şükela:  tümü | bugün
  • öncelikle burada kutsal kitap olarak adlandırdığım kitaplar tevrat, zebur ve incil'dir. yani içerisinde kuran-ı kerim ya da diğer başka din kitapları ile ilgili bir bilgi bulunmamakta. zaten hal-i hazır'da kuran ile ilgili çelişkilerden bahseden başlıklar var.

    bu konuyu gündeme getirirken amacım elbette iman ettiğim kutsal kitap'ta çelişki olduğunu düşünmem değil. bu başlığın amacı imanda büyümeye devam eden bir hristiyan olarak kutsal kitap okumalarında kafamı karıştıran ve çelişkiymiş gibi gelen ayetler ile ilgili sorular yönelttiğim kilise önderlerinden gelen cevapları arşivleme isteğim. belki ileride kutsal kitap okumak isteyen ve kafası benzer ayetlerle ilgili karışan kişiler de bu başlıktaki yorumlardan faydalanır.

    tekrar belirtmekte fayda görüyorum; kutsal kitap'ın ilk ayetten son ayete kadar bir bütünlük içinde olduğuna ve isa mesih'i müjdelediğine iman ediyorum. çelişki sandığım konular da aslen kimi zaman yahudi kültürünü tanımamaktan, kimi zaman da grekçe bilmemekten kaynaklandığını tecrübe ettim.

    kutsal ruh'un yardımı olmadan rab'bin sırlarına vakıf olmak mümkün değil. defalarca kez baştan sona okumuş olmama rağmen her defasında bana yeni şeyler öğreten ruh'a hamdolsun.

    her soruyu ayrı entry olarak gireceğim ki isteyen aradığını daha çabuk bulabilsin.

    rab lütfen bu çalışmayı genişlet, bereketle ve ekilen tohumları sula diye dua ediyorum. sen yaşam kaynağımız, yol ve gerçeğimizsin rab. daha çok canlar kurtulabilsin istiyoruz, yaşam amaçlarını öğrensinler ve günaha tutsak yaşamlarından kurtulup sende özgür olsunlar diye yalvarıyoruz ya rab. isa mesih'in diri adıyla, amin.
  • ilk konu golyat'ı kim öldürdü?

    hepimiz davut ve golyat'ın hikayesini bir şekilde duymuşuzdur. kutsal kitap'ın en meşhur hikayelerinden birisidir. genç davut gat'lı dev golyat'ı yere sermiştir ve bu gerçekten de israil halkı için önemli bir ilham kaynağı olmuştur.

    yalnız ne gariptir ki 2. samuel 21:19'da şöyle der: "israilliler'le filistliler arasında gov'da bir savaş daha çıktı. beytlehem'li yareoregim'in oğlu elhanan, gat'lı golyat'ı öldürdü. golyat'ın mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi."

    peki bu durum bir çelişki midir? golyat'ı davut mu öldürdü yoksa elhanan mı?

    cevap şu şekilde;

    öncelikle 1. tarihler 20:5'e bakalım ne diyor: bu iki kitap aynı dönemden bahseder ve burada şöyle der: "israilliler'le filistliler arasında çıkan bir başka savaşta yair oğlu elhanan, gatlı golyat'ın kardeşi lahmi'yi öldürdü. golyat'ın mızrağının sapı dokumacı tezgahının sırığı gibiydi."

    peki diğer ayette neden bu detay verilmemişti? yahudi kültürüne göre ailede biri öldüğünde soyunu kardeşi devam ettirirdi (bir erkek evlendiğinde karısından çocuk sahibi olmadan ölürse, diğer erkek kardeş kadını eş olarak almak ve kardeşinin soyunu sürdürmek zorundaydı). doğan çocuklar da ölen ağabeyin çocukları sayılırdı. elhana, golyat'ın kardeşini de öldürürken abisinin olası soyunu da sonlandırdığı için bu anlamda golyat'ı adeta "tekrar" öldürmüş oldu.

    ilk etapta çelişki var gözükse de rab'bin sözünde ne bir çelişki ne de değişim vardır.
  • anlaşılması için tefsir gibi açıklamalara ihtiyaç duyulması.

