigi uzere.

    mercegin bir tarafindan kirilarak gelen isik daha erken bize ulasirken diger tarafindan gelen huzme uzay-zaman dokusunda daha uzun mesafe katetmesi gerektigi icin bize daha gec ulasir.

    bu duruma gore bir hesap yapan bilimadamlari, patlamanin diger goruntusunun 2016 yılında olacagini bulguladilar.

    yani 2014 senesinde gozlemlenen ve mercekten gectiginde nispeten hizli sekilde gelen huzme, yavas gelen isik huzmesinin onceden haberini veriyor. doganin tekrar gosterimi gibi birsey bu.

    orjinali tutunca bant yayini yapar bazen iste bize evren bu sekilde.

    kaynak
  • margherita bettinelli adındaki yüksek lisans öğrencisi tarafından, bu hafta hubble uzay teleskopu'nun decam kamerasından gelen görüntüleri incelerken yeni bir tanesi daha gözlemlenmiştir. einsten halkası (einstein ring) olarakta bilinen bu kütleçekim etkisi, ışığın uzay-zamanın aşırı oranda büküldüğü bölgelerde ışığın doğrultusunun değişerek dairesel bir yapı almasına verilen olay.

    şansa bak bende yüksek lisans yapıyorum,bırak hubble'ı bir dürbüne el atmışlığım şu hayatta. insan üzülüyor..
  • güneşin yarattığı kütleçekimsel merceğin odak noktasına yerleştirilecek bir uzay teleskobu, yüzlerce ışık yılı uzaklığındaki dış gezegenlerin 1000*1000 piksellik fotoğraflarını çekebilirmiş. yalnız bu odak noktası güneşe plüton'un yörüngesinden 14 kat uzakta olduğundan, şu anda fırlatılacak en hızlı araç dahi oraya 2060'lardan önce ulaşamayacakmış:

    http://www.popularmechanics.com/…/?src=socialflowtw

    not: şu anda çekilen dış gezegen fotoğraflarının bir ya da birkaç piksel detaylılığında olduğu düşünülürse, milyon piksel düzeyine çıkmak inanılmaz bir sıçrama olacak. bir fikir vermesi açısından, yukarıda linkini verdiğim makaledeki dünya fotoğrafı 1000*1000 piksel.
  • evrende pencereden dışarıya bakmaktan başka çaresi olmayan varlıklar için, güzellikten daha güzel bir avuntu daha olamayacağına sadece var olarak ve o olarak beni ikna edenime.

    -------------------------------------------------------

    evren ölü görüntülerden başka hiçbir şeye benzemiyor. en canlı renklere sahip süpernovaları bile, karbondan demire, bütün renklerini terk etmiş birer hayalet gibi görüyor gözlerim (işin kötüsü, merkezlerindeki canavar kara deliklerle uzaya kazık çakmış galaksileri de öyle). daha basit bir ifadeyle, hızlıca "ileri sardığımda" hiçbir şey seyir kadar azametli görünmüyor. her şey kendi kapasitesi kapsamında antik bir gelip geçicilik şarkısını mırıldanıyor. birçoğumuzun gözleriyle dinlemeye başladığı tek şarkı, uzayda başıboş dolaşan ışığın şarkısı (diğer bazıları, ışık olmayan görüntüleri de dinleyebiliyorlar) (bkz: ışık).

    belirli bir ışığın kaynağı bir kuasar, bir yıldız, hatta bir gama ışını patlaması bile olsa, yüksek enerjili parçacıklar veya fotonlar hâlinde geride kalan ışık, uzayı zamanlaştıran o büyük mesafelerde, biz pencereden bakıp onları gözlemlerken, milyonlarca yıl önce parlamış, patlamış ve uzaya dağılmış, hatta bir kara delikle birlikte buharlaşmış nesnelere ait olabiliyor (bkz: uzay zaman). yani gözlem anı, bir geçmişe tanıklık anından başka bir anlam taşımıyor (esasında ben şu kadim deniz kabuğu incisini andıran o gözlerin, sedef, yeşil, gümüş, lavanta, siyah ve daha doyumsuz birçok renge gebe bakışlarını izlerken bile, zamanda mütevazı bir yolculuğa çıkmış olurum). bu anlamda mekânda yolculuk, insani boyutlara göre zamanda yolculuk anlamına gelebiliyor. bugün bu prensiple, yani bir nevi zamanda yolculuk yaparak, o zamanlar uzayı daha sert ve sıcak bir biçimde dolduran arkaplan ışımasında yarattıkları çökmelerden bile, evrenin ilk anlarında oluşan o ilk yıldızları teorize edebiliyoruz. yani sadece ışık değil, ışıktaki değişim bile uzayda (zamanda) yolculuk yapabilen bir küçük haberci gibi.

    iyi bir asker olduğu kadar entelektüel ve zaman zaman çılgın kimliğiyle de ön plana çıkan şah ismail'in askerleri, rivayete göre, bir sefer sırasında düşman ordusuna mensup bir ulağı, şah ismail'in hazinelerinden birkaç parçayla yakalarlar. ulak, şah ismail'in huzuruna çıkarılır, şah ismail'in yardımcıları, ulağın boynunun vurulması hususunda fikir birliğine çoktan varmışlardır. fakat şah ismail, "durun bir dakika..." der; ulağa tüylerine özenle bakılmış bir at ve bir de sandık içinde başka mücevherler verdirir ve ulağı serbest bırakır. karargâha ulaşan ulağın getirdikleri karşısında, karargâhın ileri gelenleri şaşkınlıklarını gizleyemezler.