    yani kutsal ama senin anlaman için tanrı'nın sözü yeterli değil, illa bir başkası açıklamalı.
  • isa incil'in neresinde ben tanrı'yım diyor? yuhanna müjdesi'ni dışarıda tutarsak matta, markos ve luka'da buna dair bir işaret görebilir miyiz? eğer yoksa, bu bir çelişki değil midir?

    esasen isa'nın kötürümleri, cinlileri iyileştirirken "günahların bağışlandı" demesi tanrı olduğunu beyan etmesiydi. çünkü günahları tanrı'dan başka kimse bağışlayamazdı. bunu bir kenara bıraksak dahi matta 21:16'da şu ayet karşımıza çıkar:

    "isa'ya bunların ne söylediğini duyuyor musun?" diye sordular. "duyuyorum" dedi isa. "siz şu sözü hiç okumadınız mı? küçük çocukların ve emziktekilerin dudaklarından kendine övgüler döktürdün"

    burada isa kendisinden yaklaşık 1000 yıl önce yazılmış mezmurlar kitabı'na gönderme yapmaktadır. mezmurlar ülkemizde zebur diye bilinen kitaptır. orada 8:1-3'te mezmur yazarı rab'be hitaben kutsal ruh'un esiniyle şöyle demektedir:

    ey egemenimiz rab,
    ne yüce adın var yeryüzünün tümünde!
    gökyüzünü görkeminle kapladın.
    çocukların, hatta bebeklerin sesiyle
    set çektin hasımlarına,
    düşmanı, öç alanı yok etmek için.
    seyrederken ellerinin eseri olan gökleri,
    oraya koyduğun ayı ve yıldızları,

    sırf bu ayet bile rab'lik iddiasını doğrular. kaldı ki isa sokaklara çıkıp "ben rab'bim" deseydi kimse onu ciddiye almazdı, deli der geçerlerdi. ama "günahların bağışlandı" dediğinde, "insanoğlu şabat günü'nün de rabbi'dir" dediğinde yahudi din adamları ne demek istediğini çok iyi anladılar. öyle ki, onu öldürmek için planlar yaptılar ve sonunda çarmıha gerip öldürdüler. ancak o üç gün sonra dirildi ve yüzlerce kişiye göründü. ardından baba'nın sağına yükseldi ve tekrar gelişini bekliyoruz.

    tez gel ya rab isa!
  • vaftizci yahya isa mesih'in kimliğinden emin miydi? o'nun tanrı oğlu olduğuna, beklenen kurtarıcı mesih olduğuna gerçekten iman etti mi? bu sorunun cevabı bir ayete göre "evet", bir başka ayete göre "belki" olursa ortada bir sorun vardır!

    kutsal kitap'ın en önemli özelliği içinde gri olmamasıdır, belki, biraz, sanki yoktur! her şey siyah ve beyaz kadar nettir. o halde bu sorun nereden kaynaklanmaktadır?

    önce ayetlere bakalım.

    matta 3:13-15 --> bu sırada isa, yahya tarafından vaftiz edilmek üzere celile'den şeria nehrine, yahya'nın yanına geldi. 14ne var ki yahya, «benim senin tarafından vaftiz edilmem gerekirken sen mi bana geliyorsun?» diyerek o'na engel olmak istedi. isa ona şu karşılığı verdi: «şimdilik buna razı ol! çünkü doğru olan her şeyi bu şekilde yerine getirmemiz gerekir.» o zaman yahya o'nun dediğine razı oldu.

    bu ayetlerden anlıyoruz ki yahya isa mesih'in kim olduğunu biliyordu. şimdi de aynı kitap'ın 11'inci bölümüne bakalım, 2 ve 3 no'lu ayetler:

    tutukevinde bulunan yahya, mesih'in yaptığı işleri duyunca, o'na gönderdiği öğrencileri aracılığıyla şunu sordu: «gelecek olan sen misin, yoksa başkasını mı bekleyelim?»

    nasıl yani? yahya neden öğrencilerine bu soruyu sorma ihtiyacı duyuyor?

    çünkü yahya tutukevinde ve iman'da bir düşme yaşıyor. o dönemki yahudiler için mesih yani kurtarıcının asli görevi onları roma zulmünden kurtarmaktı. oysa isa gelmesine rağmen roma işgali devam ediyordu. kısacası herkes dünyevi bir krallık belkiyordu ancak isa'nın krallığı bu dünya'dan değildi. bu ruhevi krallıktan sonra yahya "acaba?" dedi ve iman'da bir düşme yaşadı.
  • birden fazla olmaları zaten çelişkidir. bakın, insanlarla kontak kurduğu iddia edilen bir tanrının bunu herkese kanıtlaması gerekirken, kanıt işini başka bir yaratılmışın iddiasına bırakması, insanlarla kontak kurmak isteyen bir tanrının yapacağı bir şey değildir, tanrının böyle bir şey yapacağını düşünmek bile tanrının zekasıyla alay etmektir. dolayısıyla adına insan denilen canlıyı bir bilinçle, bir amaç uğruna yaratan ve sonrasında onunla iletişime geçmeye çalışan ve iletişime geçtiği anlarda bu canlıya uymasını istediği kuralları ileten bir tanrı başlı başına bir çelişkidir. cebrail efendinin , tüm dünyayı bırakıp, arap yarımadasında (ne büyük tesadüf, hep arap yarımadası), bir mağaraya gelip, serinlikte uyuklamakta olan bir adama, inandığınız tanrının elçisi olduğunu muştuladığını doğrulayamadan, inandığınız tanrıdan geldiğini savladığınız kitapların içinde yazanlarla boşuna zaman kaybediyorsunuz. sonsuz evreni okyanusa benzetelim. ve dünya, birazda büyüterek okyanusta bir tenis topudur diyelim. ve bu top, okyanusun neresinde bilinmiyor. neden ? çünkü o tenis topundan katrilyonlarca var da ondan. binlerce gezegenin içinde nasıl canlılar varsa, bizim tenis topunun içinde de canlılar var. ancak, bizim canlılar, okyanusun zaman dilimine göre sadece 6 saat ömrü olan canlılar. her neyse, okyanusun içinde ki tenis topunun içinde yaşayan virüs gibi canlılardan birileri, çevrelerinde kandıracakları safların bolluğu karşısında, değme politikacılara taş çıkartırcasına başlıyorlar atıp tutmaya; ben, okyanusu yaratanla konuştum. bana, sen benim bu tenis topu içinde ki elçimsin dedi. ve aradan bir süre geçip de, politikacı palazlanınca, okyanusu yaratan bana sen olmasaydın, bu okyanusu yaratmazdım dedi. yaşa var ol alkışları... iyi de, kimse sorgulamamış mı, bunca hesapsız vicdansız yalanları. elbette sorgulayamazlardı. zira sorgulayanların başlarına gelenler, sorgulamak isteyenlerin kulaklarına küpedir.
  • aslında bu başlığı açarken daha önce kutsal kitap'ı okumuş arkadaşların da gördükleri çelişkili kısımlardan bahsedeceklerini tahmin etmemiştim ancak çok güzel bir durum ortaya çıktı. özgürce fikirlerimizi dile getirebiliyoruz. madem öyle, buraya yazan mesih imanlısı olmayan arkadaşların belirttikleri kısımlara elimden geldiğince ve bilgim yettikçe değinmeye çalışacağım. amaç haklı veya haksız çıkmak değil, yanlış bilien şeyler varsa (iki taraf adına da) düzeltmeye çalışmaktır.

    entry bu; (bkz: #73244187)

    yazar dostum diyor ki;

    1- tarihi kronolojiye göre markos daha öncedir. ve markos kitabında isa'nın tanrısallığına dair en ufak bir belirti yoktur.

    oysa markos kitabı'nın ilk cümlesi şöyledir: "tanrı'nın oğlu isa mesih'le ilgili müjdenin başlangıcı." isa'dan tanrı oğlu diye bahseder, ki bunun tanrı olmaktan farkı yoktur. hristiyanlar olarak bizler de yuhanna müjdesi'nde denildiği gibi kendimizi tanrı'nın çocukları olarak adlandırırız ancak bu ifade ile tanrı oğlu ifadesi elbette aynı şey değil.