    uzayın derinliklerinden xvi. yüzyıl iran'ına inmemizin pek de masum sayılmayacak bir sebebi var. pencerelerimizden birine ulaşarak bizim için ulak niteliği kazanan ışınlar da, bazen uzayın derinliklerinde, bazı güçler tarafından, tabiri caizse esir alınabiliyor. ışığı esir alabilecek, daha isabetli bir deyimle saptırabilecek, hatta özel bir merceğin yaptığı gibi çoğaltabilecek bu güç, evreni ilk anından bu yana daha hızlı genişlemekten alıkoyan; evrenin genişleme hızında dengeleyici bir rol oynayan kütle. evreni dışarı doğru iten güçlerin* yanı sıra, içeri doğru çekmeye çalışan ve kütle sahibi bütün maddesel içeriğe bağlı olan bu olgu, şu anda bile kuantum fiziksel bir açıklamasının olmamasıyla bilim insanlarını meşgul ediyor. bize ulaşan ışığı deforme eden ve yolundan saptıran güçlerse, kütleyi, evrenin çeşitli noktalarında (genellikle galaksi merkezlerinde) birer sphynx gibi homurdanarak bir bilmece hâline getiren karadelikler. elbette çok büyük kütleleri gök cisimleri de bu işleve sahip, fakat kara delikler bu işin demirbaşları konumunda.

    dünyadaki pencerelerimizden birine (diyelim james webb uzay teleskobu'na), çok uzaklardaki bir galaksinin merkezinde gerçekleşen vahşi bir avlanma yansımış olsun (bu olay, bir parlak bir galaksi kümesinin yaydığı ışıktan ibaret de olabilir). zavallı bir yıldızın dış tabakası, uzak galaksinin merkezindeki süper kütleli kara deliğin toplanma diskinde toplanmaya başlıyor; önce yıldızın koronasını emen kara delik, sonra da yavaş yavaş yıldızı deformasyona uğratarak eziyor olsun. şu manzarada kara deliğin olay ufku etrafında gelişen ne varsa, bizim deneyimlediğimiz gerçekliğe hiçbir şekilde benzemeyeceğini tahmin etmek zor değil. inanılmaz bir kütleçekim kuvveti, bütün maddelere (kendi ağzında gerçekleşen belirip yok olmalara bile (bkz: hawking ışıması)) uzayı dar edip, sıra hâlinde her şeyi olay ufkundan içeri çekiyor (bu, evreni genişleten güçlere karşı, kütlenin bölgesel olarak kazandığı bir zafer niteliğinde). toplanma diskinde toplanan maddesel içerik, sürtünme kuvvetini de doğuran aşırı boyutlardaki kütleçekim kuvvetiyle birlikte ısınarak ışımaya başlıyor. ışımayı meydana getiren yüksek enerjili fotonların büyük bölümü, kütlesiz olmalarına rağmen (fakat kütlenin eşdeğeri olan enerjileri sebebiyle*) olay ufkundan kaçamıyorlar. galaksinin merkezindeki, bu fiziğin sınırlarını zorlayan olaylar, galaksiyi dikkat çekici derecede parlatıyor. kara deliğin muazzam kütleçekim kuvveti, galaksi çapına adeta hâkim oluyor. bütün bu manzaradan kurtulan yüksek enerjili fotonlar, penceremize ulaşana kadar, deyimi yerindeyse binbir badire atlatıyor; uzay kılığına girmiş zaman, ışığı şekilden şekle sokuyor. bunda aracı olan faktör, yine kütleçekim alanını domine eden bir dev galaksi, bir galaksi kümesi ya da devasa bir yıldız olabilir. yarı yolda, bu denli şiddetli bir şekilde eğilip bükülmüş bir uzay zamana dâhil olan ışık, karakterini kaybederek başka bir karakter kazanıyor.

    biraz yolundan sapmış, hatta biraz da fazladan enerjiyle yüklenmiş olan görüntü, artık dosdoğru penceremize doğru yönelmiş durumda. penceremize ulaşan görüntü, bir eksen üzerinde, iki adet; hatta belki bir (+) işareti oluştururcasına, aynı ışın modülünün simetrik bir deseni niteliğinde (bkz: einstein haçı)!

    ben tam da bütün bunları gözlemlemek üzere hayat yolumda yürümeye devam ediyorken, günlerden bir gün, bütün bu uzay zaman cilveleri cazibesini kaybetti. onu görmüştüm; kütleçekimsel mercek etkisini bile içeriyordu! içine sokulup orada yaşayabileceğim, o bir bernstein* senfonisini andıran tutkulu ve dolgun galaksi dudakların çevresindeki kas grupları, o gülerken o kadar güzel kasılıp küçük bozulmalar yaratıyordu ki, evrenin bütün mercekleri cazibelerini yitirmişti. artık bilmek değil, inanmak istiyordum. bütün idealler, güzelliğiyle su perilerinin lanetini toplayan fenikeli bir genç kızın koynunda sakladığı koruyucu büyüde ya da o dillere destan khnumt-amun hatşepsut'un boynuna dizilecek kara deliklerden yapılma kolyelerde birleşmişti. onun kollarıma vereceği ipek saçlı, kadim isimli ölümsüz, hayat bahçemin en güzel ağacı olacaktı.