    sadece bu ayet değil elbette, şabat ile ilgili konuda da "ben şabat günü'nün de rabbi'yim" derken neyi kastetmiş olabilir?

    bir sept günü isa ekinler arasından geçiyordu. öğrencileri yolda giderken başakları koparmaya başladılar. ferisiler isa'ya, «bak, sept günü yapılması yasak olanı neden yapıyorlar?» dediler.
    isa onlara, «davut'un, kendisi ve yanındakiler aç ve muhtaç kalınca ne yaptığını hiç okumadınız mı?» diye sordu. «başkâhin aviyatar'ın zamanında davut, tanrı'nın evine girdi, kâhinlerden başkasının yemesi yasak olan adak ekmeklerini yedi ve yanındakilere de verdi.» sonra onlara, «insan sept günü için değil, sept günü insan için yaratıldı» dedi. «bu nedenle insanoğlu sept gününün de rabbidir

    insanoğlu isa mesih'in kendi için kullandığı tabirlerden biridir, incil'e aşina olanlar hatırlayacaklardır.

    ayetlere devam edelim: kötü ruhlar da o'nu görünce ayaklarına kapanıyor, «sen tanrı'nın oğlusun!» diye bağırıyorlardı. ama isa, kim olduğunu açıklamasınlar diye onları sıkı sıkıya uyardı.

    bir diğer ayette şöyle demekte;

    isa tapınakta ders verirken şunu sordu: «nasıl oluyor da din bilginleri, `mesih, davut'un oğludur' diyorlar? davut'un kendisi, kutsal ruh'tan esinlenerek şöyle demişti:

    rab rabbime dedi ki,
    ben düşmanlarını
    senin ayaklarının altına serinceye dek
    sağımda otur.

    davut'un kendisi o'ndan rab diye söz ettiğine göre, o nasıl davut'un oğlu olur?»
    oradaki büyük kalabalık o'nu sevinçle dinliyordu.

    bu örneklerin hepsi de markos kitabından. daha önce de belirttim, eğer sokak sokak gezip "ben tanrı'yım" deseydi kimse onu ciddiye almazdı. ancak bu paylaştığım ve benzeri sözleri yahudi bilginleri o kadar iyi anladılar ki onu öldürerek kurtulmaya çalıştılar.

    bir diğer savı da şuydu yazar arkadaşımızın;

    2- "günahların bağışlandı" diyor isa, markos'un kitabında. bu sadece tanrı'ya mahsustur ama sadece tanrı mı söyleyebilir? peki isa'nın "insanoğluna bu yetki verildi" cümlesindeki insanoğlu kim? peki 'yetki vermek' dediğimde sen ne anlıyorsun? patronun sana, işe alım yetkisi verdiğinde, bu senin patron olduğunu mu gösterir? o zaman sen demez misin, "ik işçilerine bu yetki verildi" ? kavramların birbirine karışması budur işte. basit bir dedüksiyon ile sorun çözülüyor.

    evet günahların bağışlandı sözünü ağzı olan herkes söyleyebilir. ancak bunu ne zaman kullandı isa? bir kötürüm vardı, ona günahların bağışlandı dedi ve o kötürüm yürümeye başladıysa burada bir dakika durup düşünmek gerekmez mi?

    ayetlere bakalım;

    isa bir kayığa binip karşı kıyıya geçti ve kendi kentine gitti. kendisine, şilteye yatırılmış felçli bir adam getirdiler. onların imanını gören isa felçliye, «oğlum, cesur ol, günahların bağışlandı» dedi.
    bunun üzerine bazı din bilginleri içlerinden, «bu adam tanrı'ya küfrediyor!» dediler.
    onların ne düşündüklerini bilen isa dedi ki, «yüreğinizde neden kötü düşüncelere yer veriyorsunuz? hangisi daha kolay? günahların bağışlandı' demek mi, yoksakalk, yürü' demek mi? ne var ki, insanoğlu'nun `yeryüzünde günahları bağışlama yetkisine sahip olduğunu` bilesiniz diye...»

    insanoğlu'nun isa mesih'in bir sıfatı olduğunu belirtmiştim, yazar dostumuzun merak ettiği konulardan biri de buydu. "insanoğluna bu yetki verildi" derken de tanrı'nın ona verdiği yetkiden bahsediyordu. isa mesih'in kimliği düşündüğünüzden çok farklıdır. o hem 100% tanrı, hem 100% insandır. akla, mantığa sığmaz diye düşündüğünüzü tahmin ediyorum. tanrı'nın tasarısı, kimliği akıl ve duyu organlarıyla kavranabilse ve tamamiyle özümsenebilse ona hala tanrı der miydik?

    hem tanrı hem insan olma kısmını daha önceki entrylerimde yazmıştım diye hatırlıyorum. unutmazsam buraya link veririm.

    eski ahit'te isa'yı birerbir anlatan 300 civarı referans ayet var. buraya yazmayacağım sevgili dostum. yeşeya 53'üncü bölüm tek başına yeterli. isa'dan 500 sene önce yazıldı ve tıpatıp isa'nın yaşadıklarını anlatmakta. tarih, sosyoloji, psikoloji bilmiyordum bu sene sosyoloji bölümüne başladım ve öğrenmek için çaba sarf ediyorum buna inanabilirsin.

    hiç bir zaman çok bildiğimi iddia etmedim. çünkü kutsal kitap'ta "bilgi insanı böbürlendirir, sevgi ise geliştirir" der. tanrı insanın gurur duyduğu her şeyden tiksinir.

    son olarak belirtmek isterim ki burada misyonerlik gibi bir amacım da yok. çünkü rab'bin benim onun misyonunu yürütmeme ihtiyacı yok. rab sadece onun hakkında duymak isteyenlere benim adıma konuş, karşılıksız aldığını sen de insanlara karşılıksız ver diyor. yürekleri değiştiren ise rab'bin kendisidir.

    sizler sormaya devam ettikçe ben de cevaplamaya devam edeceğim. ancak biliyorum ki: "gerçek savunulamaz, açıklanamaz veya hafifletilemez. gerçek olduğu gibidir."
  • yüzde 99 müslüman olan bir ülkede sadece başkasının kutsal kitabını eleştirebilmek, aksi takdirde “(müşrikleri) onları yakaladığınız yerde öldürün” emrinin mağduru olmak olasılığı bunlardan birkaçı değildir.
  • isa'nın bir efsane olup olmadığı çokça tartışılır, çoğunlukla en büyük çelişki olarak da bu kabul edilir. ne gariptir ki ondan yüzyıllar önce yaşamış peygamberler için dahi "acaba?" denmezken isa için hep bir soru işareti vardır. bunun nedeni aslında basit, çünkü isa ne musa, ne davut ne de diğer peygamberler gibiydi. diğer tüm peygamberler günah işlediler. misal musa adam öldürdü, davut evli bir kadınla yattı, süleyman ise kadın düşkünüydü ve ömrünün sonunda cariyelerinin putlarına tapındı. ama isa öyle mi? onun hiç bir günahı yoktu.

    zaten bu yüzden mükemmel kefaret kurbanı olabildi. gerekli üç özelliği de sağladı.

    1) 100% insandı: tanrı yaratılış kitabında adem ve havva'nın günaha düşmesinden sonra onlara deriden giysiler giydirerek tarihin ilk kurbanını kesmişti ve sonrasında da mesih'e kadar bu kurban geleneği devam etti. detaylara girmiyorum ancak günahın cezası ölüm olduğu için başka masum bir canlı (kuzu, koyun vb) kurban edilerek bir süreliğine günahtan arınma sağlanıyordu. bir süreliğineydi çünkü insan günah işlemeye devam ediyordu. böyle olunca da her yıl kurban kesilmeye devam ediliyordu. kaldı ki benim son marka bir spor arabamı ödünç alıp çarpsanız ve kullanılamayacak hale getirip onun yerine sıradan bir araba verseniz elbette kabul etmem, kimse de etmez. madem suçu işleyen insan, kefaret olarak da bir insan kurban edilmeliydi.

    2) 100% tanrı'ydı: sağlanacak kurtuluşun sonsuza dek geçerli olması gerekiyordu. sonsuzluğa sahip tek şey tanrı'dır, bu nedenle kurbanın tanrı olması gerekiyordu.

    3) günahsızdı: eğer mesih günah işleseydi, çarmıhtaki ölümü sadece kendi günahlarına karışık gelirdi oysa günahsız olduğu için herkes adına ölebildi. bu tıpkı bataklığa düşüp ardından kendi kirli ellerimizle kendimizi temizlemeye benzerdi, oysa bizi temizleyebilecek tek kişi elleri temiz biri olabilir.

    paylaşılan kaynağa baktım ve belli önkabullerle yazıldığını farkettim. olsun sorun değil, mutlaka öğrenilecek bir şeyler vardır. ben de bir link paylaşayım isa'nın mit olduğunu düşünenlere. aynı sitede farklı içeriklerde de konular bulabilirsiniz. tüm yazılanların kaynağı var ki burası önemli. uydurma yazılar değil. rab hepinizi berketlesin ve krallığına kabul etsin.

    http://inciltarihi.com/…graph/isa-bir-efsane-midir/
  • şöyle demiş yazar arkadaşımız ve çelişki olduğunu söylemiş;

    4- kanadalı kilise pastörümüz mike martin bana şöyle dedi: "tanrı, insanı anlamak için insan kılığında dünyaya geldi" ve "karınca ile insan gibi. karıncayı tam olarak anlaman için onun gibi olman gerekir". buradaki akıl almaz mantıksızlığı görebiliyor musun? şah damarımızdan yakın kabul edilen, her an - her yerde var olan bir tanrı... kendi yarattığı çok sıradan bir varlığı anlamak istiyor, yani tanrının bir şeyi anlaması için böyle işlemlerden geçmesi gerekiyor. yani tanrı mükemmel değil. aslında biraz zeus gibi, ra gibi, odin gibi.. :)

    öncelikle şunu belirtmekte fayda var; tanrı insan bedeni alarak insanı anlamaya çalıştı diye tanrılığından bir şey kaybetmedi. bu mantıkla bakarsak daha yaratılış bölümünde tanrı ve adem'in diyaloğunda tanrı adem'e "neredesin?" diye soruyor. tanrı adem'in nerede olduğunu bilmediği için mi soruyor? elbette hayır. rab orada bize bir noktayı belirtmek istiyor. ben nerdesin, ne yaptın diye sordum ama adem tövbe etmek yerine suçu havva'ya attı demek istiyor. bu tanrı'nın mükemmel olmadığnı göstermez, bizi çok ama çok sevdiğini gösterir.

    bu konuya incil'de şu şekilde değinilir (filipilier:2-6-11)

    mesih, tanrı özüne sahip olduğu halde, tanrı'ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. ama yüceliğinden soyunarak kul özünü aldı ve insan benzeyişinde doğdu. insan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı. bunun için de tanrı o'nu pek çok yükseltti ve o'na her adın üstünde olan adı bağışladı. öyle ki, isa'nın adı anıldığında göktekiler, yerdekiler ve yer altındakilerin hepsi diz çöksün ve her dil, baba tanrı'nın yüceltilmesi için isa mesih'in rab olduğunu açıkça söylesin.

    eğer konuyu saçma olmaya indirgeyeceksek buna da rab incil'de gerekli cevabı veriyor. o ayeti alıntılayım ama amacım ikili gerginlik oluşması değil, saçma ya da akıldışı diyerek ruhsal bir konuyu kestirip atmanın anlamsızlığını vurgulamak. burada deniz seviyesinde su 250 derecede kaynar dense verilecek tepki "tanrı beden alıp aramıza geldi" dediğimizde verilince garip oluyor.

    tanrı musa'ya çalıda yanan ateşte ve dağda göründü, daha doğrusu tecelli etti. çalıya, dağa tecelli eden rab neden insan bedeninde tecelli etmesin? beden alıp yüceliğinden soyunarak insan olmasın?

    ne diyordu ayet; (1. korintliler 2:14)

    doğal haliyle kişi, tanrı'nın ruhuyla ilgili gerçekleri kabul etmez. çünkü bunlar ona saçma gelir. ruhça değerlendirildikleri için de bunları anlayamaz.